05 Haziran 2021

İtiraf, skandal ve mucize

Rossellini'nin Korku adlı bu filminde, Ingrid Bergman'ın oynadığı rolde hakikati arayan sinema bize sadece bir dili değil, aynı zamanda olayları ortaya çıkarmakta

Haftalardır acayip bir durum yaşanmakta. Birileri konuşmakta ve diğerleri yalanlamakta, bütün bunları dinleyen de milyonlarca kişi ne olmakta olduğunu anlamaya çalışmakta. Olaylar ve isimler ve bilinen veya hiç bilinmeyen ifadeler ortalığı karıştırmakta. Eski deyimle söylemeye kalkılırsa "kazan kaynamakta". Bunları takip ederken aklıma en çok İtalyan sineması içinden savaş sonrası ortaya çıkan ve modern sinemanın bir başlangıcı olarak kabul edilen neo-realizm sinemasının yöntemi geliyor. Gerçek bir dekorda kurgu bir film oynanmakta; her şey baştan senarist tarafından bilinmekte ancak izleyiciler olayları izleyerek, nereye varılacağını anlamaya çalışıyor. Fakat gerçek sineması değil her şeye rağmen bu filmler. Kurgu ile gerçek iç içe girmekteler. Zaten son değil süreç önemsenmekte. Bir tepe nokta değil, ama sona doğru anlaşılmaya başlayacak bir senaryo çıkıyor karşımıza.

Neo-realizmin babası sayılan İtalyan sinemacı Roberto Rossellini için, sinema ve onun sinema modeli gerçeği bir üst tepe noktası olarak göstermekten çok bir bekleme olarak sunmaktadır. Onun filminin senaryolarına baktığımız zaman üç büyük tekil figürün ortaya çıktığını görebiliriz: itiraflar, skandallar ve mucize. Gerçek bu üç figürün içinden kabuğunu yarıp ortaya çıkmaktadır. İdeolojilerin çürümüş kabuklarından ve ahlakın alışılagelmiş bayağılığından ve söylenmeyenlerden oluşan sosyal alanın gerçeği ortaya çıkarması, o halde, gerçeğin biri tarafından söylenmesi yani itiraf edilmesi yahut da belki de bir mucizenin ortaya çıkması ile birlikte meydana gelmekte. Ve üçüncü olarak bir skandal şiddetli bir şekilde var olanları ortaya sererek hakikati meydana çıkarmaktadır o halde. Onun filmlerine baktığımız zaman, İtalya Seyahati veya Stromboli veya Avrupa 51 benzer konuların işlendiğini anlarız; bu filmlerde gerçek Rossellini'nin ifade ettiği bir şekilde ortaya çıkmakta; mucize sinemayı dünyaya olan imanı kurmak üzere yeniden gerçeğe doğru taşımakta.

Onun sineması öyleyse beklemeye, skandalın korkunç bir yöne doğru giden yol ayrımlarında bizi etraftakilerle karşı karşıya bırakan bir mucize olarak ortaya çıkmakta. İtiraf dini bir hareket ve Hıristiyanlığın günah çıkarma pratiğinin ortaya çıkması olarak düşünülebilir; ama aynı zamanda Antik Grek anlatısındaki Oedipus hikayesindeki itiraflar ve kahinlerin yarım bilgilerinin mucizeye doğru çevirdiği olaylar hakikat olanı meydana getirmekte değil midir?

Model olacak sinema bugün belki yok, televizyon onun yerini aldığı zamandan beri ve artık yeni bir teknolojiye geçtik bugün. Sosyal medya, sinema gerçeğinin ortaya çıktığı yeni bir alan haline gelmeye başlıyor. Eğer model olarak sinema bir hakikat arayışıysa ve hakikat arayışı bir beklenti olarak ortaya çıkıyorsa; hakikatin kendisinin ne olduğuna doğru değil, hakikatin geleceği üzerine düşünmek bizi bugün yeniden Fake News dünyasından çıkarıp, hakikate doğru taşıyabilir.

Yine Ingrid Bergman'ın oynadığı filmlerinden birinin adını hatırladığımız zaman Rossellini'nin büyük eseri "Korku" adlı filmi, bizi işkenceyi ve itirafı sunmakta, bütün film boyunca. İtalyan faşizminin; işkenceleri, korkuyu ve ölümün beklentisini vermekte olduğunu izleriz. Ahlaki işkenceyle birlikte örtüştüğünde bu süreç anlamlı olmakta. Birilerine işkence edilmekte, haksızlığa bir direniş ve işkence. Bu işkence bazen fiziki bazen ahlaki bazen ise psikolojik olarak işlemekte.

Rossellini'nin Korku adlı bu filminde, Ingrid Bergman'ın oynadığı rolde hakikati arayan sinema bize sadece bir dili değil, aynı zamanda olayları ortaya çıkarmakta. İtiraflar hakikate doğru açılmaya başladığı ve bir deprem etkisi yapan toplumsal ve siyasal alan sarsıldığında, teker teker küçük gerçekler kendilerini ele vermeye başladıkları zaman, hakikat yeni açılımlara ve yeni beklentilere doğru uzanmakta. Nelerin ortaya çıkacağını, daha nelerin dinlendiğini, bildiklerimizi ve bilmediklerimizi de nasıl karşılaştıracağımızı sunan bir dilyetisi ortaya çıkıyor. Devamı bakalım ne getirecek?

 

Yazarın Diğer Yazıları

Toplumsal enerji kaybı

Düşük enerjili, sevgisiz ve utanç duymayan bir toplum nasıl yan yana yaşayabilir? Siyasetin ve hukukun sağlık kadar büyük bir önemi burada öne çıkmakta değil midir?

Jean-Paul Belmondo'nun ardından...

Belmondo'nun oyunculuğu da hem sinemada hem de tiyatroda gösterdiği performanslarıyla bütün bir nesil tarafından hatırlanacaktır

Jean-Luc Nancy’nin ardından

Nancy o kadar çok kitap yazmıştır ve o kadar üretkendir ki onun eseri üzerine çalışmak belki de bir ekip çalışmasıyla yapılmalıdır.