30 Kasım 2020

Gözetleme kapitalizmi

ABD Silicon Walley dünyası bize yeni bir sloganla gelmişti: "Gelecek özel hayattadır". Özel hayatlarımız artık bizim elimizde olmaktan çıktığında "kamusal alan" kavramının dönüşmekte olduğunun da farkına varmamız gerekecektir belki de

Endişe kelimesi, 1980'lerde, antik Yunan ve Roma dönemlerine ait felsefe okullarının düşüncesi güncel yaşamımıza girmeye başlamıştı. Bilhassa Fransız filozof Michel Foucault'nun son dönem çalışmalarıyla kendilik endişesi bir beden ve sağlık sorunu olarak gündeme gelmekteydi. Bu dönem, aynı zamanda, Foucault'nun disiplinci olarak adlandırdığı bir toplum biçiminden, yani baskıcı kurumların ortaya çıkmaya başladığı "ceza toplumu" döneminden artık her türlü denetimin nüfus üzerinden yapılmaya başlandığı biyolojik olarak adlandırılabilecek biyo-iktidar modeline geçişe bağlı olarak ortaya konulmaktadır. Daha çok neo-liberal ekonomilerde (F. Hayek ekonomik ihtiyacı "canlıların bir düşüncesi" olarak adlandırmaktaydı) canlıların sağlığı, cinselliğinin kullanma biçimleri, doğurganlık ve nüfus kontrolü, toplumsal alanın hijyeni, yeni ilaçlarla ve aşılarla toplumsal alandaki salgınların azaltılmasıyla birlikte iş dünyasının rahatlaması ve askerlerin savaşmak için sağlık durumlarının arttırılmasını hedefleyen ve dünya savaşlarına açılan bir dönemden söz edilmekte. Bütün bu saydığımız öğelerin bir politika olarak kabulü bu döneme tekabül etmektedir. Bu rahatlama üzerine kurulu sağlık ve hijyen liberalizmin de rahatlatacağı bir ekonomi politikaya zemin hazırlamıştır.

Sanayi üretimi üzerine odaklanan bu tip liberalizm harcamaları düşük tutarak kar oranlarını ve kazancı yükseltmeye çalışan bir yönetim modeli olarak anılabilir. Bu dönemde Marx'ın da analiz ettiği gibi söz konusu olan emeğin kullanımındaki kuvvetti. İnsanın "emek gücü" sermayenin oluşumunun ana elemanıydı. İşçi değil onun emek gücü öne çıkmaktaydı. Sanayi toplumları üretim modeli buydu. "Emek-değer" emek gücünün zamanının kullanımından kaynaklanmaktaydı. Bugün bu dönemden uzaklaştık; sanayi üzerine kurulu bir üretim modeli yerini, değişik ve dünya tarihinde eşi pek görülmemiş bir geleceğe doğru açılarak bırakmakta. Tekno-logos olarak adlandırılabilecek bu virtüel dönem "yapay zeka" üzerine üretimden çok tüketim modelleri üzerinden düşünmekte. Sosyal medya olarak adlandırılan bu alan kapitalizmin sanayi ve sanayi-sonrası hizmet sektörü yaşam biçiminden tele-iş dönemine doğru yönelmekte. Burada, sanayi modelindeki "emek gücü değil direk olarak hedeflenen, emeğin sahibi olan çalışan veya çalışmayan olarak insanın kendisi (beden ve duyguları) merkezde durmakta: arzularıyla, duygularıyla, istekleriyle (Buna sosyolog Gabriel Tarde bir zamanlar değinmişti bile).

Bir yandan; doğanın ihmali ve betonlaşma teknolojisi üzerine kurulu bir kapitalist büyüme modelini dünyasal olarak geride bırakmaya çalışmakta olan teknokratik bir politik alanı var; bu politikalar daha ekolojik, daha paylaşımcı daha sosyal demokrat olarak işlemekte. Eski Fransa Başbakanı, Sosyalist Partili Laurent Fabius'un girişimleriyle anılan "Paris Şartı" herhalde bu politikaların bir anlamda sembolü olarak durmakta. Ve tam da bunun karşısında "Trumpizm" olarak adlandırılabilecek ve dünyanın çeşitli ülkelerinde bu model üzerinden düşünen iktidarların geriye dönük karbon ve petrol merkezli liberal politikaları söz konusu. Bunlar aynı döneme aitler. Diğer yandan ise, yeni bir dönemde sosyal medyanın virtüel dünyasının geliştirmiş olduğu yeni bir kapitalizm söz konusu. Bununla ilgili son dönemlerde önem kazanan ve bazıları tarafından bugünün Marx'ı olarak adlandırılan Amerikalı Shoshana Zuboff'un kavramsallaştırdığı "gözetleme kapitalizmi" var. Bu iki dünya arasında sıkışmış olan bizler, bilhassa son yılımızı geçirmekte olduğumuz Covid-19 salgınıyla birlikte, endişe duymaktan başka bir şey yapamayacağımız bir yaşama doğru sürüklenmekteyiz.

