07 Aralık 2019

Eski tarım pratiklerinden bugüne

Fransa’da grevler hangi hakların geri alınmasını sağlayacak sorusunun cevabını beklerken, bugün şehre alternatif modelleri yaşam pratikleri arasında sayan ve kalite arayanların sayısı artmakta

Yazının başlığı sanki teknolojinin yeni buluşlarıyla artık başka bir tarım modeline geçilmekte olduğu izlenimini vermiş olsa bile bazılarına, bunun tam tersi, aslında, söz konusu. Bilim-kurgu filmlerinde (2001 Uzay Yolculuğu-Kubrick) olduğu gibi bir takım renkli ilaçlarla beslenme ve uzaktan bakışarak üreme (Barbarella-Vadim) değil, bugüne doğru gelen yaşam biçimi. Bu, 1970’li yılların Üçüncü Dalgasının (Toffler) önermelerine dahil olmuş olsa ve bugün yaşam pratiklerine sirayet etmiş gibi görünse de, buna alternatif bir hayat yolu, gerilerden bugüne yenilenen bir bakışı geri getirmekte. Şehir yaşanmaz hale gelmekte bazıları için. Ya da mecburiyetten yaşanmakta. Şehir hayatı ve pahalılığı yaşamın sürdürülür olmasına set çekmekte. Şikayetler gittikçe artmakta. Her sosyal kesimden insan şehir hayatına küsmeye başlamakta. Bilhassa hayat pahalılığı ve hava kirliliği bunların en başında gelmekte. Ekoloji burada devreye, hayatlarımıza girmeye başladı.

Bugünlerde Fransa, sosyal hareketlerin gittikçe arttığı bir döneme girmiş bulunmakta. 5 Aralık’ta sendikaların başlattığı ve bunlara Sarı Yelekliler'in ve diğer aşırı sağ veya solda yer alan "kırıp dökenlerin" girmesiyle sert bir sosyal alan mücadelesi başladı. Sadece Paris’te değil, ama bütün Fransa’yı rehin almaya başlayan "süresiz genel grev" olarak adlandırılan "hak arama" pratikleri kaybedilen hakları geri istemekte. Bilhassa emeklilerin yaşam şartlarını çok etkileyecek kararlar emeklilerin memnuniyetsizliğini ortaya koymakta. Zaten ay sonunu zor geçirebilmekte olan emeklilerin maaşlarının, nerdeyse üçte bir düşüş göstermesi sosyal memnuniyetsizlik pratiklerini ön plana çıkarmaya başladı. "Kapitalist sömürü" üzerine zaten çok bilinçli olan ve son elli yıldır bu düşünceler içinde yaşamaya devam eden emekçi sınıfıyla birlikte orta sınıf veya üçüncü sektör çalışanları haklarını kaybetmeyi istememekte. Bu kötü gidişata karşı bazı emekliler, tıpkı bazı gençlerde de izlenebileceği gibi, şehir hayatını terk etmek istemekteler. Bir zamanlar, cahil diye bakılan köylülerin şehirlere gelip bir zenginlik ütopyası aramaları gibi (şehrin "taşı toprağı altındır") bugün ütopya ters çevrilmiş gözükmekte. Göç şehirden köylere doğru dönmekte.

