06 Ocak 2020

2019: Sanatın getirdikleri

Yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde arkaya bakıp düşündüğümde bir özet yapıyorum: Neler değişti? Neler devam etmekte? Hangi alanlarda sanat merhale kat etmekte?

2019 yılına Plastik Sanatlar açısından bakıldığında heyecanlı sergilerin olduğu bir yıl geçtiğini söyleyebilirim. O kadar ki, ekonomik kriz ve sosyal depresyon içinde yatan sanat dünyasının bilhassa Sonbahar’da bir canlanma yaşadığını çok kimse fark etti. Bienal ve sergiler yan yana geldiğinde bir kıpırdanma olgusundan söz edildi. Türkiye’deki sanatçılar gerek yurt içindeki, gerekse yurt dışına taşınan sergilerle hem içerik hem de form olarak yenilikler getiren eserler sundular. Bazı sergiler hem yerel hem de uluslararası sanatseverler için ilginç ve çekici oldu. Bir de; son on yıldır 'siyasi' diye adlandırılan sanat yapma biçimlerinin bir tür bıkkınlığa tosladığı hissedildi. Sanatın, sadece içeriği ve enformasyonu değil, aynı zamanda formu da taşıyan bir alan olduğu hatırlandı. Enformasyona nazaran sanatsal yaratı yeniden güncelleşti.

Kendi sanat tarihi içinde her zaman yaratıcı olarak gördüğüm Osmanlı-Türk modern ve çağdaş sanatı en başından beri, bazılarının ileri sürmüş olduğu gibi güncel akımları 'geriden takip etmekte' olsa bile, sanatçılar kendi heyecanları içinde yaratıcı etkilerini sürdürmeyi başarmışlardı. Bilhassa ithal ikameci dönemde, içine kapalı olarak işlemeye devam etse bile sanat dışarıdan aldığı etkileri yeniden oluşturmayı bilmiştir. Ve bilhassa 1960-70’li yıllardan itibaren sanatçılar dönemin ilerici ve Varoluşçu fikirlerinden yararlanarak eser vermişlerdir. Bu dönemde Yeni Dalga, Varoluşçuluk ve Yeni Roman akımlarından etkilenen sanatçılar, öznenin ve konunun geride kaldığı, nesne merkezli, yabancılaşmış, bunalımlı insan dünyasının atmosferini bize sunmuşlardı. 1980 sonrasında ekomomi-politika ithal ikameci dönemin dışa açılım safhasına geldiğinde toplumsal dönüşüm ve neo-liberal ekonominin etkisi arabesk kültürüyle kesişmeye başladığında, sanatçıların Pop ve Kitsch dünyasına bakışı bir evvelki dönemin Varoluşçu etkisinin önüne geçmeye başladı. Tüketim toplumu ve arabesk kültür bu dönemde etkisini sürdürmüştür. Bu aynı zamanda sanatın 'kavramsal' olarak yapılmaya başlandığı ilk dönemleri işaret etmektedir.

1990’lı yıllar içinde; bir yandan eski malzemeler ve sanat yapma biçimleriyle ilişkiyi koparmaya başlayan bir sanat formu öne çıkmaya başlamış, diğer yandan yeni malzemeler ve sanat formları gittikçe kendilerini göstermeye ve dikkat çekmeye doğru yönelmişti. Postmodern düşünce ile birlikte 'temellük sanatı' ve 'simülasyon dünyası' tüketim normlarının önüne çıkmaya yüz tuttu. Sanatçıların yakın sanat tarihi göndermeli çalışmalarıyla, onların temellük eden sanat eserleri kırılgan ve uçucu bir şekilde sanata yaklaştılar.

2000’li yıllara geldiğimizde ise; yeni bir yüzyıl, sanatta yaratıyla siyasi iletişimi iç içe sokmaya başladı. Marjinal ve köşede kalmış sosyal olaylar gün yüzüne taşınarak, kamuya acılan bir armağan düşüncesi güncellendi. İnsanın emek üzerine değil, Malevitch’in kitabında söylediği gibi 'tembellik' üzerine olan esası ön plana getirilmeye başlandığında, kavramsal ve post-kavramsal sanatın sanat alanının sahnesinde önemli bir yer aldığını izledik. Bu aynı zamanda sanat alanının yükseldiği, ekonomik olarak bir piyasaya dönüşmeye çalıştığı döneme tekabül etmektedir. Galerilerin sayısal artışını izleyen bir şekilde sanatçıların sayısında da artış gözlemlendi.

Yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde arkaya bakıp düşündüğümde bir özet yapıyorum: Neler değişti? Neler devam etmekte? Hangi alanlarda sanat merhale kat etmekte? Düşünce ve refleksiyon sanatın temelinde yatmakta zaten. Leonardo’dan beri bunun 'zihinsel' olduğu bilinen bir gerçek. Sanat; bir imitasyon değil, benzetme de değil, ama bir düşünce alanında gelişmekte. Filozofların kavramsal düşüncesine sanatçılar refleksif bir sanatsal düşünce ile karşılık vermekteler. Çizgilerden, renklerden oluşan formlar ve içerik espas anlayışıyla birbirlerine eklemlenmektedir.

Kimi zaman grafik, kimi zaman estetik kimi zaman refleksif ve kimi zaman siyasi olarak duran eserlerin içinden geçtiğimiz seneye baktığımda, aklımda yer eden önemli sergilerden söz etmek istiyorum. Bu eserlere saygım, benim onlara olan hayranlığından kaynaklanmaktadır. Düşünce biçimi olarak sanatın diğer birçok alanı kendi içinde topladığını uzun zamandan beri söylemekteyim. Ve de yazmaktayım. Sanat tarihinin sıradışı bir disiplin haline geldiği hakkında çıkan kitabımda (Sanat Tarihi: Sıra Dışı Bir Disiplin YKY, 2006) dünyadaki önemli olan sanat tarihçileri, küratör ve sosyologlarla yapmış olduğum konuşmalar bu alanın ne kadar geniş bir yelpazeyi içerdiğine işaret etmekteydi.

2019 yılının iz bırakanları olarak sayabileceğim eserler arasından Ayşe Erkmen’in Arter ‘deki 'Beyazımtırak' sergisini sayacağım. Tipografi ile espası harmanlayarak gerçekleştirdiği sergisi her zaman olduğu gibi bir yandan minimal diğer yandan pop öğeleri iç içe sokmakta. Ve sergi devam etmekte hâlâ. Seza Paker’in Galerist Galeri’de yaptığı 'Geçerken' adlı sergisi, asamblajlar ve örüntülerin (patterns) içinden geçerek siyasal, sanatsal anlatıda ve formda sanatçının nasıl yeniliğe açıldığını bize gösterdi. Şiir, enstalasyon, örüntülerden ve desenlerden düzenlenen asamblajlar (deri, kına, örüntüler, cam, pleksiglas, ses enstalasyonu) yan yana işlediler. Leyla Gediz’in The Pill Galerideki 'Denizens' adlı sergisi, espas ve resim arasındaki bağı ortaya koydu ve performatif deneyle düşünsel alanı birleştirdi. Halil Altındere’nin Yapı Kredi Sanat Galeri’deki 'Abrakadabra' sergisi, minör kişiliklerin de 'saygıyla mumyalanabileceğini' bize hatırlattı. Mizah ve sanat tarihi göndermeleri, işlevlerin yer değiştirmesiyle anlatıya dönüştürülmüş sihirli heykelleri öne sürdü. Tarihi sadece büyük adamların değil, gündelik yaşamdaki görevlilerin de yapabileceğinin altını çizdi.

Yerleştirme görüntüsü, Ayşe Erkmen: Beyazımtırak, 2019
Fotoğraf: Hadiye Cangökçe

Venedik Bienalinde de benzer bir şekilde Büyük Pavyon binalarının ihtişamına arkalarından bakıldığında yüzeyin sadece bir görüntüden ibaret olduğunu hatırlattı. Venedik Bienali Türkiye Pavyonunda, 'Biz Başka Yerde' adlı sergisinde, İnci Eviner, videolarına ve desenlerine eşlik eden performans düzenlemesinde, içine hapis olunan bir dünya içinde süründüğümüzün altını çizdi. Kapalı olan bir mekanın ezici baskısını bize hatırlattı. Böylece yarı yarıya işleyen (bir yarısı var diğer yarısı yok) bir kurguyu sundu.