Antroposen üzerine çok yazdım T24 yazılarında, bugüne kadar, "yapay zekâ" üzerine de yeni sanal teknolojinin eko-sisteme vereceği zararlar üzerine de. Bu sefer "gözetleme kapitalizmi" üzerine birkaç satır ile hatırlatmak istiyorum belki bilinen şeyleri. Fakat herkesin aşağı yukarı haberdar olduğu bu yeni "denetleme" durumu, bir anlamda "gözetleme" olarak adlandırılmakta. Son yirmi yıldır hatta daha da uzun bir zamandır çocukların oyunlarının bir ticari yatırım olarak düşünüldüğünü belki o yıllarda pek fark etmemekteydik. "Pokémon" oyunlarıyla başlayan ve daha da karmaşık oyunlara dönüşen sanal dünyanın teknolojisini kullananların gözetlenmekte olduğunun farkında mıydık? Bizim neleri beğendiğimizi, neleri arzuladığımızı, hangi hamleleri yapmakta olduğumuzu, ne tip filmler sevdiğimizi ve seyretmek istediğimizi ve hatta hangi arkadaşlarımızla neleri paylaştığımızı bilen bir sanal dünyanın reklam dünyasıyla olan ilişkilerini düşünmüş müydük? Son zamanlarda akıllı telefonların birer mikrofon olarak işlemekte olduğunu duyduğumuz, ama buna rağmen sade vatandaşlar olarak umurumuzda olmayan bu durumun bir gün bize metalaşmış reklamlar olarak döneceğinin farkında mıydık? Her gün çalan telefonlarımızda veya bize yollanan akıllı telefon mesajlarında daha önce kullandığımız kelimelerin önemini biliyor muyuz? Ağızımızdan çıkan bir kelimenin bize aynı kelimeyi kullanan bir şirketin önerilerini sunmakta olduğunu fark ediyoruz; bu durumu yaşıyoruz: Facebook, Google, Amazon gibi şirketlerin "gözetleme kapitalizminin" önemli isimleri olduğunu artık biliyoruz.

1930'larda London School of Economics'den, Keynes ekonomisi karşıtı Lord Lionel C. Robbins adındaki İngiliz ekonomist "ekonomi biliminden" söz ederken, emek gücü yerine "insanların davranışlarının" iç rasyonalitesini ön plana çıkaran bir liberalizmden söz etmekteydi. Bugün bir bakıma sosyal medyanın bizimle ilişkisi bizim davranışlarımızın ve duygularımızın üzerinden işlemekte. Ekonomi politik, bugünkü kapitalizmin geleceğinde emek gücünün sürecini değil, ama insan aktivitesini hedefleyecek gibi gözükmekte. İnsanın "kendi kaynaklarını" nasıl kullanmakta olduğuna odaklanmakta. Ekonomik anlamda belki de sermayenin bir nesnesi olan emek gücü, bu seferki yeni dönemde davranışlarıyla ve duygularıyla "ekonomik-özne" olmaktadır.

Bu şirketlerin bizim verilerimizi kullandığının da bilincindeyiz. Belki umursamıyoruz; ama daha bilim kurgu gibi duran başka bir şey daha var. Koyduğumuz ve paylaşmakta olduğumuz hatıra fotoğraflarının sakladığı davranışlarımızın, mimiklerimizin ve gülüşümüzün sanal dünya teknolojisinin datalarını oluşturduğunun belki farkında olmayabiliriz. Bu datalar gelecekte kullanılacak olan robotlarınızın veya "yapay zekaların" verilerini oluşturacak olduğunun da belki farkında olmayabiliriz. Bugün artık uzmanların, satranç şampiyonlarının makinaları yenemeyeceğini söyledikleri zaman, artık makinaların bizim üzerimizdeki hukuki haklarından da bahsetmeye başlayabiliriz: Belki de? 1984'te Orwell'in "Büyük Ağabeyin" bizi izlediğinden bahsettiği bir distopya söz konusuydu; ama bu totaliter siyasi rejimlerin üzerine bir öngörüydü. Bugün demokratik olarak bu dataların bizim tarafımızdan verilmekte olduğunu düşündüğümüzde, artık söz konusu olan siyasi rejimlerin totaliterliği veya otoriterliği değil, kendi arzularımızla teslim ettiğimiz verilerimiz söz konusudur. Mimiklerden, sağlık durumumuza, heyecanlarımıza, arzularımıza ve tutkularımıza kadar açık ve şeffaf bir duruma sokulmaktayız.

ABD Silicon Walley dünyası bize yeni bir sloganla gelmişti: "Gelecek özel hayattadır". Özel hayatlarımız artık bizim elimizde olmaktan çıktığında "kamusal alan" kavramının dönüşmekte olduğunun da farkına varmamız gerekecektir belki de. Şeffaflaşan bedenlerimizin ve duygularımızın verilerini bir gün kimler kullanacak? Bu veriler bize ne şekilde geri sunulacak? Şirketlerin ve siyasilerin bu verilerimize ne kadar ihtiyacı olduğunu bilhassa Amerikan 2016 seçimlerinden beri basından okumakta veya duymaktayız.

Gelecek uzun mu sürecek? Ama, bir şey var ki, ekoloji ve doğa ile uğraşmaktayken insan ve insan olmayanların birlikteliği içinde düşünmeye çalışırken, başka bir "bütünsel sanal hayat" bizleri beklemekte mi? Düşünmek gerekebilir.

Yazarın Diğer Yazıları

Felsefenin dönüşü mü?

Bugün bıkkınlık döneminde okuyucu, yine çareyi felsefe kitaplarında bulmakta mıdır?

Bruno Latour ile "başka bir dünyaya doğru"

Latour'un Ekonomisizleşme olarak adlandırdığı yeni bir döneme girilmektedir. 1980'li yıllar için postmodernizmin başlangıcı denilmekteydi; şimdi ise ekonomisizleşmenin başladığı bir çağa doğru mu gidiyoruz?

Kamuoyu mu?

Referandum konuşulup duruluyor. Çözüm siyaset felsefesi açısından bakıldığında bu bakış "kamuoyu üzerine" olmayacaktır; çünkü kamuoyu her an değişkenlik taşımaktadır, taraflar çabuk yer değiştirmektedir. Post-modern oynaklık burada kendisini açıkça göstermektedir