Politika

Türkiye gazetelerine sahip çıktı

Başbakan Erdoğan’ın, basını ‘aleyhte yazanlar’ ve ‘yandaş’ olarak ayırması, her kesimin tepkisine neden olurken, okurlar, gazetelerine sahip çıkma eğiliminde.

20 Eylül 2008 03:00

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘gerçekleri yazan’ gazetelere boykot çağrısı, geri tepti.

Prof. Dr. Haluk Günuğur (Türkiye Avrupa Birliği Derneği Genel Başkanı): Demokratik topumlarda basın özgürlüğü hakaret boyutlarına ulaşmadıkça serbesttir. Ne Cumhurbaşkanı ne Meclis başkanlarının boykota götürmeleri mümkün değildir. Özellikle de tam üye olmak istediğimiz AB standartlarında düşünülmesi ürkütücü bir yaklaşımdır.

Prof. Dr. İbrahim Armağan (Uluslararası Stratejik Araştırma Danışma ve Eğitim Merkezi Platformu Başkanı): Başbakan da olsa, Cumhurbaşkanı da olsa bir kişinin basın özgürlüğünü tek yönlü olarak kısıtlama çalışması, temel özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelir. Bu tutumu olsa olsa Mussolini’nin İtalyası’nda, Hitler’in Almanya’sı gibi faşist toplum ve yönetimlerde görebilirsiniz. Bu nedenle Başbakan’ı, bu çağdışı konuşması nedeniyle kınıyorum.

Ahmet Gürel (Samsun Baro Başkanı): Bir Başbakan’ın haber alma hürriyetini ortadan kaldıracak bir biçimde, basını sansür edebilecek nitelikte bir eylem başlatılmasını talep etmesi doğrusu çok yadırganacak bir davranış. Sayın Başbakan’ın bu açıklaması devletin alması gereken tedbirlerin tam tersidir. Ve basını sansüre yöneliktir.

Tuncay Sayılkan (İzmir Eczacı Odası Başkanı): Demokrasiye inanıyorsak, ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden yayınlar hariç, halkın haber alma hakkına yönelik olarak yapılan her türlü habere saygı göstermek durumundayız. Bu basın kuruluşlarında emeğiyle geçinen insanlar var. Bu ülkenin temel değerlerine zarar vermeden yapılan haberciliğe saygı duymalıyız.

Semanur Kurt (Antalya Kent Konseyi Genel Sekreteri): Başbakan söyledi diye okumak istediğim bir gazeteden vazgeçmem. Boykot çağrısını doğru bulmuyorum. İnsanlar özgür iradesiyle hareket edebilmeli. Ona göre de kararını vermeli.

Yaşar Okumuş (Aydınlar Ocağı Şube Başkanı): Başbakan’ın, bu şekilde toplumu yönlendirmesini doğru bulmuyorum. Okuyacağımız gazeteleri veya izleyeceğimiz tele-vizyonları Başbakan’ın telkinleriyle değil kendi özgür irademizle belirlememiz gerekir.

Tevfik Sözen (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Konya Şubesi Başkanı): Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın davranışlarını normal kalıba koymak mümkün değil. Erdoğan, Deniz Feneri’nin kendisine ulaşacağından korkuyor.

Arif Aytürk (Atatürkçü Düşünce Derneği Konya Şube Başkanı): Demokrasilerde, bir Başbakan kalkıp, şu gazeteyi alın, bunu almayın gibi bir yönlendirmede bulunamaz. Başbakan’ın Doğan Grubu gazetelerini evinize almayın demesini kınıyoruz. Kaldı ki bu binlerce insanın çalıştığı, binlerce emekçinin ekmek yediği bir basın grubudur.

Abdülkerim Yenil (Aksaray Baro Başkanı): Başbakan, basının ekmeği ile oynanması yönünde açıklama yaptı. Herkes görevini kanunlar içinde yapmalıdır. Şu gazeteyi alın, bunu almayın şeklinde konuşmak yanlıştır.

Ercüment Yılmaz (Karaman Ziraat Odası Başkanı): Bu açıklaması çok yanlış. Ayrıca bazı yayın kuruşlarını özgür basın olarak nitelendirip de bazılarını karşı basın kuruluşu olarak nitelendirmesi gerçekten yanlış. Yandaş medyayı özgür basın olarak düşünüp de Doğan Grubu’nu yanlış haberler yapıyor diye suçlamasını kınıyoruz.

