09 Temmuz 2020

Ve, yapay zekâyı düşünmek

Teknolojiye olan pozitivist güvenimizi sorgulamak ve bunun ihtiyaç mı yoksa iyi anlamı olmayacak bir şekilde ele alınmaya çalışılan bir "güç istenci" mi olacağını tartmak zorunda olabiliriz. Düşünelim mi?

İki ayrı zamanda yan yana gelebilecek düşünceler olabilir mi? 20. yüzyılın başlarında sanat tarihçisi Aby Warbourg "Bellek Atlası" adını verdiği yöntemde, zamanlar ve mekanlar arası ayrılıkları benzer bir platformda birleştirmeyi deneyerek, tarihte anakronizm adında zamansal ve mekânsal bir birliktelik ortaya koymuştu. Bugün sanat tarihi bu yöntemi kullanmaktadır. Antropoloji de yapısal olarak adlandırıldığında, benzer şekilde, bir soyut mekanda ayrılıkları toplamaktadır. Neden aynı yöntemi, bugün ile Orta Çağ arasında kurulacak bir paralellik içinde göstermeyelim?

İbn Rüşd okumalarında entelekt kavramının tekil önemi göz ardı edilmekte sanırım; çünkü İbn Rüşd’ün en temel özelliği entelekt kavramını aklın içinde değil ama dışında kabul etmesinde yatmakta ve akla göre entelektin (müdrike) önceliği var. Mesela, şöyle öne sürebiliriz kamımca: Tam tersi geçerli olan Kant için, transandantal matematik ve transandantal estetik (empririk) arasındaki ayrım, İbn Rüşd'de "matematik (geometri ilişkisi)" ve "soyut entelekt" ayrımına benzemekte. Soyut, "madden ayrılamayacak şeyleri ayrı tutmak" soyutlama anlamında kullanılmaktadır. Maddi olmayan (inkorporel) formlar ile entelekt ayrımı buradan gelmektedir. Anlaşılır olmayan şeylerin formlarının anlaşılır kılınması için "materyal entelekte" ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yüzden de, "materyal entelekt" insandan ayrı bir yerde durmak zorundadır. Matematiksel anlaşılırlar ile soyut anlaşılırlar arasındaki fark entelekt tarafından ortaya konulmaktadır. Bu sayede "evrenseller" öne çıkarılmaktadır. Şeyde (in re) evrensel ve şey sonrası (post rem) evrensel. Bu yüzden İbn Rüşd için iki tane özne vardır (Aristoteles’in Metafiziği üzerine olan Büyük Şerh adlı çalışması) ve Aqinaslı Thomas’ın eleştirisi söz konusu "iki özne" teorisine karşıdır. "İnsan düşünmüyor" üzerine önermeyi öne süren İbn Rüşd’ü eleştiren Thomas’ın bakışı aklı "tek özneye" (Unitate İntellectus) indirgemek üzerinedir.

"İbn Rüşd e göre, anlaşılır hem Birdir hem de Çoktur (ben ve sen ikisi birden). Bu ikilik, ama "öznellikler-arası" değildir. Öğreten ve öğrenenin aynı şeyler üzerine düşünüp, aynı şekilde düşünmemeleri üzerine odaklanmaktadır. Fark şudur ki, ikisi aynı anlaşılır üzerine düşünmezler; farklı anlaşılırlara ayrılmaktadırlar. İbn Rüşd düşünce/müdrike (intellectio) ile temsili (cogitatio) ayırmaktadır. Ama "materyal entelekt" bir tanedir ve bireye veya bireylere ait değil, onların üzerinde ortaktır. Ve, bu anlamda materyal entelekt hem tektir hem de çoğuldur. Birden çok kişiye ait olabilir. Birinde anlaşılır olan diğeriyle birlikte "ortak anlaşılır" hale gelmektedir. Entelekt (müdrike veya zeka) insanların üzerinde ve onlardan ayrıdır. Herkes kendi dışındaki materyal entelekte müracaat edebilir ve onu kendi dışından gelen olarak kullanabilir.

Materyal entelekt o halde, insan üstü bir yerde durmakta ve kullanıma açılmaktadır. Bugün bu, neye benzemektedir? Yapay Zeka üzerine gelişen son altmış senelik bir literatür; bize insan sonrasının veya daha Nietzsche’ci bir tarzda söylemeye kalkarsak, üst-insanın dünyasına ait olarak işleyen bir teknolojik buluş olarak ele alınmaktadır. Bugüne ait olarak Yapay Zeka ile İbn Rüşd’ün veya hatta Marx’ın "genel entelekt" adını verdiği yaratıcı entelekt kavramı, bugün tersine, teknolojik olarak insanın üstünde dolaşan bir felaket olarak gözükmekte.

