04 Şubat 2017

ABD’nin şiddete ve gangsterliğe teslim olduğu yıllardan...

Görsellik de son derece yerli yerinde. Gerek kalabalık sahneler, gerekse aksiyon bölümleri ustalıkla çözümlenmiş.

GECENİN KANUNU             X  X  X
(Live by Night)

Yönetim ve senaryo: Ben Affleck
Görüntü: Robert Richardson
Müzik: Harry Gregson-Williams
Oyuncular: Ben Affleck,  Elle Fanning, Zoe Saldana, Robert Glenister, Sienna Miller, Remo Girone, Brendan Geeson, Chris Messina, Chris Cooper, Matthew Maher, Miguel, Titus Welliver

Warner Bros filmi

 

   Oyuncu Ben Affleck doğrusu baştan beri beni çok etkilemedi. (Bu konuda kardeşi Casey Affleck’i yeğlerim!)

    Ama yazar/yönetmen Affleck’i severim. Daha 1997’de Gus Van Sant’in yönettiği Good Will Hunting -Can Dostum filminin senaryosunu Matt Damon’la birlikte yazıp yine birlikte oynamış değiller miydi? Üstelik bu daldaki ilk önemli çabalarıyla bir de senaryo Oscar’ı almadılar mı?

    Yönetmenliğiyse daha sonra geldi. 2007’de bir dönemin ünlü polisiye yazarı Dennis Lehane’dan uyarladığı Gone Baby Gone- Kızımı Kurtarın’la büyük başarı kazandı. Ardından gelen The Town- Hırsızlar Şehri de yine tipik Amerikan ve sıkı bir gangster filmiydi.

   Argo- Operasyon Argo ise siyasal bir filmdi: Çok patırtı koparmış gerçek bir olayı, 1979’da Tahran’daki Amerikan elçiliğinde rehin alınmış bir grup Amerikalı’nın ülkelerine kaçırılmasını öyküleyen... Yine türünde gayet iyi anlatılmış bir filmdi, ama politik açıdan eleştirildi. Ve o yıl en iyi film Oscar’ını alması tartışmalara neden oldu. Ama benim için iyi bir film olarak kaldı: ne de olsa ‘tür sineması’nı severim!..

  Az, ama öz yazıp yöneten Affleck, dört yıl sonra gelen bu filminde yine doğduğu kent olan Boston’a ve yazar Dennis Lehane’ın dünyasına  dönüyor. Yıl 1926’dır, bunalım dönemidir (ki asıl kriz 1929’da patlayacaktır) Ünlü ‘içki yasağı’ yürürlüktedir ve bunun uyuşturucuyla birleşen yasadışı ticareti, koca ülkeyi gangster denen kişilerin insafına bırakmıştır.

   Deneyimli komiser Thomas Coughlin’in oğullarından küçüğü olan Joe, baba mesleğine karşın bu yola düşer. “Asla gangster olmayacağım. Yüzük öpmeyi bıraktım” dese de...  

    Ve özgür kalmak isteğine rağmen, ortalıktaki iki büyük Mafya liderinden İtalyan Maso Pescatore’nin çetesine girer. Florida’daki yoğun içki trafiğini yöneterek... Ve çok başarılı olur.

   Orada bir büyük kumarhane açma projesi ise, şerifin kızı olup bir tür tarikat liderliğine sıvanmış Loretta’nın etkisine çarparak çuvallar. Ve Pescatore’nin öbür çete reisi İrlandalı Albert White’la ölümcül savaşımında baş rolü üstlenir. 

   Film belki önceki iki polisiye kadar sağlam değil. Ama yine de türünün iyi örneklerinden. Hem içerik, hem de görsellik açısından...

   Öncelikle 20. yüzyılı onca etkilemiş bir büyük ülkenin en karışık ve hareketli dönemlerinden biri görkemli bir panorama olarak karşımıza geliyor. Ekonomik bunalımın yasadışılığı ve şiddeti nasıl tetiklediği, bunların ayrılmaz parçası olan rüşvetle birlikte toplumu nasıl çürüttüğü beliriyor.

  Ayrıca dönem Amerika’sında baskın olan ırkçılık, zenci ya da Yahudi düşmanlığı ve genel hoşgörüsüzlük de işleniyor.

   Filmin asıl ilginç yanlarından bir diğeri, ABD’deki etnik çeşitliliğe eğilmedeki başarısı. Büyük çetelerin ardındaki İtalyan ve İrlanda damgası ve de komşu Küba’daki yaşama dek uzanan Latino kültürü gibi...

   Böylece ABD denen ülkenin nasıl bir mozaik-toplum olduğu yeniden ortaya çıkıyor. Trump yönetimi günlerinde ilginç bir olay...   

   Ve de kadının durumu. Doğrusu hiç parlak değil: Onca erkek kahramanın arasından sivrilen üç kadına da bakınca... Joe’nun ilk sevgilisi, hatta sonuna dek tutkuyla bağlanmayı sürdürdüğü sarışın küçük fahişe Emma, belki asıl soylu aşkı bulduğu, halkına yardım isteğiyle yanan Kübalı Graciela.

   Ve de uçurumun dibine düştükten sonra, kurtuluşu din ve mistisizmde bulan, ama yine de –tıpkı diğer kadınlar gibi- kaderinden kaçamayan gencecik Loretta. Bu rollerde sırayla Sienna Miller, Zoe Saldana ve Elle Fanning içburucu portreler çiziyorlar.

   Görsellik de son derece yerli yerinde. Gerek kalabalık sahneler, gerekse aksiyon bölümleri ustalıkla çözümlenmiş. Hele o baştaki araba takipleri olağanüstü. 

  En büyük kusur, Affleck’in oyunculuğu. İnceliklerden yoksun, tekdüze bir portre çiziyor sanatçı. Kendisi için yazdığı diyalogları bile yeterince anlamlandıramıyor. Belki aklı fazlasıyla yapım sorunlarıyla meşgul olduğu için!...

  Oysa diğer roller ne güzel oynanmış...Babada Brendan Geeson, Mafya liderlerinde Robert Glenister ve Remo Girone, yakın dost Dion’da Chris Messina, şerifte Chris Cooper, manyak RD’de Matthew Maher harika. Tim Hicker’de Affleck’in ayrılmaz yol arkadaşı Titus Welliver de öyle.

  Her şeye karşın, türünün benim gibi meraklıları için görülmeye değer bir film.


Yarın:  LION

Yazarın Diğer Yazıları

Hayvanlarla konuşan adamın masal gibi öyküsü

Film dur durak bilmeyen hızlı temposuyla zaman zaman yoruculaşsa da, genelde akıp gidiyor

Kedilerin dünyasına müzikal ve estetik bir dalış

Sahnede başarı kazanan her müzikalden sinemada aynı başarı beklenmemeli. Bunun çok örnekleri vardır. Ama Cats de bunlardan mı?

Sanki bir Çağan Irmak klasiği izler gibi...

İlerledikçe ve özellikle de finaliyle insanın yüreğine dokunuyor. Sanki tipik bir Çağan Irmak filmi gibi. Ve bilen bilir, bu da az kompliman değildir!..