1968 sonrasında Fransa’da genel grevlere destek soldan ve aşırı soldan gelmekteydi; bunlar arasından bazı gruplar sanayi toplumu içinde işçilerin grevlerini desteklemekteyken, Maocu gruplar köylü hareketlerine önem vermekteydiler. Bunların ikisi arasında ise Anarko-Sendikalistler hem köylü hem de işçi hareketlerini ve grevlerini desteklemekteydiler. Bunların içinde üçüncü grup, 1970’lerin başındaki LİP grevinden yola çıkmaktaydı ve fabrika ve tarlalardaki hakaretlerle ilgilenmekteydiler. Bu gruplar Avrupa Birliği içinde git gide değişen sermaye hareketlerini de, köylülerin siyasi partilerin programlarında terk edilmekte olduğunu da görmekteydiler. Böylece; Fourierist (Charles Fourier’nin ütopik düşüncelerinden yola çıkarak bir yaşam alanı kurmak isteyen Sosyalist gruplar) bir komün fikrini, liberten-özgürlükçü, ekolojik, geniş aile yapılanmasını yaşam pratiklerine geçirmekteydiler. Fourier’nin 1799’da, skandal olarak nitelendirdiği durumun özetini yaşamaktaydılar: Normandiya’da ağaçtan toplanan bir elmanın Paris’teki bir lokantanın masasındaki bedeli arasındaki "fiyat uçurumu" kabul edilebilecek gibi değildi. Bunların bazıları dönemin siyasetçileri tarafından dini sekt olarak algılandılar; bazıları liderlerin sert davranışlarıyla eleştirildiler; bazıları ise bu suçlamalardan hukuki bir sonuç çıkmadığı için bugüne kaldılar. Bunlardan bir kısmı ekolojik biyo-çeşitliliğe önem veren doğal tarım pratiklerini geliştirmeye başladılar ve bunu sürdürdüler.

Bu grupların siyasi görüşleri ise; Avrupa’da 1989 Berlin Duvarı'nın yıkılması öncesinde, ne devlet kapitalizmi olarak adlandırılan Sosyalist Blok’a ne de Batı’nın kapitalist modeline uymaktaydı; o kadar ki Fransız sermayesinin, ülkeyi terk ederek transnasyonel sermaye ile bütünleşip, Üçüncü Dünya Ülkeleri’ne kaymaya başladığını daha o zamandan fark etmişlerdi. Kendi özerkliklerinden başka bir şeye güvenmediler, bu anlamda. Böylece, tarım komünleri çok kültürlü yapılarını sürdürmeye bugüne kadar devam etti. Ve bugünkü şehirdeki memnuniyetsizliğe alternatif bir yaşam yolu oluşturdu.

1990’lara gelindiğinde bu alternatif tarım gruplarının tarım pratikleri daha ekolojik olarak işlemeye başladı. Mesela, yerel pazarda yer alacak bir dükkan ile salatların kaliteli ve taze satılışıyla birlikte, meyve ve sebzeleri daha doğal yollarla işletmeye koydular. Yavaş yavaş yerli pratikler değişmeye başladı bu bölgelerde. Sebzeler, meyveler gittikçe büyüyen bir şekilde emek gücüne ihtiyaç duyularak çalışılmaya başlandı. Gençler, yardım ellerini uzattıklarında iş ve emek gücü çoğalmaya başlamıştı. Gençlerin bu gruplarla bütünleşmesiyle birlikte el emeği, sebze ve meyve pratiklerine eklenmeye başladı.

İnsan eli ile yapılan bir tarım biçimi teknolojik tarımın yerini almak üzere bir invloüsyon (bir tip nekahet) devresine sokulmaktaydı; bu geriye dönmek değildi belki, ama eski yöntemler modern bir toplumun içinde yer bulmaya başladı. Köylüler, mesela, hâlâ mevcut kalmış eski imal fabrikalarına yünlerini getirmekte ve fabrikada üretilmiş ürünleri geri alıp, üzerlerine giymekte veya bunları örtü olarak kullanmaktaydılar. 19. yüzyıl teknolojisine dönüş, tüketim normlarını tekrar eski üretim modellerine çevirmek üzere bir üretim biçimini ortaya koydu. Koyunlardan gelen yün ve çobanların işi olan hayvancılıkla yün üretim kalitesi arttırıldı.