Ahmet Öğüt’ün, Merdiven Galeri’deki 'Missing T' sergisi bizi başka bir iklime (Karayipler’de Tulum’a) götürdü; ekoloji ile para arasındaki karşıt dengeyi sundu ve hatırlattı bizlere: Bir harf eksiğini nasıl tamamlarız ? Pi Artworks ’da Mehmet Ali Uysal’ın sergisi, çocukluğundaki evinden yola çıkarak, hacimsel formları ortaya koyarak nasıl çalıştığı üzerine işaretler verdi. Dirimart Galeri’de, Ceren Erdem’in küratörlüğünde galeri sanatçılarından oluşan 'Ad İnfinitum' adlı karma sergi, düzenleme ve espasa yerleşme bakımından bir galeri sergisinin nasıl yapılabileceğinin güzel bir örneğini gösterdi izleyicilere.

Signs Art Space adlı İstanbul’un yeni mekanında Burcu Fikretoğlu’nun, İtalo Calvino’dan yola çıkarak düzenlediği sergi, bize sanatçılarının önemini gösteren iyi bir serginin nasıl işleyebileceğinin işaretlerini ortaya koydu. Ali Kazma’nın Nev Galerideki 'Finis Terrae' sergisi ise insan ve doğa ilişkisini; denizci dünyası, haritalama ve iletişimin arasındaki ilişkilerle belgesel olarak ortaya koyduğunda izleyiciye ilginç bir video düzenlemesi göstermekteydi.

Yeni açılan Arter’in Emre Baykal ve Eda Berkmen’in küratörlüğünü yaptığı 'Saat Kaç ?' adlı sergi, Türkiye’deki müze sergilerinin arasında, minör olarak adlandırabileceğim sanatçılar çizgisini göstermesi bakımından bir 'ilki' gerçekleştirdi: minör kavramı Deleuze ve Guattari’nin minör bir edebiyat olarak adlandırdıkları bir tutumu işaret etmektedir (hakim sanatsal dilin yersizyurdsuzlaştırılması). Ve bu yılın en çarpıcı sergilerinden biri olan Pera Müzesinde, 2018 sonunda başlayıp 2019’a gelen 'Parajanov ve Sarkis ile' sergisi, büyüsel ve mistik bir dünyayı toparlayan ve sunan bir düzenlemeyi, unutulmaz bir şekilde bizlere gösterdi.

Yeni bir yıla girmekte olduğumuz ilk günlerde bu sergilerin, bizim düşünce, estetik ve görsel dünyamızı büyüttüğünü söylemek istemekteyim. Bu sergileri gerçekleştirenlere teşekkür borcumu da burada iletmek isterim. Bize, yani 'kamuya' kendi bakışlarını, eserlerindeki refleksiyonu veren bu sergilerin sanatçılarına ve düzenleyenlerine müteşekkir olan bakışım, onlardan gelecekteki çalışmalarını heyecanla beklemekteyim.

Yazarın Diğer Yazıları

Rüyalar gerçek olsa: "İmagine!"

Hayal ve umut gelecekteki mutluluğun ödüncüdür demekteydi eski bir Hristiyan atasözü

Etik bir yaşam

Biraz düşünerek, yalnızlığı bir tutum olarak genişletmek en eski öğretilerden biri olarak durmakta. Bugün bu eski öğretileri tekrar canlandırmak mümkün olabilir. Foucault’nun kullandığı siyasi kavramların yanında, bugüne yakın durduğunu düşündüğüm, insanın kendine dönmesi ve "kendilik endişesi" ön plana çıkmakta

Bir felsefi tartışma üzerine: Biyo-politika ve Foucault’ya bir dönüş

Bugün, geçici olarak virüse karşı mücadele dip dibe, "omuz omuza" mücadeleyle değil, "yalnızlıkta örgütlenmekle" etiko-pratik yaşama tekabül etmektedir