10 Kasım 2021

Birisi bu kararın nedenini de açıklamalı!

Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) ‘müsabakalara misafir takım seyircileri alınmaz’ kararı ile ilgili çekincesi söz konusu ise bu nedir?

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tam on iki gün önce 9 Kasım 2021 tarihinden itibaren Süper ligdeki karşılaşmalarda tribünlere %100 oranında seyirci alınabileceğini duyurmuştu. Taraftarların bu kararda en çok merak ettikleri husus ise deplasman taraftarlarının maça gidip gidemeyecekleriydi. Kararın içerisinde bu durum net bir biçimde ortaya konulmuyordu ta ki geçtiğimiz gün yeniden açıklanan ‘müsabakalara misafir takım seyircileri alınmaz’ ifadenin kamuoyuyla paylaşılmasına kadar. TFF’nin almış olduğu kararların sürekli olarak tartışılır hale dönüşmesi ülke futbolunun en yetkili kurumunun hem inandırıcılığının hem de güvenirliliğinin sorgulanması anlamına gelmektedir. Ne yazık ki bu durumun yaratılmasında en büyük katkıyı da yine kurum olarak kendileri vermektedirler.

Türkiye’de futbolu kendisine konu edinen futbol medyası başta olmak üzere bütün paydaşların bu karar sonrasında yaşanan tuhaflığı dile getirmesi gerekmektedir. Çünkü ülkemizde şehirler arası seyahat anlamında bir yasak bulunmuyor ve yolculuğa çıkmak isteyen tüm yurttaşlarımız gerekenleri yerine getirmek suretiyle seyahatlerini yapabiliyorlar. Öyle ise deplasman tribününe seyirci alınma yasağı konusunda TFF’nin başka bir çekincesi mi bulunuyor? Eğer böyle bir çekince söz konusu ise bu nedir? Bu ve benzeri soruları arttırabiliriz ve gayet iyi biliyoruz ki ne TFF’den ne de futbolun diğer paydaşlarından-taraftarların bir kısmını dışarıda bırakarak- ses çıkmayacağından eminiz.

Avrupa kupalarında ülkemizi temsil eden üç takımın taraftarlarının yurt dışı karşılaşmalarına gidebildiği bir ortamda eğer tribünlere tam kapasite ile taraftar alınmasına onay veriyorsanız o halde bunu niçin misafir takım tribünlerine vermediğinizin bir gerekçesini de ortaya koymanız gerekmektedir. Ben yaptım oldum mantığı ile hareket etmek suretiyle sürekli olarak üzerinde vurguda bulunduğunuz ve ne yazık ki yanlış anladığınız marka değeri meselesine en büyük zararı bu kararlarınız ile sizler veriyorsunuz. Futbola dair içinden geçmekte olduğumuz tuhaflıkların arkasında her defasında yapmanız gerekip de yapmadıklarınız olduğunu söylemeye bile gerek yok! Hem Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan karşılaşmada hem de Beşiktaş ile Trabzonspor karşılaşmalarında bu ülkenin milli takımının iki kalecisi tribünlerin yoğun küfürlü tezahüratına maruz bırakıldılar. İkisi de tribünlerle ağız münakaşasına girdiler ve bunun sonucunda takımlarını yalnız bıraktılar. Peki bu ülkenin yıllar önce çıkarttığı ve her ne hikmetse sadece şike sürecinde uyguladığı 6222 sayılı yasanın şiddet ve düzensizliği önlemeye ilişkin maddeleri içerisinde yer almakta olan kameralarla küfrettiği sabit bulunan taraftarlara yönelik cezai işlemler niçin uygulanmıyor? Neden her defasında ceza adı altında topyekûn tribün kapatmayı maharet saymayı sürdürüyorsunuz? Çünkü bu durum işinize geliyor tıpkı deplasman tribününe seyirci alınmamasının işinize gelmekte olduğu gibi. Yıllar önce şike sürecinde ‘yumurtayı dik tutmak’ için göreve gelen federasyon başkanı ‘istemediğimiz seyirci gelmiyor’ ifadesini kullanmıştı. Aslında açık bir biçimde şunu söyleseniz daha kolay iletişime geçebileceğiz: tribünlerde misafir takım seyircisinin olması sıkıntı yaratıyor! Maça gelişlerinin yanı sıra maç boyunca yaşananlar ve maçın bitiminde ortaya çıkanlar nedeniyle olmalarını değil olmamalarını istiyoruz deyiverin olsun bitsin.

