Videoröportaj

Eski AKP milletvekili Prof. Osman Can: Halkın yarısını hain ilan ederseniz devleti çöküşe mahkûm edersiniz

"Milletvekilleri, ilçe başkanı olmak için uğraşıyor"

13 Şubat 2019 14:59

Eski AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi ve eski Anayasa Mahkemesi (AYM) raportörü Prof. Osman Can, 2017 yılında yapılan anayasa değişikliğinin "çöküş" olduğunu söyledi.

25. Dönemde AKP'den milletvekili olan Can, Türkiye'nin sürekli düşman ürettiğini söylerken "bir ülkenin enerjisi sürekli düşman üretmeye harcanmamalı. Devleti oluşturan halkın yarısı, hain, düşman, kriminal ilan ettiğinizde o devleti çöküşe mahkum edersiniz" diye konuştu.

Milletvekili olmanın anlam ifade etmediğini söyleyen Can, milletvekillerine yönelik olarak "İlçe belediye başkanlığı için uğraşıyor insanlar şimdi. Milletvekilleri, ilçe başkanı olmak için uğraşıyor ve krizler buradan doğuyor" ifadelerini kullandı.

Prof. Osman Can, gazeteci Yıldıray Oğur'un TV5’te hazırlayıp sunduğu "Medya Analiz" programında açıklamalarda bulundu.

Anayasal çöküş

Osman Can’ın açıklamaları şöyle:

"Bir şeyler yapılabilme ihtimali vardı ama 2015 Ağustos-Eylül itibariyle durdu ve tersine bir dinamik çalışmaya başladı. 2010-2017 anayasal değişikliği ciddi bir geri dönüş oldu. Ciddi bir gerileme ve ‘anayasal çöküş’ olarak da ifade edebileceğimiz bir talihsizlik oldu. Bir anayasal çöküş olduğunu kabul etmek gerekiyor, ben anayasa profesörü olarak baktığımda da böyle, siyaset bilimi perspektifinden baktığımda da böyle. Avrupa Birliği standartları açısından da baktığımda bunun bir çöküş olduğunu kabul etmek zorundayım, kabul etmezsem anayasacı diyemem kendime."

"Bir sistemimiz var gibi görünüyor ama yok"

"Bir sistemimiz yok şu anda. Sistem var gibi görünüyor, erkler ayrılığından söz ediliyor, gerçekte erkler birbirinden çok fazla ayrı değil. Parlamento, siyasi partiler kanunun sağladığı imkanlar çerçevesinde aslında Başkan’a bağlı, Başkan’ın talepleri, hedefleri, istekleri doğrultusunda hareket ediyor. Bir hiyerarşi var. Hiyerarşi olduğu için, parlamentonun özgün iradesiyle hareket edebileceği, otantik politika üretebileceği bir mekan değil. Milletvekillerinin daha yasa yaptığına şahit olmadık. Milletvekillerinin yasa yapma konusunda inisiyatif yüklendiğine de şahit olmadık."

"Yargıdan kahramanlık beklememeli"

"Erkler ayrılığı sistemi çalışmıyor. Erkler ayrılığı çalışmadığı zaman, yargı bağımsızlığının çalışmasını beklemek çok da doğru değil. Sistem çalışmıyorsa adaleti sadece yargıdan beklemek çok gerçekçi değil. Ve yargıdan o konuda kahramanlık beklemek, faturayı yargıya kesmek de çok gerçekçi değil, sistem bir bütün olarak adaletsizlik üretiyorsa… Şu anda aslında resim bu."

"Milletvekilleri, ilçe başkanı olmak için uğraşıyor"

"Orası anlamlı bir yer ama acı bir şey aynı zamanda; TBMM'de olmanın anlam ifade etmediği bir dönem. İlçe belediye başkanlığı için uğraşıyor insanlar şimdi. Milletvekilleri, ilçe başkanı olmak için uğraşıyor ve krizler buradan doğuyor. Normal başkanlık sistemine geçilmiş olsaydı parlamentonun çok ciddi bir ağırlığı ortaya çıkacaktı. Amerika'daki başkanlık sisteminin merkezinde kongre var. Kongre denetim yapıyor her şeyden önce. Yasaların çıkarılması tamamen kongrenin denetiminde olan bir şey.”

"Bürokratlar Meclis'e yukarıdan bakıyor"

"Yürütmenin başı demiyorum çünkü o tek kişi ve o her şeyi belirlediği için milletvekilleri o iradeyi sayısal olarak hayata geçirmekle yükümlüler, onun dışında bir fonksiyonları yok. Eskiden bürokratlar Meclis'e açıklama yapmaya geldiğinde bir mahcubiyet içinde bunu yaparlardı, çünkü parlamentonun denetimine tabilerdi. Şimdi böyle bir denetim olmadığı için, oraya gelip açıklama yapan bürokrat Meclis'e yukarıdan bakarak konuşuyor. Torba kanunların milletvekilleri tarafından çok fazla anlaşılması mümkün değildir. Her biri teknik detaydır ve teknik detayları bürokratlar bilir."