Sadi Subaşı (Samsun, Spor, Eğitim ve Tanıtma Vakfı Başkanı): Bu bir anlamda sansürlemedir. Üzerinde durmak istediğim şu; eğer siz ülkede korkutarak yönetmeye çalışırsanız, korku yönetiminin sonu felakettir. Ülkemizde ne yazık ki, korku yönetimi, korkuya bağlı yönetim şekli oluşmuştur.

Aybars Turan (Ulusal Eğitim Derneği Samsun Şube Başkanı): Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, baskı ortamında oluşturmak istediği hareketin bir suç olduğunu düşünüyorum. Çünkü Ticaret Kanunu’nda hiç kimsenin ticaretini engellemek gibi bir lüks yok. Onun için savcıları basın yoluyla göreve çağırıyorum. Çevremdeki bütün insanlara aydınlık gazeteleri almalarını söylüyorum.

Aslan Eyce (Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı Başkanı): Başbakan bir dikta rejimine heveslendiğini gösteriyor. Bu yaklaşım basın özgürlüğü ve demokrasi açısından son derece tehlikelidir.

Sait Köse (TEMA Gaziantep İl Başkanı): Başbakan’ın söylediği söz, yönetme anlayışının bir ifadesidir. İnanıyoruz ki gerek basın, gerekse diğer kurumlar üzerinde yaratılmak istenen ‘korku kültürü’ne dayalı yönetim anlayışından vazgeçilir.

Vehbi Başaran (Akhisar Sağlık Eğitim Kültür Vakfı Başkanı): Sayın Başbakan’ın, siyasi çatışmalar nedeniyle ticaret kurumlarını boykota çağrılması onaylanacak bir durum değil. Türkiyemizin en büyük sorunu olan işsizlikken, isdihdam yaratan, yatırım yapan kurumları sadece siyasi çıkar hesapları nedeniyle boykota davet etmesini anlamak mümkün değildir.

Remzi Demirkol (Manisa Barosu Başkanı): Bu çağrıyı Başbakan’a yakıştıramadım. Böyle bir mesaj olur mu? Bu çağrı çalışanlara, ürüne, emeğe saygısızlıktır. Çağrının hiçbir tutar tarafı yok. Başbakan bir kızgınlık haliyle gündem değiştirmeye çalışıyor.

Nevzat Erdemir (İzmir Barosu Başkanı): Başbakan’ın bu çağrısını çok yanlış buluyorum. Bu tavrını Anayasa ve hukukun temel ilkeleriyle bağdaştırmak mümkün değil. Kendilerine ‘destek verilirse iyi, verilmezse kötü’ yaklaşımı çarpık bir bakış açısı.

Suat Kaptaner (İzmir Tabip Odası Başkanı): Başbakan’ın demokrasi kültürü ile uzaktan yakından alakası olmadığı ortaya çıkıyor. Bütün Türk toplumunun buna tepki göstermesi lazım. Biz çok başbakanlar gördük, bunların hepsi gelip geçecek, ancak Türkiye’ye yazık oluyor, zaman kaybediyor.

Ferdan Çiftçi (TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri): Siyasi bir erkin, Başbakan’ın bir basın grubunu direkt hedef göstermesi, aralarındaki sorun ne olursa olsun yanlıştır, basın özgürlüğüne vurulmuş bir darbedir. Ayrıca boykot çağrısı, buralarda çalışanların emeklerine karşı saldırıdır.

Mustafa Durna (Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şube Başkanı): Okuma seferberliği ilan ettiklerini söyleyen bir hükümetin liderinden böyle bir boykot çağrısı gelmesi inanılmaz bir gelişme. Olaylara at gözlüğüyle yaklaşmak hiçbir zaman bir ülke liderine yakışmaz. Medya, muhalif-yandaş diye hiçbir zaman bölünmemelidir.

Sudi Sürenkök (İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Adana Şube Başkanı): Başbakan’ın medyaya boykot kampanyası son derece kaygı verici. Ülkeyi kamplaştırır. Farklı seslerin tamamı okunarak doğru veya yanlış ayırt edilebilir.

Ahmet Faruk Ulaş (Çağdaş Hukukçular Derneği Adana Şube Başkanı): Bir ülkenin Başbakanı’nın hangi basın olursa olsun kendisini eleştirdi diye boykot çağrısı yapması vahim bir olay. Ülkenin geleceği açısından korkutucu bir olay.

Rıza Mete (Adana Tabip Odası Başkanı): Demokrasi, insan hakları, Avrupa Birliği kriterleri diyorsanız bu yapılanlar onlarla örtüşmüyor. Samimiyetsizlik var. Basına boykot çağrısı, fikir özgürlüğü üzerine şal örtmektir. Bu çağrıdan sonra aldığımız iki gazetenin sayısını dörde çıkardık.