Bu haliyle almış olduğunuz bu kararın kişilerin seyir özgürlüklerini sınırlamaya yönelik ciddi bir hak gaspı olduğunu tarihe not düşme anlamında belirtmeliyiz. TFF’nun ve onun uzantısı konumundaki Kulüpler Birliğinin aldıkları bütün kararların sadece göstermelik anlamda taraftarların yanında olduğu gerçeğini ise her fırsatta ortaya koymalıyız. TFF ve Kulüplerimiz, taraftarları müşteri olarak görme konusunda ellerine geçen her fırsatı kaçırmadan yola devam ediyorlar. Ancak kulüplerin gerçek sahiplerinin taraftarlar olduğu gerçeğini ve bu alanın taraftarlar olmadan bir anlam ifade etmeyeceğini ise ısrarla anlamak istemiyorlar. Markanın logo haline getirilmesi süreci taraftarın müşteri haline dönüştürülmesi ile aynı şekilde işlemez! Logo üzerinden pazarlanabilir bir ürünü piyasaya sürebilirsiniz ancak söz konusu müşterilerin her daim rasyonel olarak hareket etmeyeceği bir alanda olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek koşuluyla. İşte bu yüzden birileri bize bu tuhaf ve bir o kadar da anlaşılmaz olan bu kararın neden ve niçin alındığını açıklamak durumunda. Futbolun sizin düşündüğünüzün ötesinde anlamları bünyesinde barındırmakta olduğunu hiç değilse biraz Avrupa kulüplerinin yapmaya çalıştıkları süper lig projesindeki tepkilere bakarak görmeye çalışın.

Süper ligde altı İstanbul, iki İzmir ve iki Antalya takımı yer alıyor. İstanbul’da işe gitmek için tıka basa dolu olan ulaşım araçlarını kullanmakta olan binlerce insanın Avrupa yakasından Anadolu yakasına veya Anadolu yakasından Avrupa yakasına maç izlemeye gitmesini sakıncalı bulan bu zihniyetin derdinin futbol olmadığını artık anlamak durumundayız. Asıl önemli olan niyetin kendisidir ve istendikten sonra tribünler futbolun gerçekten nefes aldığı yerler haline dönüşebilir. Bunun yolu ise yasaklamak ve yok farz etmek değildir. Tam aksine farklılıkların bir arada bulunabilmesine olanak sağlayacak, uygulamaları hayata geçirebilmektir. Son bir sözü de taraftarlar söylemenin tam zamanıdır birbirinizi yemeyi bir tarafa bırakmak suretiyle kendi haklarınıza hep birlikte sahip çıkmayı deneyin aksi halde yarın bir gün bu durumu da aramak zorunda kalacaksınız!

Ölümünün seksen üçüncü yılında cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve hasretle anıyorum. Yıllar geçtikçe büyüklüğünün ve yaptıklarının önemi daha fazla hissediliyor. Nurlar içinde yatsın.

Yazarın Diğer Yazıları

İzmir Duvarı

Çalışmayı çok önemsediğimi ve böylesi çalışmalarla içinde yaşadığımız ülkenin sosyal bilimler alanında daha iyi anlaşılmasına ve buradan çıkacak sonuçların hem toplumsal açıdan hem de kültürel ve siyasi anlamda bize yol göstereceğine inancım tam. Bununla beraber İzmir kentinin hiçbir zaman için bir duvar imgesi ile tarif edilebileceği kanaatinde değilim

Haksız tahrik ve kaybolan adalet 

Pınar Gültekin davasının sonucunda verilen haksız tahrik indirimi bugüne kadar verilen kararların yeniden sorgulanmasının önünü açmalı ve kamuoyunun bu tuhaf kararlardan arındırılmasına vesile olmalıdır

Öğrenci affı ve üniversite sınavını kaldırmaya dair

Kısa vadeli ve belirli bir kitleyi hedef alan çözüm önerilerinin sonuçları üniversite açısından yarardan ziyade zarar olarak kendisini göstermiştir/göstermektedir. Umarım yanılırım ancak geçmiş deneyimlerim durumun yine bu minvalde ilerleyeceğini ortaya koymakta