21 Şubat 2018

Ahmet Hakan'ın görkemli dönüşü

Bize bir büyük TV kanalının ve başat bir gazetenin bu sorunlara en etkileyici biçimde, ama belli bir mizahı ve de açık bir tarafsızlığı koruyarak yaklaşmasındaki güzelliği hissettirdi

Ahmet Hakan’ı bu sitede yakın zamanda ağır biçimde eleştirmiştim. Özellikle de Kemal Kılıçdaroğlu ve yeni İstanbul İl Başkanı için yaptığı eleştirilerin ağırlığını ve bunun özellikle TV haberciliğinde sahip olunması gereken asgari tarafsızlığı bence yok ettiğini belirtmiştim.

Ahmet Hakan bir haftalık bir ‘grip izni’nden sonra döndü. Ve de hoş geldi. Pazartesi günü hem köşesindeki yazıları, hem Kanal D Haber’deki programı bence çok başarılıydı. Giderek o akşamki haber sunuşunun tümüyle arşivlerde saklanmasını öneririm: öylesine önemli bir belge oluşturacak ki... Medya ve siyaset ilişkileri açısından...

Öncelikle Hürriyet’te Kılıçdaroğlu’nu tam bir hedef tahtası yapan iktidara karşı, onun temel özelliğinin “iyi bir insan” oluşunu yazdı. En inandırıcı biçimde...

Bu bir açıdan, kendisinin de bir yazısında itiraf ettiği üzere, Kemal beye yaptığı haksızlıkların özrü gibiydi. Öyle ya, günümüzde hangi siyasetçi için hemen ve ilk ağızda ‘iyi bir insan’ nitelemesini yapabilirsiniz? Koca bir başlıkla, birçok örnekle...Ve de Gustave LeBon’dan Ali Ercan Beyefendi’ye (bir halk ozanımız) kimi kalem sahiplerinden destek alarak!...

O akşamın Kanal D Ana Haber saati ise ayrı bir olaydı. Öncelikle Suriye devlet güçlerinin Afrin’e gidip PKK-PYD’nin yanında ve bize karşı savaşa katılacakları söylentisini en dramatik biçimde değerlendirdi, o büyük tehlikenin altını heyecanlı bir sunumla çizdi.

Sonrasında bu konuda bir yetkilinin özetle “bunun Türkiye’nin yeniden ABD’ye yanaştığını gören Rusya’nın bir hamlesi” olduğu yorumunu nakletti. Öneminin altını çizerek… Kabul etmek gerekir ki böyle durumlarda Hakan’ın o klasik “haber sunucusu soğukkanlılığı”nı bir yana bırakarak işin içine duygu ve telaş katması çok etkili oluyor!....

Sonrası belki daha da ilginçti. Tüm bu siyasi ve askeri gelişmelerin ötesine geçerek, adına tarikatçılık denen ve şu anda ülkemizde gemi azıya almış gözüken oyuna büyük bir ciddiyetle ve ayni ölçüde yüksek espri dozuyla yaklaştı. Cübbeli Ahmet’le Fatih Nurullah hocalar arasındaki çatışma ve atışmaları sanki bir tuluat tiyatrosunu izler gibi, gülmenin yanı sıra belli bir dehşet duygusuyla izledik...

O ölümsüz Atatürk tarikatları boşuna kaldırmamıştı... Onların ne menem bir şey olduğunu  ve özgür bırakıldığında ülkeyi bir büyük kumpanyaya çevireceğini iyi görmüştü.       

Gerçi aslında gerçek bir demokraside onlar dahil her görüş dile gelmeli, getirilebilmeli. Ama rica ederim, hele böylesine bir dönemde, bu tuhaf adamların, bu hangi temele oturduğu anlaşılmayan hacı-hocaların, bırakınız başka şeyleri, bizzat  gerçek İslam dinine yararı olabilir mi?

O içi boş söylemlerin, nahoş fıkraların, kaba benzetmelerin, üstü hafif örtülmüş küfürlerin ve en ilkel bir sözüm ona mizahın ne anlamı olabilir?  

Ve ardından gelen ‘pastanın kaymağı’. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın son günlerde sicilli Atatürk düşmanı Kadir Mısırlıoğlu ile çektirdiği, baş başa ve samimi pozdaki fotoğraf. Ve hemen ardından bir başka resim: Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin baş başalığı. Dün CHP’li Özgür Özel’in de sorguladığı gibi “Kimler kimlerle beraber?”.  

Doğrusu ekranda bunu görsel olarak, Hakan’ın alaycı yorumu eşliğinde görmek, bambaşka bir etki yapıyordu. Elbette onun önde gelen yazar-yorumcular arasında İmam Hatip kökenli başlıcası olması gerçeğiyle de bağlantılı olarak...  

Ve böylece Hakan şu sıkıntılı günlerde bizi bir günlüğüne güldürdü ve rahatlattı. Haksızlığın diz boyu olduğu, adalete hiç güvenin kalmadığı, sayısız gazetecinin kimi iktidar şakşakçılarının bile vicdanlarını sızlatan (öyle yazdılar, yazıyorlar)) inanılmaz  cezalara çarptırıldığı...Ülkemizin kendi coğrafyasında ve giderek dünyada günden güne yalnızlaştığı...    

Belalı bir savaşa ve Orta Doğu bataklığına, kuşkusuz temelde haklı gerekçelerle ve askerimizin gerçek gücü ve cesaretiyle daldığımız, ama bunun yanı sıra gereken diplomasinin ince şalını bir türlü  bulamadığımız şu günlerde...

Bize bir büyük TV kanalının ve başat bir gazetenin bu sorunlara en etkileyici biçimde, ama belli bir mizahı ve de açık bir tarafsızlığı  koruyarak yaklaşmasındaki güzelliği hissettirdi.

Ve kısa bir süre için olsa da yüzlerimizde bir gülücük, yüreklerimizde bir ferahlama oldu.

Bunu yaparken sanki alışılandan daha rahattı. En azından bana öyle gözüktü. Sanki o kravatını zorla taşıma hissi yoktu yüzünde... O ani bir hareketle sağdan sola (veya tersi) dönmeleri eskisi gibi mekanik değildi. Ve ekranda yazıyla beliren haber/yorumları okuması da rahatlamış gözüktü.

Tüm o görüntüler için ardındaki haber ekibini de kutluyorum. Ve bir kez daha: Hoşgeldin, Ahmet Hakan.....