13 Nisan 2020

Kompost dünyası

Haraway’in siborg kavramından sonra geliştirdiği "kompost, yani "organik gübre" kavramının bilimsel bakışa çok daha yakın olduğunu ileri süren Stengers, bu kavramla birlikte dekompozisyon içindeki öğelerin kimliklerinin eriyip yeni kompozisyonlara açıldığını, ve böylece, kimliklerin artık yeniden üretilemediğini öne sürmekte; terakki kavramının açtığı yaraları iyileştirmenin bugün transversal olan bir biyolojik bakışın ana hedeflerinden biri olduğunu söylemekte

Son seferki yazıma devam etmek istiyorum[1]: O yazıda bilim felsefecisi olduğunu belirtmiş olduğum İsabelle Stengers, ayrıca Donna Haraway’in "Spekülatif Jestler" (Fransızcası 2015) kitabının çevirmenidir de. Son dönemlerde 2016’da "Karışıma Yerleşmek" kitabında Haraway’in geliştirmiş olduğu "sympoiesis" kavramını önemsediğini yazıyor, Stengers. Haraway’in daha evvel kavramsallaştırdığı siborg kavramına (1991) fazla itibar etmediğini söyleyen Stengers, Haraway’in siborglardan sonra "yoldaş türlere" doğru geldiğinde sympoiesis’în karşılıklı ilişkileri öne çıkaran bir kavram olarak, bilimsel biyolojik yeni bakışla uyum içinde olduğunu vurguluyor ve canlıların ortak bir şekilde yaratı sürecine verdikleri katkılar üzerinde düşünmenin önemini belirtiyor. Stabil olmama üzerine kurulu bir anlayış, daha bilim dünyasına olmasa bile sanat dünyasına, modernleşmeye kadar taşındı. Epikürcü Lucretius’un (M.Ö 95-55) kasırga ve girdap formu (türbülans) üzerine geliştirmiş olan fizik ancak 19. yüzyılın ilk yarısında ressamlar tarafından (mesela Turner’in tabloları) kullanılmaya başlanabildi. Ve günümüzün (21. yüzyıl) fiziğine yeniden yerleşti.

Aslında Haraway’ın "karışıklıkta" veya hatta "karmaşa"da yaşamak olarak adlandırdığı, belki de, sonsuzluk ve stabil olmama haliyle kıyaslanabilir. Eski bir anlayışa göre, bir maddenin kamaşa içinde olması demek o maddenin gerçek olarak görülmemesi anlamına gelmekteydi. Bu anlamda bir maddenin sınırı ve sabitliği olmazsa eğer, onun güzel veya hatta tamamlanmış bir formu bile olmadığı anlamına geliyordu. Bugün bu düşünceyi terketmekteyiz.

Yeni bakış "başkası ile" bir şey yapmak anlamını taşımakta: "Birine karşı fikir" yürütmek değil, ama "biri ile fikir yürütmek, birileriyle temas halinde ortak bir biçimde çalışmak (laboratuvar veya tele-konuşma, hatta bugün artık günümüzdeki şartlarda tele-konferans veya tele-ders vb.). Canlılar birlikte yaşıyorlar, birlikte eylem yapıyorlar, hareket ediyorlar, aktifler, birbirleriyle ilişki içindeler. Dünyayı birlikte var ediyorlar. Kozmolojik bir birlik içindeler, tüm canlılar. Sadece insanlar değil diğer canlılar da!

Aslında, bu eleştiri modern bilimin birey ve insan merkezci bakışına karşı geliştirilmiş bir sav olarak çıkmakta; çünkü daha 17. yüzyıldan beri Francis Bacon’ın Yeni Atlantit’te yazmış olduğu gibi bilimsel keşifler izole olmuş bir insanın değil, ama bilginler, bilim insanlarının aralarındaki "ortak" bir çalışmanın ürünüdür. Bilim ve felsefeyle uğraşanlar, bilimi ilerletmek üzere, birbirleriyle konuşup mektuplaşıyorlardı. O kadar ki, eğer okunmak istiyorlarsa eski çağlarda Latince yazıldığı gibi 17. yüzyıldan itibaren Fransızca hakim dil olmaya başlamıştı. Paylaşılması için Descartes "Yöntem Üzerine Konuşma" yı Fransızca yazmıştı (1637).