"Meclis'e sadakat yok"

"Bürokratların, bakanların, başkanların, komutanların parlamentoya sadakatleri yok. Parlamento, atamaların hiç birinde onay mercii olmadığı için sadakat sadece lideredir. Lider de zaten parlamentonun başı olduğuna göre… Devlet dediğiniz şey gerçek manada icradır, yürütmedir, parlamento bunun çok küçük bir dilimini oluşturuyor, böyle olunca milletvekillerinin esamisi kalmıyor. Sistem dediğimiz şeyin görünümü aslında bu."

"Hukuk, güvenliğin zaafı değildir"

"Hukuk güvenlikle ilgili bir şey aslında. Hukuk güvenliğini ortadan kaldırmak iyi bir şey değil. İnsanlara yetki verirsiniz güvenliğinizi sağlaması için, bunu seçimler yoluyla yaparsınız. İnsanlar yetkiyi kullanırken sınırları aştığı anda sizin sınırlarınıza girer ve dolayısıyla özgürlüğünüz sınırlanır. Sınırların içinde hareket etmeyen yetkililer, yetkinin asıl sahibi olan halkın güvenliğini bizatihi ortadan kaldıran kişilerdir. Dolayısıyla güvenlik beklediğiniz figürler, kurumlar, otoriteler hukukun sınırları içerisinde kalmadığı zaman sizin güvenliğiniz ortadan kalkar. O yüzden hukuk, güvenliğin zaafı değildir, tam tersi hukuk, o güvenliği sağlar. "

"Hukuka bakış açınız hastalıklı"

"Türkiye gibi bir ülkede, etrafında çeşitli dinamikler vardır, Arap dünyası vardır bir yandan, fay hatları üzerinde Türkiye o yüzden bir hıza ihtiyaç olabilir ama hukuk hıza engel değil, sizin hukuka bakış açınız aslında hastalıklı. Hem hızlanırsını, hem hukuku çok daha rafine hale getirirsiniz. Hukuk keyfilik değildir, keyfilik güvenlik değildir. Keyfilik güvensizliktir. Halk bu alanda yetki sahibi olmadığı anda, kendi kaderini başka birilerine teslim etmeye başlar. İlişki kopar, ilişki koptuğunda benimseme duygusu kopar ve düşmanlık başlar. İnsanların bir kısmı iktidarın arkasına geçer ama bir kısmı da memnuniyetsiz olur. Çünkü kendini o sistemin içinde bulmaz. Derken halk gittikçe kopmaya başlar, kopma başladığında da sistem meşruiyetini kaybeder. Sistem daha az kişiye dayanır, diğer kesime otoritesini kabul ettirmek için bu defa şiddete başvurur. Şiddete, baskıya, susturmaya başlar, bu zaten çok ciddi bir kopuş noktasıdır. Ve dolayısıyla toplumsal barışın ortadan kalkması demektir. Hukuk ve teslimiyet ilişkisi birlikte sağlandığı noktada güvenlik olur."

"FETÖ ile mücadelede kolonları kestik"

"Problem AB üyeliği sürecinde yapılan değişimlerle başlamıyor. Sistem değişikliği yapalım derken atılan adımlarla başlıyor, FETÖ'nün tasfiye süreciyle başladı. Bir eviniz vardır, o eve hırsız girmiştir ve sahiplenmeye çalışıyordur. Ne yapabilirsiniz? Zilliyet hakkı doğar ve hukuk ilk bakışta evin anahtarını taşıyan hırsızı korur. Böyle bir durumda bu işin derinleşmemesi için adımlar atmak gerekir. Nedir o adımlar, evi yıkabilirsiniz, kolonları kesebilirsiniz ya da sadece kapıyı kırabilirsiniz. Kapıyı kırarsınız, içerdeki hırsızı atabilirsiniz ama kolonları kesmemelisiniz. Sanırım kolonları kestik. Hukuk devletini ayakta tutmak isteyenlerin, bu tür gizli kast sistemlerle, kurumları ele geçirmeye çalışanları ayıklamam sadece suç ve cezai müeyyidelerle olmaz. Her şeyi savcıyla çözemezsiniz, bazıları siyasetin tartışma konusudur. Bazılarını hafif idari tedbirlerle çözersiniz, bazı konularda adım atmanız gerekmez."

"Devleti çöküşe mahkûm edersiniz"

"Türkiye sürekli düşman üretiyor, bir ülkenin enerjisi sürekli düşman üretmeye harcanmamalı. Devleti oluşturan halkın yarısı, hain, düşman, kriminal ilan ettiğinizde o devleti çöküşe mahkum edersiniz. Hiç bir zaman bir ülkenin yarısı hain olamaz. Eğer böyle bir şey varsa bu devlet zaten çok meşru bir şekilde kurulmamıştır ve devleti yönetenler orada ciddi bir yanlışlık yapmaktadırlar. Halka baskı uygulayan devlet aslında çok zayıf bir devlettir, o devlet korkak bir devlettir, o devlet rasyonel bir devlet değildir. Yargıçlar, devletin objektifliğiyle bağdaştıramayacağımız önermeleri kararlarına yerleştirdiğinde devletin ali menfaatlerini korumuş olmuyorlar aksine devletin temellerine dinamit yerleştiriyorlar. Yargıçlar, savcılar, hukuku korur, hukuk çerçevesinde devleti korur. Devlet ancak hukuk ile varolur. "

ETİKETLER

Osman Canakpaym