Sağlık

Yatakta barış ilanı

Her kavga artık yatakta son buluyorsa, tatmin olma ihtiyacı gerçekçi çözüm arayışlarıyla karışmaya başladı demektir. Peki, sevişerek aradaki buzları eritmeye çal&

02 Ağustos 2008 03:00

Kendini şehvetin kollarına tamamen bırakabilen, tutkulu bir kadın Ece… Aldığı zevki vücudunun her noktasında hissedebiliyor. Eşi Ahmet, onun en çok bu özelliğini seviyor. “Ece bana dokunduğu zaman, ne istediğini anlayabiliyorum. Beni okşama şeklinden hissedebiliyorum bunu. Sanki parmak uçlarıyla görebiliyor gibi. Kesinlikle sıradanlaşmıyor. O an başka hiçbir şey düşünmediğini bana hissettirebiliyor.” Ama her zaman böyle değil Ece, aklında eğer bir sorun varsa sevişmekten hemen vazgeçebiliyor. “Benim için ikiye bölünmek gibi bir şey bu: Duygularım başka yerdeyken, bedenlerin bu kadar yakın olması… Bu şekilde sevişmek asla bana göre değil.” Hele bir de Ahmet’le arasında huzursuzluk söz konusuysa! Aslında yıllar önce aldığı bir karar bu Ece’nin: “Hiçbir kavga bundan böyle yatakta son bulmayacak!” Eski eşiyle her zaman sevişerek kavgaya son verirlerdi. Sonunda nefret etmişti bu şekilde barışmalardan.

Savaşarak sevişmek

“Büyük kavgalarımızın ardından eski eşimle hoyratça sevişirdik. Sanki birbirimize yatakta saldırıyorduk. Sertçe öpüşürdük. Eski eşim böyle seviştiğimiz zamanlarda yataktan tırnak izleriyle çıkardı mutlaka.” O yılları, yüzünde tebessümle anlatıyor Ece. “Bu şekilde savaşarak sevişmek, içimizdeki bütün öfkeyi bir anda siliyordu.

Sinirimizi ancak böyle atabiliyorduk. Ama bu şekilde seviştikten sonra asla sorunlarımızı tam anlamıyla halletmiş hissetmiyordum. Sadece adrenalin bizi yatağa sürüklüyordu o kadar. Bunun başka bir sebebi olamazdı.” İlişkilerindeki sorunlar arttıkça daha fazla yaşanmaya başladı bu durum. Aslında birbirlerini gerçek anlamda arzulamıyorlardı. Uyumlu, sevgi dolu sevişme diye bir şey kalmamıştı aralarında. Sadece büyük tartışmaların ardından sevişiyorlardı. Bu şekilde birbirlerine bağırmak yerine öfkelerini yatakta çıkarıyorlardı. Burada söz konusu olan asıl şey egemenlikti, aşk değildi. Erkek kadına karşı güç kullanarak istediğini yaptırıyor, kadın ise erkeğin öfkesini dize getirmenin mutluluğunu yaşıyordu.

İhtiras ve şehvet

Ece Ahmet’e aşık olduğunda, uzun zamandan beri ilk kez gerçek anlamda sevişmenin ne demek olduğunu anladı. Sevişmek öfkeden arınmak değil, aslında aşkın bedensel bir dışavurumuydu. Kendine ve Ahmet’e söz verdi. Bundan sonra yalnızca aklı, kalbi ve bedeniyle istediği zaman sevişeceklerdi. Ahmet de Ece’yle aynı fikirdeydi. O da uyuma, sıcaklığa ve içtenliğe önem veren biriydi. Ece’nin bu konuda ne kadar hassas olduğunu biliyordu ve asla kavgadan ya da aralarındaki sorundan kaçış için sevişmeyi araç olarak kullanmayacağına dair söz verdi. Kavga ettiklerinde bir müddet aralarına mesafe koyuyorlardı. Eğer konuşarak aralarındaki sorunu çözümlemek mümkün olmuyorsa, geceleri kanepede uyumayı bile tercih ediyordu. Neyse ki çoğu zaman aralarındaki sorunlar o aşamaya gelmiyordu.

