24 Haziran 2020

Futbol sahalarında şiddet için taraftarlara gerek yokmuş!

Bahane üreterek, futbol sahalarında yaşanan şiddetin tek suçlusu olarak taraftarı göstermeniz artık kimse tarafından kabul görmüyor, haberiniz olsun

Pazartesi gecesi Alanyaspor ile Trabzonspor arasında oynanan karşılaşmanın bitiminde yaşanan gelişmeler, uzun bir zamandır dile getirdiğimiz futbol sahalarında şiddetin baş sorumlusunun taraftarlar olmadığı gerçeğini bir kez daha teyit etmiş oldu. Son on yıl içerisinde üç kez çıkartılan ve arada revize edilen spor sahalarında şiddetle mücadele yasası adı altında yapılan bütün düzenlemelerin sadece ve sadece taraftarlara yönelik olduğunu belirtmiştik. Son dönemde üstelik seyircisiz karşılaşmalarda yaşanan gelişmeler, durumun aslında ne olduğunu gözler önüne serdi. Yaşananları birkaç açıdan ele almanın daha doğru olacağı kanaatindeyim, bunlardan ilki protokol tribünü adı verilen yerde aslında eskiden beri var olan bir durumun şimdi sessizlik yüzünden daha da belirginleşmesi halidir. Yani bir başka ifadeyle eskiden de burada sık sık sataşmalar ve sözlü tartışmalar hatta zaman zaman kavgalar yaşanırdı. Şimdi ise tribünlerde kimse olmadığı için atışmalar gerek saha içerisinde olup bitenlerin gerekse de yöneticilerin yer aldığı tribünlerden gelen sesler olduğu gibi ekranlara yansıyor.

İkinci olarak ülkemizde başkanların ve yöneticilerin taraftar tipolojisinin neredeyse birebir aynısı şekilde hareket etmekte oldukları gerçeğidir. Yöneticilerin ve başkanların rakip takım oyuncuları, antrenörleri ve taraftarlarına yönelik ifadeleri, söyledikleri veyahut ima ettikleri son derece belirleyici olmaktadır. Yeni dönemin yönetici ve başkan modeli bir anlamda ülkemizin son yıllarının adeta bir aynası görünümündedir. Söz konusu davranış kalıpları giderek rakibi yok saymaya dönük ve aşağılayıcı, iğneleyici, son derece kötücül bir dilin dolaşıma girmesine katkıda bulunmaktadır. Üstelik bütün olup bitenler sonrasında yaşananların ardından küfür edebiyatının yapılıyor olması da son derece ilginç bir anekdot olarak karşımıza çıkmaktadır. Edilen küfürler üzerine sahaya inmek, küfür edenlerin cezasını bizatihi kendisi kesmek gibi bir yaklaşımın maruz görülebilmesi mümkün değildir. Şimdi burada belirleyici olacak olanın Türkiye Futbol Federasyonu'nun yaşananlar sonrasında nasıl bir karar verebileceğidir. Çünkü yaşadıklarımızın sadece futbolla ilgili olmadığı ayan beyan orta yerde durmaktadır. Bu yüzden de verilecek cezaların bu açıdan değerlendirilmesi daha yerinde olacaktır. Bu noktayı yazının sonunda biraz daha açacağız.

Üzerinde durulması gereken üçüncü bir husus ise hiç kuşkusuz olan bitenler sonrasında futbol medyasının almış olduğu garip tutuma ilişkindir. Kendisi son derece sığ buna karşın adı derin olan bir futbol programında yaşananların son derece doğal olduğu defalarca tekrarlanmıştır. Maçın 90 artı beşinci dakikasında gelen gol ile birlikte bir tarafta sevinenlerin olması diğer tarafta üzülenlerin bulunması kadar doğal bir durum olamaz! Öyleyse bu ruh hali beraberinde karşılıklı olarak küfürleşmeyi, tartışmayı getirebilir ve bunu da doğal karşılamak gerekir gibi tuhaf ifadelerin kullanılması yaşananları normalleştirmenin bir diğer adıdır sadece. Ne yazık ki ülkemizin medyası kadın cinayetlerinde nasıl bir tutum takınıyorsa futbol medyası da taraftarların olmadığı saha içerisindeki şiddet görüntüsünde her defasında yöneticileri ve başkanları kayırma adına aynı cümleleri kullanmaktan geri durmamaktadırlar. Alanya Cephesi, Trabzon cephesi, sinkaflı konuşmalar, alkol muayenesi gibi ifadeler dün geceye damga vurdu. Yaşananların futbol gazetelerine yansıması ise tahrik, küfür ve kavga şeklinde gerçekleşti. Trabzonspor başkanı Ağaoğlu, "son dakika yediğimiz golden sonra inanılmaz küfürler yedik" ifadesini kullandı.

Hakemin soyadı ile dalga geçerek Hakem Atilla KARAoğlan, Trabzonspor'u yaktı şeklinde cümleler kurulması ülkemizin futbol medyasının en sık başvurduğu kelime oyunları arasındadır. Aynı gazetenin İsviçreli futbolcuları travesti kılığında gösterdiği ve Futbol Bir Erkek Oyunudur başlığıyla, onları erkekliğe davet ettiği sayısı da tarihteki yerini tıpkı bugünkü gibi alacaktır. Taraftarlığı yöneticilik, gazetecilik zannedenler sayesinde ülke futbolunun bir adım mesafe kat edemediği gerçeğini ise verilen cezaların ağırlığı üzerinden yapacağımız anlamsız tartışmalarla birlikte kısa sürede çöpe atıp unutacağız. Buna karşın futbolun aslında insanların kalplerine, vicdanlarına bıraktığı tortunun ne kadar değerli olduğunu ise galiba bu ülkenin futbol zihniyeti sayesinde hiç ama hiç anlayamayacağız.

