08 Mart 2021

Bakış açısı da, zihniyet de değişmiyor

Yıl içerisinde yaşanan ve medya tarafından haberleştirilen herhangi bir kadın cinayeti haberinde bile burada gösterilen hususların neredeyse hiçbirisine dikkat edilmediği ve tam aksi bir anlayış üzerinden kadın cinayetleri haberlerinin dolaşıma sokulduğuna ilişkin olarak yapılan çok sayıda çalışmaya da rastlayabilirsiniz

Türkiye'nin kadına yönelik şiddetle olan imtihanı son hızla devam ediyor ve ne yazık ki içinden geçmekte olduğumuz süreçte yine kötü bir karne ile karşı karşıya kalıyoruz. Burada gerek yaşanan gelişmeler gerekse bu yaşananların haberleştirilmesi anlamında ne acıdır ki hiç ama hiçbir şey değişmiyor! Kadınlar kocaları, eski kocaları ve sevgilileri tarafından şiddete maruz bırakılmaya, katledilmeye devam ediliyorlar. İlginç olan husus ise bu olup bitenleri bizlere aktarmakla görevli olan medyanın da her zaman olduğu gibi yaşananları aktarma tarzının hiç değişmiyor olmasıdır.

Son iki gün içerisinde Samsun'da ve Aydın'da yaşanan olayların yansımaları sosyal medyada adeta infial uyandırdı. Aydın'da yaşanan olayda 92 yaşındaki H.P'nin evine giren 23 yaşındaki A.Ç isimli şahıs tarafından boğularak öldürüldüğü ve cinsel istismara uğradığını öğrendik. Tabii bu haberi bu şekilde vermedi hiçbir yayın organımız. Aralarında T24'ün de bulunduğu bütün kuruluşların adeta tornadan çıkmışçasına aynı şekilde haberi duyurmuş olmaları büyük bir talihsizliktir. Aynı haber ajansına dayandırılan ve aynı fotoğrafların kullanıldığı bir habercilik tarzı var karşımızda. Ve bu habercilik tarzı içerisinde her defasında mağdurun bir kez daha mağdur edilmesi buna karşın sanıkların isimlerinin ve fotoğraflarının gizlenmesi anlayışının ısrarla sürdürülmeye devam edilmesi gibi bir anlayış sürdürülüyor. Aydın'da gerçekleşen olayda da yine aynı bakış açısı egemendi ve 92 yaşındaki H.P'nin adını soyadını, yalnız yaşadığını, fotoğrafını buzlamadan vermeyi "normal' gören yaklaşım yine devredeydi. Her nedense olayın failinin adı ve soyadının baş harflerini (A.Ç.) vermeyi ve tabii ki fotoğraflarını da ya buzlayarak ya da güvenlik güçleri tarafından götürülürken başı önünde yani yüzü görünmeden vermeyi tercih ediyordu.

Benzer şekilde Samsun'da kızının gözleri önünde eski eşi tarafından öldüresiye dövülen E.M'nin görüntüleri ekranlara yansıdığında yine benzer bir yol takip edildiğini ve olayın faili olan İ.Z'nin adı ile soyadının baş harflerinin verildiğini gördük. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Zehra Zümrüt Selçuk attığı tweet'te; "Samsun'da bir kadına, bir anneye uygulanan insanlık dışı şiddet vakasının Bakanlık olarak takipçisiyiz. Failini en ağır cezayı alması için davaya müdahil olacağız" ifadesini kullanmış.

Fatih Altaylı, "Yazın Adını Açık Seçik" başlıklı yazısında bu durumun ne kadar tuhaf olduğunu dile getiriyor: "Bu arada saldırganın kimliği de İ.Z. Olarak yazılıyor. Sanık diye. Sanığı mı kalmış be. Her şey açık, her şey net. Suçunu da itiraf etmiş zaten. 'Tahrik etti dövdüm. Hatırlamıyorum' demiş. Saklamayın bunların adlarını. Yazın açık açık 'İbrahim Zarap' diye."

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Aileden sorumlu bakanlığımız her zaman olduğu gibi yaşananlara müdahil olduğunu belirtiyor. Bu son derece olumlu fakat bir yıl içerisinde üç yüz otuz kadının öldürülmesine yol açan şiddet fenomeni karşısında yeterli değil bu çıkış. Bunun yerine çok daha aktif ve kadınların çocuklarından, ana babalarından, kardeşlerinden ve sevdiklerinden ayrılmalarına yol açan bu şiddete karşı çok daha dirençli olmalı ve yaşananların önüne geçebilmenin başta hukuksal ve güvenlik yönleri olmak üzere, her türlü alternatifi daha somut bir hale dönüştürmelidir. Fatih Altaylı'nın serzenişi ise yıllar önce Ş.E. cinayetinin işlenmesi sonrasında cinayetin işlendiği bıçağın öldürülen kadının sırtında gösterilmesinin yarattığı infiali unutturmaya yetmeyeceğini belirtmekle yetinelim sadece.

