08 Nisan 2016

Bir askere asla “siz savaşın bedelini bilmezsiniz” demeyin!..

Ölüm Emri: “Bir askere asla ‘sizler savaşın bedelini bilmezsiniz’ demeyin!”

ÖLÜM EMRİ            X  X  X  1/2
(Eye in the Sky)
Yönetmen: Gavin Hood
Senaryo: Guy Hibbert
Görüntü: Haris Zambarloukos
Müzik: Paul Hepker, Mark Kilan
Oyuncular: Helen Mirren, Aaron Paul, Alan Rickman, Phoebe Fox, Barkhad Apti, Jeremy Northam, Gavin Hood, İain Glen, Daniel Fox, Monica Dolan
Amerikansfilmi.

 

   Gavin Hood Güney Afrikalı bir yönetmen. Aynı zamanda yazar, oyuncu. Yönetmenlikte 2005’deki Tsotsi’yle başlayıp Rendition- Yargısız İnfaz, X Men: Wolverine, Ender’s Game- Uzay Oyunları gibi farklı ve ilginç filmleri var.

   Ölüm Emri onun filmlerinden en çok Yargısız İnfaz’a benziyor. Bu da ABD’nin, ama belki bu kez daha çok İngiltere’nin (aslında genel bir bakışla batı dünyasının) uzak ülkelerde terör ve iç savaş konularına yaklaşımını temel olarak alıyor.

  Filmin konusu elbette günümüze daha yakın duruyor. Gerçekten de konu Afrika’nın talihsiz ülkelerinden Kenya. Ve orada ortalığı hallaç pamuğu gibi atan bir İslami cihad örgütü.

   Toplu kıyımlar gerçekleştiren örgütte aslen biri İngiliz kadını, öbürü de Amerikalı olan iki savaşçı da var. Örgütün onlar dahil önemli liderlerinin Nairobi’de bir evde buluşacağı öğreniliyor. Ve ilke olarak onları öldürmek değil, ama tutuklamak üzere bir plan hazırlanıyor.

   Ama plan yürümüyor. Öncelikle, buluşma örgütün tümüyle denetimi altında bir yerleşimde yapılıyor. Göğüs göğüse savaş değil, ancak havadan müdahale mümkün. Yoksa tam bir kıyım olacak!..

  Ancak en son teknolojiyle (ve uçan bir dev sinek aracılığıyla!) yapılan ve birçok askeri merkezden izlenen naklen yayında, o evde bellerine bombalar bağlanarak eyleme yollanmak üzere hazırlanan insanlar gözleniyor. Büyük kıyımları önlemek için, evin vurulması kararını alıyor, işin başındaki İngiliz kadın albay Katherine Powell…

   Ancak bu, ilgili tüm siyasetçileri ürkütüyor. Ya çevrede çok ölüm olursa, ya dökülen kanın faturası onlara kesilirse… O canlı bomba eylemlerinin çok daha fazla kan dökeceğini bilenler, başta askerler, acil müdahaleyi savunuyor. Ama özellikle İngiliz siyasetçileri, çeşitli bakanlardan bizzat başbakana, bundan korkuyor ve sürekli sorumluluğu başkalarına yüklemeye çabalıyor.

  Tam müdahale kararlaştığında,  bu kez köyden bir kızcağız evde annesinin yaptığı ekmekleri getirip tam da o evin önünde satmaya başlamaz mı? Sırf onu öldürmeyi göze alamayan merhametli (!) politikacılar ve de o ‘dron'u yollayacak olan pilot ekibi, her şeyi yeniden tartışmaya açıyorlar. Ve müdahale gecikiyor.

  Bu ilginç film, sonuç olarak izlemesi biraz yorucu ve giderek tekdüze bir atmosfer taşıyor. Sanki ana temaları siyaset, askerlik ve terör olan bir oyun izler gibi… Ama tartışmalar aslında öylesine ilginç ve günümüzde yaşananlarla öylesine yakınlık içinde ki… Bu açıdan, dünya çapında terörle mücadele konusunda çok şey öğrenebilirsiniz.

  Elbette "asker her durumda savaş ister, siyasetçi ise öncelikle barışı düşünmelidir" denebilir.  Ayrıca bu genelde doğru da olabilir.

    Ama burada bu ilkeden çok, kişisel ve ‘koltuksal’ kaygılar ortaya çıkıyor. Savaşın gerekliliği açıkça görülse bile, kimse kolay kolay evet demiyor. Ve sorumluluk alamıyor.

  Evet, elbette insan hayatı kutsaldır. Tek bir kişi olsa bile… Bizim gibi temelde insanı pek önemseme geleneği olmayan bir topluma karşı, batı kuşkusuz insanı, bireyi daha çok korur. Bireycilik batıdan yeşermiş bir ilke ve hayat görüşüdür. 

   Ancak dediğim gibi, burada sorun her bir sorumlu makamın ve kişinin kendi konumunu ve pozisyonunu ne yapıp edip koruma savaşına dönüşüyor. Belki bir ölçüde asıl vurucu güç olup daha samimi gözüken iki genç pilot dışında… Dolayısıyla ortaya tam bir sağırlar diyalogu çıkıyor. Ekranlardan yansıyan somut gerçeklerle ilişkisi olmayan… Hazin ve üzücü bir manzara…

   Film her şeye karşın ilgiyle izleniyor. Sanırım terörü ve canlı bomba olayını yaşayan tüm ülkelerde olacağı gibi… Helen Mirren için önemli bir rol değil bu. Çerez kabilinden bir şey…

     Genç oyuncular Aaron Paul, Phoebe Fox inandırıcı. Yönetmen Hood da binbaşı Ed Walsh olarak bizzat karşımıza geliyor.

    Alan Rickman ise ölümünden önceki son rolünde filme çok şey katıyor. Ve son jenerikteki anılmayı hakediyor.

    Filmin akıllarda en çok yer etmeye aday sözü de ondan geliyor:

“Bir askere asla ‘sizler savaşın bedelini bilmezsiniz’ demeyin!”


YARIN: YENİDEN BAŞLA

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktörün tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasınını bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.