Burada önemli gibi duran fenomen, bazı gençlerin şehirleri terk ederek köylere ve komünlere yerleşmeye başlamaları oldu. Eski model bir yaşam biçimine dönen bu yaşam pratikleri bugün yeni "Yaşam Dünyalarını" ortaya çıkarmakta. Bu, bir geriye dönüş değil; ama, bugün yeniden eski üretim biçimlerine dönülerek geleceğin eller altına alınmasının pratiklerine güvenmeyi sağlamakta ve yeni bir yaşam biçimini oluşturmakta. Zamanı uzatmak diye düşünülebilir bu pratikler; çünkü uzun zaman alan tarım pratiklerinden söz ediyoruz. Sanayii öncesi gübre üretimiyle, tohum ile yapılan tarım pratikleri bunlar. Sanayi tarımına karşı yapılan bu tarım biçimi küçük ve orta boy tohum tarımına dayanmakta. Hayvancılık, bahçecilik, ağaçlardan meyve toplama üzerine kurulu bir yaşam biçiminin ilginç tarafı, köylü yaşam modelini ve zamanlamalarını tercih edenlerin yaşamını göstermekte. Zamanı başka şeylere harcayıp kötü yemek yemek yerine, zamanı iyi yemek üretimine harcayarak, yavaş ve zamana yayılan bir beslenme ütopyası olarak düşünülebilir, bu. Kâr üzerine değil, ama yaşamı iyi yaşamak ve doğal ortamda üretmek ve tüketmek üzerine geliştirilen bir yaşam biçimi, bugün şehirlerin hayatının hızından bıkanlar için bir ütopya olarak gözükmekte. Bu, aynı zamanda bir yemek otonomisinin kuruluşu olarak düşünülmektedir.

1970’lerde bu tip komünlerin gelişimi, son kırk yıldır pratik edilmekte olan bir yaşam biçimi olarak gözlemlenmekte. Bu tip toplumların sol görüşlü bakışları bir yandan doğal yaşam ile bütünleşmeyi sağlamaktayken, antropolojik olarak aile biçimleri liberter geniş aile modellerine dönüşmekteydi. Eğitim ise kendi özel eğitimleriyle geliştirilmeye başlayarak daha vahşi yerlilerin aile modellerine dönmeye çalıştı; ama, tabii ki tam olarak onların aile yapıları izlenememekteydi. Ve zaman geçtikçe, ailelerin geniş halinden de uzaklaşarak bireyleşme süreci komün köyler içinde başlamış durumda; yani herkes kendi hayat pratikleriyle birlikte özgürlükçü bireysellik süreçlerini yaşayarak yaşlanma pratiklerini öne çıkarmaya başlamakta.

Fransa’da grevler hangi hakların geri alınmasını sağlayacak sorusunun cevabını beklerken, bugün şehre alternatif modelleri yaşam pratikleri arasında sayan ve kalite arayanların sayısı artmakta. Geçmişe bakarak bugüne çevrilen bakışların kırsal ütopyası, köye ve kıra dönüş hareketini başlattığı gibi, gelişmeye de devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Minimalizm ve siyaset

Siyasi bağlam, tıpkı sanatın bağlamları gibi değişime açıktır. Bazı zamanlarda entelektüel veya siyasi kararlar o bağlamda geçerli olup, bağlam ve siyasi kararlar değişikliğe uğradığında değişmeye mecburdur. Bu mecburiyet dogmatik olarak işlemesi mümkün olmayan bir düşünceyi siyasete ve sanata taşımaktadır

Hafıza beşeri midir?

Geçmişi yeniden kurmak, belki bir felsefi düşünce olarak imkanlı durmaktadır; ama siyasi olarak, olayı yaşayan bir tarih olarak geçmişi tekrar kurmak imkansızdır. Hafızayı bozmak ise mümkündür; alışkanlıkları yıkmak "devrimci-yıkıcı" bir hareket olarak hafızayı bozar. Hafıza bireysel ise bozulamaz; çünkü bazı sloganların yazdığı gibi "anlatılmaz yaşanır" değildir; tersine yaşanmış olan hafızada kalmıştır ve "yaşanmıştır ve anlatılır"

Neden yine Baudrillard?

21. yüzyılda, "kültürün yamyamlaşmaya" başladığı kinik bir dönemde, Baudrillard yabancılaşma, karşı çıkma, devrim gibi hareketlerin kadim dünyaya ait olduğunu yazmaktaydı. Bizi, başka yollar aramaya çağırmaktaydı. Küresel dünyanın hegemonik durumunun "birer rehinesi haline gelindiğini" ifade etmekteydi