Yazılı ve görsel medyada kadın cinayetlerinin veriliş biçiminin yarattığı tepkilerin sonucunda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 2016 yılında Kadın ve Medya isimli bir çalışmayla Toplumsal Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu yayımlandı. Aslında bu çalışma medyanın yaşananlar sonrasında nasıl bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini göstermekte olduğu kadar neleri de yapmaması gerektiğini de net bir biçimde gözler önüne seriyordu. Mağduru mağdur etmemek, mağduru değil faili teşhir etmek ilkesinden hareketle yapılması gerekenlerden bazıları şöyle sıralanıyordu:

  • "Haberi yapan kişi, psikolog, yargıç, falcı veya öykü yazarı değil, haberci olduğunu unutmamalı.
  • Haber verilirken söylentilerden, yakıştırmalardan, kalıplaşmış söylemlerden ve ön yargılardan uzak durulmalı.
  • Cinayetin sorumlusu olarak cinnet, kıskançlık, öfke, namus, iflas, psikolojik sorun vb. gibi cinayeti "haklı' gösterecek, cinayeti meşrulaştırmaya çalışan ifadeler kesinlikle kullanılmamalı. Bu bahanelerin kadın cinayetlerini meşrulaştırmasının yanı sıra 'haksız tahrik indirimi' talebiyle mahkemeye delil olarak gösterilebildiği unutulmamalı.
  • Melodramdan, sansasyon ve pornografiden kaçınılmalı. Cinayetin ayrıntılarını pornografik olarak resmederek şiddetin pornografisi üretilmemeli.
  • Fotoğraf ve görsel malzeme seçiminde ve kullanımında dikkatli olunmalı, maktulün fotoğrafı ya hiç kullanılmamalı veya olay sonrası değil öncesinde çekilmiş fotoğrafı, eğer gerek varsa kullanılmalı.
  • Cinselliğe dair gereksiz ayrıntılar ve magazinel yaklaşımlardan uzak durulmalı, haber yazımında çekici veya heyecanlı hikaye üslubu kullanılmamalı.
  • Öldürülen kadının bedeni teşhir edilmemeli. Bunun yerine zanlı ve zihniyeti teşhir edilmeli.
  • Maktulün mesleği, yaşam tarzı, sosyal ilişkileri veya davranışları ancak haberin anlaşılır kılınması için şartsa açıklanmalı ve yanlış anlamaya, özellikle de ahlaksal yargıya yer vermeyecek şekilde aktarılmalı.
  • Meslek, davranış ya da yaşam tarzı kadınların erkekler tarafından öldürülmesinin bahanesi/gerekçesi gibi sunulmamalı.
  • Araştırma sonuçları, öldürülen kadınların büyük çoğunluğunun cinayet öncesinde şiddet gördüğünü göstermekte. Şiddet gören bir kadınla ilgili haberde, onu tehlikeye sokacak ve gelecekte öldürülmesine neden olabilecek bilgiler vermekten kaçınılmalı."

Kadın cinayeti haberi yapılırken kılavuz içerisinde yaklaşık üç sayfalık yapılması ve yapılmaması gerekenlerin sıralandığını, yukarıya bu önerilerin sadece bir kısmını aktardığımı belirtmeliyim. Aslında burada zikredilenler üzerinden bile ülkemizde kadın cinayetlerinin medya tarafından haberleştirme biçiminin ne kadar sakat bir anlayış ile gerçekleştirilmekte olduğu rahatça analiz edilebilir. Yıl içerisinde yaşanan ve medya tarafından haberleştirilen herhangi bir kadın cinayeti haberinde bile burada gösterilen hususların neredeyse hiçbirisine dikkat edilmediği ve tam aksi bir anlayış üzerinden kadın cinayetleri haberlerinin dolaşıma sokulduğuna ilişkin olarak yapılan çok sayıda çalışmaya da rastlayabilirsiniz. Aydın ve Samsun'da yaşananlar bu konuda bakış açısının hiç değişmediğini buna karşın söz konusu zihniyetin de aynen korunduğunu ortaya koymaktadır.

92 yaşındaki bir kadın evinde tecavüze uğruyor ve öldürülüyorsa, sokak ortasında çocuğunun gözleri önünde defalarca şikayet etmesine karşın bir başka kadın öldüresiye dövülebiliyorsa, durum göründüğünden çok daha ciddi ve endişe vericidir. Burada yaşananların üzerinin örtülmesi, bahaneler üretilmesi ve hafifletici unsurları devreye sokacak zihniyet kalıplarına izin verilmesi, son derece tehlikeli ve bir o kadar da hayati sonuçları dolaşıma sokmaktadır. İşte bu yüzden 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde bir kez daha kadınların şiddete uğramasının ve öldürülmelerinin tüm toplumsal hayatı sarsıntıya uğrattığını bir kez daha haykırmalı ve bu yaşananların ortadan kalkması için hepimiz müdahil olmalıyız. Kadına yönelik şiddet hem kadınları hem çocukları hem de tüm toplumu hızla zehirlemektedir.

Tüm emekçi kadınların günü kutlu olsun.

Yazarın Diğer Yazıları

Kötü zeminlerde maç oynatmayacağız!

İçinde yaşadığımız futbol ikliminde Türkiye Futbol Federasyonunun olup bitenler konusunda elini taşın altına koymasının vakti çoktan gelip geçmiştir. Oysa federasyonumuz hâlâ kendisi dışında çözüm yollarının yaşananları halledebileceği kanısında ısrar ediyor

Üniversitelerdeki kadro atamalarına dair

Üniversiteler yıllar içerisinde oluşan bu kadro meselesini çözebilmek için getirilen kriterler konusuna neredeyse dört elle sarıldılar. Fakat aradan geçen yıllar sorunu çözmek şöyle dursun tam tersine daha da kangren haline dönüştürdü

Dört büyükler daha eşitmiş!

Türk futbolunun geleceği için yeni bir sayfayı neden sadece dört kulüple açıyorsunuz?