Yaşam

'Umarım bir gün Cihangir'de karşılaşmayız'

Oray Eğin, köşesinden isim vermeden Hürriyet gazetesi yazarı Hadi Uluengin'i 'Umarım bir gün Cihangir'de karşılaşmayız' diyerek açık açık tehdit etti!

21 Ekim 2010 03:00

T24- Hürriyet gazetesi yazarı Hadi Uluengin, Akşam gazetesi yazarı Oray Eğin'e kıskançlıktan dolayı Radikal'i eleştirdiğini ve "hasbelkader eline kalem tutuşturulan dedikodu budalası"  demesi üzerine Oray Eğin, köşesinden isim vermeden Hadi Uluengin'i açık açık tehdit etti!


Oray Eğin'in bugün (21 Ekim 2010) yayımlanan yazısı şöyle:


Hadi oradan


ORAY EĞİN DEN HADİ ULUENGİN E AÇIK TEHDİT; ’’UMARIM BİR GÜN CİHANGİR DE KARŞILAŞMAYIZ!’’Bak, senin fikrin falan yok... Varsa bile yazmayı bilmediğin için ne dediğin anlaşılmıyor... Dahası seni bir tek ben değil, kendi mahallendeki arkadaşların bile ciddiye almıyor. Biliyorum, yurtdışını bırakıp memlekete döndüğünde ’ciddiye alınma’ arzusuyla yanıp tutuşuyordun ama taşındığın Cihangir’de uğradığın cafe’lerden bile kovuldun... O yüzden seninle tartışılmaz, polemiğe girilmez, dikkat çekme çabalarına, kendinden çocuksu bir ısrarla bahsettirme girişimlerine prim verilmez...


Evet, sen konuşulacak, tartışılacak bir adam değilsin benim kitabımda. Senin ilacın Ufuk Güldemir’den bana miras; umarım hatırlıyorsundur...


Umarım bir gün Cihangir’de karşılaşmayız...
Gerçi karşılaşırsak sana bir haftalık yazı konusu çıkar. ’Ay başıma neler geldi’ diye ağlar durursun köşende... Hadi işine... 


***


Hürriyet köşe yazarı Hadi Uluengin dün kaleme aldığı köşe yazısında Akşam yazarı Oray Eğin'in kıskançlıktan dolayı Radikal'i eleştirdiğini belirtmiş ve Eğin hakkında "hasbelkader eline kalem tutuşturulan dedikodu budalası" ifadesini kullanmıştı.


Hadi Uluergin'in 20 Ekim 2010 tarihli yazısı şöyle:


Radikal gazete


Maddiyatını elimde hissetmeliyim. Hatta parmaklarımı da boyamalı ki, izini taşıyayım.


Hele hele, müthiş bir hızla rotatifin karnından çıkmakta olan nüshayı makinadan bile daha atik davranarak kaporta kafesinden çekmek ve ilk iş olarak da kokuyu solumak yok mu!


Bu, bana yedi kat arşa ulaşmışım; yedi aşifte kadın fethetmişim; yedi kadeh ab-ı hayat iksiri içmişim gibi bir haz verir ki, yaşadığım müddetçe pek az şeyi böylesine şehvetle sevdim


Peki, çok mu demodeyim? Çok mu çağdışıyım? Çok mu antikayım?


Hayır değilim ve de işte, zaten hiçbir zaman tereddüt etmediğim şey tekrar doğrulandı.


Hamburg’daki “Dünya Editörler Forumu”na (WEF) katılan Ertuğrul Özkök ve Sedat Ergin’in toplantı izlenimlerini okumuşsunuzdur.


Her ikisi de üzerine basa basa, daha teneşire uzanmadan cenaze namazı kılınmaya kalkışılan yazılı basının aslında hiç mi hiç ö-l-m-e-d-i-ğ-i-n-i vurduladılar.


Aksine, genel kanının, internet medyasının devreye girmesiyle birlikte geleneksel gazetelerin daha da önem kazandığını yönünde şekillendiğini belirttiler. Ha şunu bileydiniz!


Tamam, Köroğlu’nun “delikli demir çıktı mertlik bozuldu” sözünü “sanal ekran icâd edildi gazetecilik kahpeye düştü” şeklinde değiştirecek kadar ileriye gitmeyeceğim.


Fakat şu kesin ki, internet denilen herze bir açıdan hayatı ne denli kolaylaştırıyor olursa olsun, diğer yandan o hayatı daha tehlikeli, daha rizikolu ve bilhassa daha spekülatif kılıyor.


İnsani kıstasları tarumar ediyor ve varlığın bireysel mahremiyetine, uygarlığın ahlâk skalasına ve mesleğim açısından da gazeteciliğin etik değerlerine kara bir kâbus gibi çöküyor.


Bugünkü konuma girmediği için meseleyi başka bir yazıya bırakıyorum.


Ama örneğin, kablosu “derin devlet” modemine bağlı bir “ulusalcı” şebekenin aynı internetteki “televizyon oda”sından gerçeği nasıl manipüle ve tahrif ederek tabii yine “kara” bir propaganda ve dezenformasyon gerçekleştirdiğine şöyle bir bakın, ne dediğimi anlarsınız.


ÖTE yandan, Eyüp Can yönetimindeki “Radikal”in tabloid boyutta yenilenmesi, yazılı basındaki kağıt santimetrelerine ilişkin tartışmayı tekrar güncelleştirdi.


Ancak tabii, “Akşam” ceridesinde eline hasbelkader kalem tutuşturulan ve o “oda”daki o “derin” patronundan aldığı talimatlarla yegâne kifayetsiz muhterislik kapasitesini tüm özgürlükçülere sövmek, hakaret etmek ve ispiyonlamak yönünde kullanan şu zavallı dedikodu budalasının şimdi de Can’a ve “Radikal”e yönelttiği kıskanç beddualara tınmayın ve gülün.


Yeni gazete de, yeni format da pekâlâ çok önemli bir aşamadır!


Ama yine de şunu ekleyeyim ki bu format konusunda kesin bir kural mevcut değildir!


Fakat doğru, dünyadaki eğilim ebat küçültmek yönündedir. Gidişat bu doğrultudadır.


“Radikal” gibi normal boyutun tam yarısındaki “tabloid”; “Habertürk” gibi biraz daha büyükçene “berlinli”; az daha küçüğü olan “yarı-berlinli” veya onların ortadan tellenmişine tekabül eden “belçikalı” falan, bunlar şimdiki genel trendi oluşturuyorlar.


Ancak burada unutmayalım ki, okuyucunun göz ve el muhafazakârlığı bir çırpıda değişmediğinden; üstelik her gazetenin içeriği mizanpajı, mizanpajı da ebat belirlediğinden, birinden diğerine geçmek öyle şıpınişi gerçekleşecek şey değildir. Karar radikaldir.


Nitekim, Almanya gibi İngiltere’de de bulvar gazeteleri hep tabloid çıktı ama, diğer bir muhafazarlıktan ötürü pazar dergisi “Observer” dahil tüm “ciddi organlar” daima çarşaf yayınlandığından, bunlar ancak çok ihtiyatla ve yoklaya yoklaya “küçülmek” kararı aldılar.


O halde yeni “Radikal”e bin radikal başarı diliyorum ve çarşaf veya tabloid, kağıdı bobinde dönen tüm gazeteler gibi onu da rotatif önünde ve mürekkep kokusuyla kutsuyorum.


ETİKETLER

haber