09 Nisan 2021

Aptallıktan muaf mıyız?

Kimsenin aptallıktan muaf olmadığının yanında, bir de aptallığın bir fikir olarak savunulmaya kalkışılması ne demektir? Aptallığı ciddi ciddi yapıp-edenler varsa, bu ne demektir?

"Biraz imkân yoksa boğulacağım."

S. Kierkegaard

Montaigne'in güzel laflarından birisine Denemeler'in üçüncü kitabında rastlıyoruz. Faydalı ve namuslu olmak üzerine olan bu ana bölümün hemen başında Montaigne bize şu şekilde sesleniyor: "Kimse aptallıktan muaf değildir; asıl ciddiyet taşıyan, insanın bu aptallıkları ciddi ciddi söylemesidir." Sarf ettikleri saçmalıkları inanarak söylemeleridir. Bu cümlede söz konusu olan, çok büyük çabalar harcayarak aptallıkları ortaya koyanların ne yaptıklarının bile farkında olmamalarıdır. Farkında olmayan kişiler ne yapmaktadırlar? Bazı cümleler, önermelerle fikirlerini ortaya koymak istemektedirler; ancak bu fikirler o kadar kaba saba ve o kadar kullanılamazdır ki, onları inci gibi ortaya dökmek "budalalık" olarak nitelendirilen hareketleridir ve söylevleridir insanların.

Doğanın mükemmel olmayan birçok değeri olduğu bilinir; depremler, seller mükemmel bir karakter olarak nitelendirilemez. Doğanın insana karşı uygulamakta olduğu şiddeti ifade eden bu kıpırdanmaların mükemmel olmadığı söylenmiştir tarih boyunca. Hatta Lizbon depreminden (1755) sonra "Tanrı'nın iyi mi yoksa kötü mü olduğu" tartışması daha sonraki yüzyılda "Tanrı'nın krizi" olarak adlandırılmıştır. İnsanın merkezde olmadığı bir kozmos anlayışından sonra ise insan "varlık krizine" yakalanmıştır. Eğer insan merkezde değilse neden artık değildir? Öyleyse, diğer canlılardan insanı neden ayıramamaktayız? İnsan diğer canlılar gibi canlılardan birisidir de ondan. Bu bakış günümüz ekolojik düşüncesine doğru dönüşmüştür. İnsan merkezci olmayan bir bakış bugüne doğru yeniden bir yer edinmektedir. Doğanın da mükemmel olmayan yanları vardır, insanın da.

Her şeye rağmen Montaigne'in 16. yüzyıldaki sorusu sanki güncelliğini korumakta mıdır? Kimsenin aptallıktan muaf olmadığının yanında, bir de aptallığın bir fikir olarak savunulmaya kalkışılması ne demektir? Aptallığı ciddi ciddi yapıp-edenler varsa, bu ne demektir? Ne meydana çıkar? Doğada mükemmellik olmasa da aptallık yoktur; ama insan aptallık yapabilmektedir. İnsanın doğa ile ve kendi arasındaki organizasyonunda mükemmel olan yanlar olduğu kadar mükemmel olmayan şeyler de mevcuttur; ama asıl olan bir de faydalı veya faydasız işler ve fikirlerin olduğudur. Doğada ise işe yaramaz hiçbir şey yoktur; her şeyin ve canlılar arası her ilişkinin bir faydası ve anlamı vardır. Ekosistem denilen bu dengenin olduğu durumdur. Ekosistem, insanın yaşamında artık terk edilmiş bir insanlık durumu olarak insana ve doğaya olduğu kadar doğadaki tüm canlılara da ziyan vermeye başlamış olduğudur. Kartezyen düşünce ile başlatılan modernlik "insanın doğanın hem efendisi hem de sahibi" olduğu meselesidir. Halbuki insan doğanın ne efendisi ne de sahibidir. "Özel mülkiyet" üzerinden gelişen bu düşünce sadece insanlar arası eşitsizliğin temel kaynaklarından biri olmakla kalmamış, aynı zamanda doğayı mahvetmesinin de nedeni olmuştur. Hastalıklı olan bu düşüncenin ürünü olarak diğer kötü karakterler ortaya saçılır. Montaigne'e göre, kıskançlık, hırs, başkasının malında ve canında gözü olmak, batıl itikatlar, kurnazlık ve umutsuzluk insanı esir eden ve hınç insanı haline sokan duygulardır. Bu hınç insanların en korktuğu şey ise özgürlük değil midir? Çünkü insan, özgür olduğu süre boyunca hınç insanı gibi davranmaktan kurtulmaktadır. Hınç insanlarının başka hınç insanlarına ihtiyaçları vardır ki onlarla bazen mücadele etsin ve bazen de ittifaka girsin. Adalet ve adaletsizlik ilişkisi ortaya çıksın. Böylece, öfke ve nefret adaletin unsurları haline sokulabilir. Halbuki adalet duygusu, ruhun tutkularının ötesine geçen öfke ve nefretin reddi anlamına gelmekte değil midir?

Günümüz bu duyguları ve fikirleri taşıyan, diğerlerini kandıran, yalanlarına hatta bazen kendisi de kanıp, başkalarına inandırmaya ve inanmayanları korkutmaya uğraşan insan örnekleriyle dolu değil mi? Ya korku? Tarde'ın "Geleceğin Tarihinden Fragmanlar"da yazdığı gibi: "Korku bilgeliğin başlangıcı mıdır?"

Yazarın Diğer Yazıları

Mektupla yönetmek

Her tarihi dönem bir evvelkini hem tekrar etmekte hem de başka yönlere doğru çekerek saptırmaktaydı. İletişim, tarihi dönemlere göre, saptırma ve saklama üzerine kurulu mektuplarla işledi

Utanma

Duygular Sosyolojisi alanından geçen bir araştırma, "Ne oldu da utanma duygusu ve onuru ehemmiyetsiz hale geldi?" sorusuna cevap aramak isteyebilir

Sözleşme yaşatır

Siyasi ve sosyal bir devletin görevi toplumsal barışı sağlamak olduğuna göre, duygular arasındaki ayrışıklığın ortaya çıkardığı kadın erkek ilişkilerinde adaletin ve uyumun sağlanabilmesi için sözleşmenin kuralarının toplumlarda hukuki olarak erkeklere anlatılması ve anlaşılmıyorsa da yaptırıma sokulması gerekmektedir