Eski rasyonel dünyanın öğretisi; okullarda tek tedrisatı, tarlalarda tek tarım kültürünü önermekteydi. Halbuki bugün; biyolojiden gelen bu yeni bakışa göre, tek tip kültürlerin etkisi "yıkıcı" olmaktan öteye gitmiyor (mesela tarımda Monsanto yöntemi: mono-kültür). Herkesin kendi küçük dünyasında kendi rolünü oynayarak gelişecek bir bilim dünyasının rizikoları paylaşılmakta. Risklerin ortak rizikolar haline gelmiş olduğunu hem ekolojik olarak hem de bulaşıcılık olarak gözlemlemekteyiz. Her birimiz başka ortaklıklarla, ortak ilişkilerle yaşamakta ve çalışmaktayız, her alanda. Birbirleri içine girmiş ortaklıklar bunlar. Bedenler birbirleriyle temasta, nefesler de öyle

Haraway’in siborg kavramından sonra geliştirdiği "kompost, yani "organik gübre" kavramının bilimsel bakışa çok daha yakın olduğunu ileri süren Stengers, bu kavramla birlikte dekompozisyon içindeki öğelerin kimliklerinin eriyip yeni kompozisyonlara açıldığını, ve böylece, kimliklerin artık yeniden üretilemediğini öne sürmekte; terakki kavramının açtığı yaraları iyileştirmenin bugün transversal olan bir biyolojik bakışın ana hedeflerinden biri olduğunu söylemekte. Bireylerin birbirlerine olan bağlılığı üzerine düşünen biyo-bilim bakışıyla birlikte bu tip ilişkilerin stabil olmadığının da vurgulanması, bilimsel açıdan, önemli bir noktaya dokunmakta.

İsabelle Stengers’in birlikte çalıştığı ve ortak iki kitabı paylaştığı İ. Prigogine’e göre ise, bugünkü bilimsel bakış, 1993 yılında yayınlanan kitabının da adıyla "Kaos Teorisi" üzerine odaklanmaktadır. Bu durum "yan yana aynı yolda giden cisimlerin yollarının stabil olmadığı" üzerine bir kıyaslamadır, yollar ayrılmaktadır. Böylece, zaman/mekan üzerine kurulu biz fizik nosyonu geride kalmakta, ışık-zaman nosyonuna doğru düşünülmeye başlanmaktadır. Gerçek mekandaki görüntü kopmuş bir tele-zamana, trans-zamana girilmektedir; zaman espastan çıkmış ve espas anlayışı kaybolmaya yüz tutmuştur: Tele dünyada trans-görüntü içinde espastan çıkıyoruz: Yaşanan an ile onun canlı olmayan hali (canlı olmayan zaman hızı). 

Newton fiziğinin determinist bakışına göre, varlığın hareketinin çıktığı nokta belli olduğu için sonucunun da bilinilmesi mümkün olmaktaydı. Böylece, geçmiş ve gelecek üzerine konuşmak mümkündü. Kesinlik söz konusuydu. Termodinamiğin ikinci ilkesine gelindiğinde ise, daha o dönemde, "zamanın ilerleyen oku" sürecinde entropi (sapma) etkisi 1865’te Clasius tarafından "tersinmezliği" göstermek üzere ortaya atılmıştı. Buna göre, geçmiş geleceğin simetrisi olamazdı artık. Dengesiz bir denge üzerine düşünce ortaya çıkmaya başladı. Burada artık yapı, türbülanslarla (helezonik) madde ve enerji ilişkisini oluşturan açık bir sistem haline gelmektedir (açık yapı). Halbuki İ. Prigogine’e göre, stabil ve stabil olmayan sistemler var olduğuna göre, bunlardan stabil olmayan "kaos" üzerinden işlemektedir: Böylece, zaman içinde iki maddenin yolları ilk çıkış noktalarından itibaren hızı artarak, eksponansiyel şekilde ayrılmaktadır. Bugün başı ve sonu nedensellik ilişkisine bağlı olmayan bir şekilde düşünmeye başlamaktayız. Yani öngörüsüzlük ve belirsizlik içinde yüzmekteyiz.

Hiç bir temel bilimsel bilgi iddiası olmaksızın söz konusu yeni biyolojik bakışın bize ekolojik, sosyal, siyasi, ekonomik ve tıbbi olarak yeni imkanlar sağlayabileceğini umabiliriz belki. Bu bakışı takip etmekte ve nereye doğru yön alacağını gözlemlemekte yarar olduğunu sanıyorum.


[1] https://t24.com.tr/yazarlar/ali-akay/ice-bukulme-nekahet-donemi,26163

Yazarın Diğer Yazıları

İnsanın dört yarası

Bugün eğer boyutlarımız şimdi olduğu gibi, bundan sonra da bu şekilde ilerleyen sanal bir dünyada iki boyutlu olarak kalacaksa o zaman ekranlarımızın üzerinde yamyassı olarak mı yaşayacağız?

Üniversiteler ve öğrencileri

Uzaktan ve izole eğitimin Agamben’in ileri sürdüğü gibi sadece "faşizm" ile bir alakası yok

Michel Piccoli: Hayatın basit güzellikleri

Piccoli ismi küçük, ama dehası ve yeteneği çok büyük biri olarak yaşadı