Bu felaket; makinaların Yapay Zeka olarak bağımsızlaşması, insan hayatını ve aynı zamanda doğayı denetim altına alarak, onları başka bir biçime doğru evirmesi olarak gözlemlenmektedir. En meşhurları arasında Stephen Hawking’in 1 Mayıs 2014’teki beyanında da görülebileceği gibi, "dünyayı sarsacak" bir teknolojiye doğru gidilmektedir. Kara delikler gibi insanı ve aklını yutan bir dünyaya doğru evirilmekteyiz. Hawking, alarm veren bu vaziyeti, yazdığı yazısıyla The İndependent’ta yayınlamıştı. Yapay Zekanın geri döndürülemeyecek bir işlevselliğinin tehlikelerine karşı bizi uyarmıştı. O kadar hızlı bir şekilde Yapay Zeka araştırmaları ve çalışmaları gelişmektedir ki, geriye gidilemeyecek bir ana geldikten sonra elimizden bir şey gelemeyebilir! Denetlenmesi imkansız hale gelmeden müdahale edilmesinin gerekliliğinden söz etmektedir.

Yine Berkeley Üniversitesi’nden fizik profesörü Stuart Russel ve MIT’den Max Tegmark benzer bir şekilde Google’un "otomatik araba", Appel’in "Siri" adlı telesekreteri gibi onca nicelikte data toplayan makinalar otomatik bir öğrenme kabiliyetine sahip olup, inanılmaz sayıda bilgi ve enformasyon toplayarak, Big Data adında nereye doğru gidebileceği bugün tahmine kapalı bir vaziyette hayatlarımızın içine nüfuz etmektedir. Bu araçlarla yaşamaya başladık. 17. yüzyıla ait küçük Paskalin (Pascale’ın bulduğu hesap makinasından) başlayarak gelişen bu teknoloji programlanmış bir halde bizim zekamıza eklenmekte. Data üzerine oluşmakta olan bu dünyanın ekolojik zararlarından bahsedersek eğer, o daha da dikkat çekici ve tehlikeli olmakta.

Bu dataların işlerlik kazanması için yüzlerce nükleer santrala ihtiyaç duyulmaktadır. Doğanın tahribatı tartışma kabul edemeyecek kadar büyüktür. Mikro-fişlerle başlayan ve bilgisayarlara yayılan sanal (virtüel) kütüphanelerin etkisini ve ihtiyacı olan enerjinin rizikolarını antropologlar açıklamaktalar (en bilinenlerden biri Bruno Latour’dur). "Smart şehir" olarak adlandırılan tekonlojik yapılanmalar sanki ekolojik gibi duran ve yüksek teknolojiye ihtiyaç duyan oluşumlar olarak bugünkü dünyamızda enerjiye ait rizikoları genişletmekteler.

Makinelerin git gide daha otonom hale gelmeye başlamasıyla, Transandans filminin de popülerleştirdiği gibi, insan zekasının artık bir makineye yüklenmesiyle birlikte insan bilincinin de makina olacağı bir döneme girme rizikosunu yaşamaktayız: Buna tekno-logos dilinde "ölümsüzlük" adı verilmekte. Söz konusu olan, ileriki dönemlerde, "bilinçli makinalar" arayışına olmaktadır.

Yine Hawking 2014’te BBC’ye verdiği bir demeçte "insanın sönümüne" gelmeye başladığımızı açıklamıştı. İş insanlarından büyük bilim insanlarına kadar dünyanın başına gelecek tehlikeler ve rizikolardan söz edilmekte. 5G tartışmaları bu minvalde günümüz teknolojisinde konuşulmaya başlandı bile. Gazete haberlerinden takip ettiğimiz kadarıyla bazı ekolojik çevreler Avrupa ve Amerika’da çevreci bir bilinçle hareket ederek, 5G bazlarını imha etmeye çalışmaktalar. Bunların insan sağlığı açısından ne kadar riziko taşıdığı herkes tarafından bilinmekte. Bu telefon bazlarını mahallelere konulmaması için imza kampanyaları dünyanın çeşitli yerlerinde izlenmekte. Yine SpaceX’in ve Paypal’ın ve de SolarCity’nin kurucusu Elon Musk’un demeçlerinden takip edebildiğimiz kadarıyla Yapay Zeka’nın insanlık için tehlikeleri dile getirilmekte. Onun için insanlığın en büyük hayati tehlikesi Yapay Zeka’dır. Dünyanın en zengin insanlarından biri olan Bill Gates de 28 Ocak 2015 yılında verdiği bir konferans sırasında Yapay Zeka tehlikesinden söz etmişti.

Teknolojiye olan pozitivist güvenimizi sorgulamak ve bunun ihtiyaç mı yoksa iyi anlamı olmayacak bir şekilde ele alınmaya çalışılan bir "güç istenci" mi olacağını tartmak zorunda olabiliriz. Düşünelim mi?

Yazarın Diğer Yazıları

Felsefenin dönüşü mü?

Bugün bıkkınlık döneminde okuyucu, yine çareyi felsefe kitaplarında bulmakta mıdır?

Bruno Latour ile "başka bir dünyaya doğru"

Latour'un Ekonomisizleşme olarak adlandırdığı yeni bir döneme girilmektedir. 1980'li yıllar için postmodernizmin başlangıcı denilmekteydi; şimdi ise ekonomisizleşmenin başladığı bir çağa doğru mu gidiyoruz?

Kamuoyu mu?

Referandum konuşulup duruluyor. Çözüm siyaset felsefesi açısından bakıldığında bu bakış "kamuoyu üzerine" olmayacaktır; çünkü kamuoyu her an değişkenlik taşımaktadır, taraflar çabuk yer değiştirmektedir. Post-modern oynaklık burada kendisini açıkça göstermektedir