Gündem

Uzman ve öğrencilerden açıköğretimdeki çocuk gelişimi bölümlerine tepki; "Mutfağında çalışmadan bu iş yapılamaz"

20 Ağustos 2020 09:30

Açıköğretimde 80 binden fazla çocuk gelişimi okuyan öğrenci varken bu sayı örgün eğitimde 7 bin bile değil. Çocuk gelişiminde örgün eğitim okuyan ve mezun olanlar açıköğretimden bu bölümün kaldırılmasını istiyor. Eğitimciler ise bu bölümünün açıköğretime uygun olmadığını aktardı.

Tek bir kadrolu akademisyeni bulunmayan İÜ AUZEF’te bu bölümü okuyan öğrenciler örgün eğitimdekilerin aksine sağlık kurumlarında staj da görmüyorlar. Dolayısıyla hiçbir deneyimi olmadan mezun olduklarında bu alanda çalışabiliyorlar.

Öte yandan çocuk gelişiminde İÜ AUZEF’teki diğer bölümlerden de çok daha fazla öğrenci öğrenim görüyor. İÜ AUZEF’te 80 bin 950 öğrencinin öğrenim gördüğü çocuk gelişimine en yakın olan sosyolojide bile 33 bin 449 öğrenci okuyor.

Diğer bölümlerden bazılarında okuyan öğrencilerin sayıları ise şöyle:

İşletme: 24 bin 779

Coğrafya: 14 bin 821

Tarih: 13 bin 436

İktisat: 8 bin 915

Felsefe: 7 bin 247

Kamu Yönetimi: 841

Gazetecilik: 424

ACİLEN KAPATILMALI

Çocuk gelişimi bölümlerinde dört yıl boyunca çok yoğun bir teorik eğitimden geçildiğini aktaran Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysel Köksal Akyol şunları söyledi:

“Sağlık bilimleri fakülteleri bünyesinde bulunan Çocuk Gelişimi bölümlerinde, dört yıllık lisans eğitimi boyunca geleceğin Çocuk Gelişimcilerine mesleğin gerektirdiği teorik bilgiler yoğun bir şekilde vermektedir. Ancak teorik bilgiler uygulamalar ile anlam kazanmaktadır. Bu nedenle lisans eğitim sürecinde, öğrencilerimiz farklı yaş gruplarından çocuklar ve aileleri ile yüz yüze iletişimde oldukları uygulama derslerini almaktadır. Dört yıl boyunca öğrencilerimize her fırsatta söylediğimiz “Her çocuğun biricik” ve “Her ailenin biricik” oluşunu yaptıkları uygulamalar ile deneyimlemektedirler. Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültelerinde olan bölümlerin lisans programları incelendiğinde uygulamaya yönelik derslerin yok denecek kadar az olduğu görülmektedir.

Lisans eğitimi sürecinde alınan teorik ve uygulamaya yönelik derslerin yanı sıra bu Çocuk Gelişimi bölümlerinin açılabilmesi için bazı ölçütler bulunmaktadır. Bu ölçütler arasında “Temel Eğitim Laboratuvarı”, “Gelişimsel Değerlendirme”, “Tanılama ve Çocuk Odaklı Aile Danışmanlığı Ünitesi”, “Çocuğu Destekleme ve Erken Müdahale Ünitesi” ve “Uygulama Laboratuvarı”nın bulunması da yer almaktadır. Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültelerinin bünyelerinde olan ya da ilerleyen yıllarda açılması planlanan Çocuk Gelişimi bölümlerinde bu ölçütün karşılanması mümkün değildir.

Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültelerinde olan Çocuk Gelişimi bölümü mezunlarının “geleceğimiz olan çocuklarımıza ve de onların ailelerine” kısa ve uzun sürede verecekleri olumsuzluklar düşünüldüğünde, bu bölümlerin acilen kapatılmasının gerekli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Çocuğu tanımayan, çocukla uygulama deneyimleri olmadan mezun olanların “bir bebeğe ya da bir çocuğa ve ailesine” katkısı ne olabilir.

Bunların yanı sıra, Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültelerinde derslere, derslerin içeriklerine, sınavlarda çıkan sorulara bakıldığında da örgün eğitimin önemi ortaya çıkmaktadır. Bazı ders notlarının çok da iyi olmadığı, sınavlarda sorulan 20 soru ile dersin kazanımlarına ulaşmanın mümkün olmadığı dikkati çekmektedir. Ayrıca öğrencilerin büyük bir çoğunluğu üniversitelerin kendilerine sundukları ders notlarını okumak yerine derslerin özetlerinin çıkarıldığı notlara bakarak ve de daha da çok bol miktarda derslere yönelik hazırlanmış testlere çalışarak derslerinde başarılı oldukları görülmektedir.

Kanıta dayalı uygulamalar yoluyla bilimsel bulguları temel alan çocuk gelişimi meslek elemanının açık ve uzaktan eğitimle yetiştirilmesi mümkün değildir; erken tanı, müdahale ve gelişimsel destek uygulamaları olmak üzere yaptığı çalışmalar ile çocuklara, ailelerine ve nihayetinde topluma katkı sağlayan Çocuk Gelişimcilerin örgün sistemde yetişmelerinin önemi büyüktür.”

Öğrenci sayılarına ilişkin düşüncelerini de sorduğumuz Akyol şöyle devam etti: “Açık Öğretim Fakültesi Çocuk Gelişimi bölümlerinde 80 binden fazla öğrencinin olduğu ifade ediliyor. Üstelik İstanbul Üniversitesi’nde bu bölümde henüz 1. ve 2. sınıflar var. Henüz 3 ve 4. sınıflar yok. Var olan sayı henüz sadece ilk iki sınıfa ait olan sayı. Kısa sürede bu kadar çok mezun vermek ne kadar anlamlı? Türkiye’de Çocuk Gelişimi Bölümlerinin toplamda mezun ettiği sayıdan kat kat fazla bir sayı bu.”

 "Bu işin mutfağında çalışmadan bu iş yapılamaz"

Çocuk Gelişimi Eğitimcisi Pelinsu Türkkol ise şunları aktardı: “Ebeveynler çocuklarını eğitim alması adına okula gönderiyor. Ancak bazı devlet okullarında bile okul öncesi veya çocuk gelişimi alanından örgün olarak mezun kişilerin çalışması gerekirken başka alanlardan mezun olan kişiler ücretli öğretmenlik yapıyorlar. Bizim bölümümüz uygulamaya dayalı bir bölüm. Bu işin mutfağında çalışmadan bu iş yapılamaz. Staj zorunluluğu bile olmayan açıköğretim mezunları yerine alanından örgün olarak mezun olmuş, işin mutfağında yer almış kişilerin bu eğitimi vermesi lazım. Mesleğimiz yalnızca kitap okuyarak yapılacak bir iş değil. Açıköğretimde mesleği yaşayarak öğrenme diye bir şey yok. Kişinin aldığı akademik bilgileri öğrenip çocuğa aktarılması bekleniyor ancak mümkün değil. Çocuk beslenmesi, anne çocuk sağlığı, çocuk ruh sağlığı, gelişim alanları, oyun dersleri… Bunların hepsi örgünde yaşayarak öğrenilecek şeyler."