Gelelim asıl üzerinde durulması gereken futbolun siyasetin arka bahçesi haline geldiği noktasına. İsmi derin olan futbol programının yorumcularından bir tanesi Başakşehir ile Trabzonspor arasında yaşanan gelişmelerin siyasal boyutuna vurgu yapmaya başladığı anda programın moderatörü tarafından hemen durduruldu. Ve moderatörümüz kendisinin bu ülkeyi ne kadar sevdiğinden dem vurmak suretiyle siyasete ilişkin değerlendirme yapılmaması gerektiğini dile getirdi. Halbuki maçın oynanacağı gün Trabzon'da Başakşehir Kulübü başkanı hakkında bir suç duyurusunda bulunulmuş ve Trabzon ilinin CHP'li milletvekili üzerine giydiği Trabzonspor forması ile yaşananlara ilişkin açıklamalar yapmıştı. Uzun bir süredir Trabzonspor'un korunup kollandığına ilişkin açıklamalar yapılıyordu, bu kez işin içerisinde her ikisi de iktidar partisine işaret eden gelişmeler söz konusuydu. Örneğin Alanyaspor Kulübü başkanı ile Trabzonspor Kulübü başkanı arasında yaşanan münakaşa esnasındaki gelişmelerin aksettirilmesinde birden bire sözün dışişleri bakanı sayın Mevlüt Çavuşoğlu'na gelmesi gibi bir durum yaşandı. Tabii ki burada olup bitenler hakkında da sevgili moderatörümüz bakanların adlarının böylesi gelişmelerin içerisine çekilmemesi gerektiği gibi ifadelerle durumu kotarma yoluna gitti.

Fenerbahçe Kulübü'nün ardından pazar gecesi Galatasaray Kulübü de son yıllarda izlediğimiz en garip maç ile birlikte şampiyonluk yarışından uzaklaştı. Şimdi geride iki takım var ve bu iki takım arasındaki mücadele ne kadar yok denilse de siyasetin futbol ile giderek artan ilişkisini göstermesi açısından ilginç gelişmelere yol açacak gibi gözüküyor.

Futbolun ülkemizde en az futbol olduğunu defalarca dile getirmiş birisi olarak, bu kez yaşanacak gelişmelerin tribünlerde seyirci olmayacağı için daha yumuşak geçebileceğini düşünmüştüm. Yanılmışım, taraftarların olmadığı yerde yöneticiler ve başkanlar devreye girerek bu boşluğu kapattılar.

Sosyal mesafe ve maske kullanımının da devre dışı kaldığı, 6222 sayılı kanunun defalarca ihlal edildiği bir karşılaşmayı geride bıraktık. İki protokol tribününü birbirinden ayıran bölümlerin olması bir anlamda büyük bir şanstı çünkü aksi halde son yılların en büyük protokol kavgalarından birisine şahitlik edebilirdik.

Yaşananları kulübümün haklarını savunan bir başkan gördüm diye değerlendirenler ile yine bütün bunların futbol içerisinde var olduğunu düşünenlerin aynı amaca hizmet ettikleri gerçeğini bir kez daha belirtmeliyiz. Bu gerçek ise futbolun rekabet etme, saygı gösterme ve yaşanabilecek kayıpları vakar ile kabul etme anlayışı ile örtüşmüyor. Ne yazık ki her geçen gün biraz daha fazla sadece kendimizin haklı, doğru ve galip olabileceği sanısına daha fazla kapılıyoruz. Bu ise hepimizi gerçeklikten biraz daha fazla uzaklaşmaya ve hayal dünyası içerisinde sahte büyüklükler üzerinden çıkarımlar yapmaya doğru sürüklüyor.

Herkesin oynadığı ve mış gibi yaptığı bir yerde gerçeklik kendisini ne kadar saklarsanız saklayın gösterecektir. Üzerini sahte gündemlerle, küfür edebiyatı ve var olmayan nitelemelerle örtemezsiniz. Bahane üreterek, futbol sahalarında yaşanan şiddetin tek suçlusu olarak taraftarı göstermeniz artık kimse tarafından kabul görmüyor, haberiniz olsun.


13 Haziran'da ülkemizdeki kadın futboluna ilişkin gelişmeler hakkında bir yazı kaleme almıştım. Bu kez sizlerle Kadın Futbol Kulüpleri Derneğinin hazırladığı bir filmi paylaşıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=bCDWRGD2s3w

Yazarın Diğer Yazıları

Spor sahalarında şiddetle böyle mi mücadele edeceksiniz?

Şiddetle gerçekten mücadele etmek istiyorsanız, kişilere göre kararlar vermekten ve yaşananları geçiştirecek işleri devreye sokmaktan vazgeçin!

Ne olursa olsun seviyesizliğe karşı durmalıyız

Hiç kimsenin bir başkasının eşi, dünyaya gelen çocuğu ve ailenin namusu hakkında söz söylemeye hakkı yoktur!

Komedi kaldığı yerden devam ediyor

Spor sahasında başkanların yarattığı şiddeti konuşamayan bir futbol medyasının olduğu yerden adaletli, hakkaniyetli ve eşitlik temelli yorumlar beklemek hayalcilik olacaktır