Çözüm çabaları

Bir akşam saçma bir konu yüzünden aralarındaki tartışma gereğinden fazla büyüdü. Ahmet düzenli biri sayılmazdı. Ece onun bu özelliğini o güne kadar pek sorun etmemişti, ta ki onun biraz olsun düzenli olmasını sağlayacak banyo raflarını alana kadar. Banyonun düzenli olması Ece için çok önemliydi. Çünkü Ahmet’in evde en dağınık olduğu yer burasıydı. Ahmet daha düzenli olacağına dair söz verse de, banyoda her şeyi karmakarışık bırakmaya devam ediyordu. Ece ondan birkaç defa, daha düzenli olmasını rica etti. Ama bu hiçbir işe yaramadı. Ece artı k eski sabrının kalmadığını anladı ve o akşam sinirle Ahmet’e bağırmaya başladı. Ahmet “Bana bu şekilde akıl veremezsin” diyerek Ece’nin üzerine yürüdü. O gece ayrı uyudular. Ne yazık ki ertesi gün de çözüm arama çabaları sonuç vermedi, yine tartıştılar… Bu konuyu bir süre açmamaya karar verdiler. Ama ikisi de birbirlerine karşı derin bir öfke hissediyordu. Öyle ki, ortada bırakılan bir çorap yüzünden bile kolayca yeniden kavga alevlenebiliyordu.

“Ne yapıyoruz böyle?”

Neredeyse iki hafta böyle devam etti. Bir akşam yine kavga ederlerken beklemedikleri bir şey oldu. Ece: “Ben Ahmet’in yerden topladığım çoraplarını saymaya başladım. O ise benimle dalga geçiyordu. Yine kavga etmeye başladık. Derken bir anda kendime geldim. Biz ne yapıyorduk ki böyle? Biz birbirimizi seviyorduk.” Sanki birisi ışığın düğmesine basmış ve birdenbire her şey görünür olmuştu. Kendi takıntılı davranışlarını fark etmişlerdi. Önceleri, belki haklı nedenlere dayanan tartışmalarının, ne kadar anlamsız ve saldırgan bir hale dönüştüğünü gördüler. Hisleri karşısında dehşete kapılan Ece, birden eliyle ağzını kapattı ve Ahmet’in gözlerinin içine baktı. O anda Ahmet o güne kadar hiç yapmadığı bir şeyi yaptı ve Ece’nin omzuna eliyle hafifçe dokunarak kendine çekti. O anda Ece’nin gözünden yaşlar boşandı. “Bütün öfke, gerilim bir anda yok oldu. O anda tek isteğim, ona olabildiğince yakın olmaktı. Ona sarılmak, onu okşamak, onu ne kadar çok sevdiğimi göstermekti.” Ahmet’in kendisine nasıl büyük bir sevgiyle baktığını fark edince, kendini ağlayarak onun kollarına attı Ece. Dudaklarını önce sevgi dolu, sonra giderek ihtiraslı olan bir öpücükle birleştirdiler. Sevişmeleri de asla bir egemenlik savaşı gibi olmadı. Tam tersine, aşklarının bir dışavurumuydu. Gerçek bir barışmaydı!

Uzman Görüşü

Psikolog Ebru Özkardaş

Genel anlamda veya kişiye özgü ilişkilerin sahip “olması gereken” niteliklerine yönelik her bireyin kabul ettiği inançlar veya standartlar mevcuttur. Ancak, eşler arasında sınırlar ne kadar az olur ve iktidar eşit dağılırsa, bireyler ilişkilerinden daha memnun olma ve daha yapıcı yollarla iletişim kurma eğiliminde olurlar. Her bireyin, ilişkilerindeki olumlu ve olumsuz olayların nedenlerine yönelik yaptığı çıkarımlar veya yorumlar vardır. Bizim örneğimizde, kişiler tartışmaya neden olan sorunun kendilerini nasıl etkilediğini konuşmak yerine, karşı tarafa sadece bunu yapmaması gerektiğini belirten cümleler kurarak, problemi tartışmadan öte bir kavga ortamına çekmektedirler. Bu basit sorunu nasıl büyüttüklerini ve çözüm yolunu fark ettikleri anda, bunu birbirlerine anlatmadan, içsel bir rahatlık hissederek, birbirlerine karşı gerçek duyguları olan aşk, tutku ve özlem yeniden ön plana çıkmaktadır. Bu da tekrar birbirlerine dokunma ve cinsel isteklerini birbirlerine göstermeleriyle sonuçlanmaktadır. Netice itibariyle, sorunu çözen cinsellik değil, kişilerin birbirlerini ve davranışlarını doğru yorumlamaları, sadece karşı tarafın değil, kendi, hatalarının da farkına varmalarıdır. Cinsellik hiçbir zaman ve hiçbir durumda kızgınlık, şiddet ve nefret duygularıyla aynı havuzda olamaz. Bu duygularla yaşanan cinsellik sağlıksız ilişki göstergesidir. Hiçbir zaman problemleri çözmediği gibi üstünü şehvet duygusuyla örterek, ileride daha büyük patlamalara yol açacaktır. Kaldı ki örneğimizde de Ece’nin bu şekilde sorunları çözmeye çalıştığı ilk evliliği sonlanmıştır.

ETİKETLER

haber