Gündem

Selvi: Çankaya Köşkü'nde misafir devlet başkanlarının musluğundan çamurlu su akardı, bu mu itibar?

‘Güney Akım’ın getirilerini düşününce insanın, ‘Şaşırt bizi Putin’ diyesi geliyor’

04 Aralık 2014 12:47

Yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın maliyeti nedeniyle eleştirilmesiyle ilgili olarak anekdotlar aktaran Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, “Merhum Özal, Başbakanlığa özel uçak aldığında kıyameti koparmışlardı. En çok da Demirel eleştirmişti. Fakat özel uçağı en çok Demirel kullandı. İyi de yaptı. Demirel’in sayesinde Türk dünyası ile ilişkilerimiz güçlü bir zemine kavuştu” dedi.

Selvi, yazısında “Ahmet Necdet Sezer kullanmadı ne oldu? Türkmenistan’da resmi bir törendeydik. Türkmen bakan ülkelerini ziyaret eden Devlet Başkanlarımızı sayıyordu. Saygılı bir ifade ile. ‘Merhum Presidents Turgut Özal, muhterem Presidents Süleyman Demirel’ dedikten sonra durdu. Üç kez, ‘Muhterem presidents’ dedi ama devamını getiremedi. ‘Arada biri vardı ama unuttum’ dedi. ‘Muhterem Presidents Abdullah Gül’ diye devam etti. Unuttuğu Ahmet Necdet Sezer’di.  Türk dünyasına bile gitmeyen bir Cumhurbaşkanı’ydı. Sezer döneminde Çankaya Köşkü’ndeki Camlı Köşk öyle bakımsız hale gelmişti ki, yabancı devlet başkanlarını otelde misafir ediyorduk. Bu mu itibar?”  ifadelerine yer verdi.

Abdülkadir Selvi “Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’ndaki ilk günlerinde, Türk dünyasından bir Devlet Başkanı Çankaya Köşkü’nde misafir edilmiş. Sabah kalktığında, ‘Ben sizin dostunuzum. Musluğu açtık uzun süre çamurlu su aktı’ demiş. Bunu aktaran görevli, ‘Yüzüm kızardı. Hiç bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum’ demişti” anekdotunu paylaştı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki görüşmenin perde arkasını da yazan Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, Mosova’nın Güney Akım projesinin Bulgaristan yerine Türkiye’den geçirilmesine karar vermesinin Rus diplomatlar için de sürpriz olduğunu iddia etti.

Selvi, yazısında “Bulgaristan’la AB’ye girdikten sonra çalışmanın zorluğuna dikkat çekmiş Putin. ‘Bulgaristan kafa tutuyor’ demiş. Bizim canlı yayın sırasında haberimiz olmuştu. Putin, öneriyi de tam o sırada yapmış. ‘Güney Akım’ın Bulgaristan’dan geçmesinden vazgeçiyoruz. Türkiye’den geçecek’ deyince başta tecrübeli Dışişleri Bakanı Lavrov olmak üzere Rus heyeti şaşırmış. Güney Akım’ın getirilerini düşününce insanın, ‘Şaşırt bizi Putin’ diyesi geliyor” ifadelerine yer verdi.

Abdülkadir Selvi’nin Yeni Şafak gazetesinin bugünkü (4 Aralık 2014) nüshasında yayımlanan, “Putin’den şaşırtıcı teklif” başlıklı yazısı şöyle:

 

Putin’den şaşırtıcı teklif

 

Ankara birbiri ardına büyük devlet adamlarını ağırlıyor.

Henüz Papa’yı yolcu etmiştik ki, Rusya Devlet Başkanı Putin konuğu oldu Ankara’nın.

Önümüzdeki hafta ise İngiltere Başbakanı Cameron geliyor.

Erdoğan yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda karşılıyor konuklarını. Devletin itibarına yakışır bir şekilde.

Sonra Cumhurbaşkanı’nın Fransa ziyareti olacak. Fransızlar bu ziyarete çok önem veriyorlar. Şubat ayında yapılması planlanıyor. Hollande’nın ekibiyle Cumhurbaşkanlığı görevlileri şimdiden bu ziyaret üzerinde çalışıyorlar.

Türkiye’yi ziyaretinden olumlu izlenimlerle ayrılan Fransa Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın ziyaretine büyük önem veriyor.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri töreni nedeniyle, bu ziyaretlerin perde arkasına ulaşma imkanı doğdu.

Putin’in ziyaretinde perde arkasında nelerin konuşulduğunu merak ettiğimiz konulardan birisi de Suriye konusuydu. Biliyorsunuz Esed konusunda iki farklı uçta yer alıyoruz Rusya ile. Görüşmede bu konu gündeme gelmiş. Hem de Putin getirmiş.

Ve çok enteresan bir öneride bulunmuş.

 “Muhaliflerle biz de görüşüyoruz. Geçen hafta bir grup muhalif Rusya’daydı. Kendileriyle görüşmeler yaptık. Sizin muhalifler üzerindeki etkinizi biliyoruz. Siz de muhalifleri ikna edin, Esed’le muhalifleri aynı masa etrafında buluşturalım”

Putin’in önerisine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye’de bu kadar şey yaşandıktan sonra muhaliflerle Esed’i aynı masa etrafında oturtmak mümkün değil. Onun zemini kalmadı” karşılığını vermiş.

200 bin insanı katlettikten, 4 milyon insan ülkesini terk ettikten sonra Esed’le masaya oturmak... Biz de ,”Ba’de Harab-il Basra” diye bir söz vardır. Basra harap olduktan sonra.  Suriye harap olduktan, bu kadar katliam yaşandıktan sonra Esed’le masaya oturmak değil, Esed’in gitmesini konuşmak lazım.  Bu Esed’e meşruiyet kazandırmaktan başka bir işe yaramaz.

Putin’in temasları bir sürprize de sahne olmuş.  Putin’in Güney Akım’la ilgili açıklaması bizim için sürpriz olmuştu da Rus heyetinin de o sırada öğrendiğini bilmiyordum.

Bulgaristan’la AB’ye girdikten sonra çalışmanın zorluğuna dikkat çekmiş Putin. Bulgaristan kafa tutuyor” demiş. Bizim canlı yayın sırasında haberimiz olmuştu. Putin, öneriyi de tam o sırada yapmış. ”Güney Akım’ın Bulgaristan’dan geçmesinden vazgeçiyoruz. Türkiye’den geçecek” deyince başta tecrübeli Dışişleri Bakanı Lavrov olmak üzere Rus heyeti şaşırmış.

Güney Akım’ın getirilerini düşününce insanın, “Şaşırt bizi Putin” diyesi geliyor.

Geçen hafta da Papa’yı ağırlamıştı Ankara. Papa’nın İslam dünyasına bakışı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı memnun etmiş. Papa Bededictus görüşmeler sırasında İslam dininin şiddete yer vermediği inancında olduğunu belirtmiş. Hatta bu konudaki makalesini örnek olarak göstermiş.

Biz de ısrarla dünyaya bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Ha unuttum. Bir de Saray konusu var.

Cumhurbaşkanı’nın,” Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil. Burası Türk milletinin sarayıdır” diye isyan ettiği Saray tartışması...

Merhum Özal, Başbakanlığa özel uçak aldığında kıyameti koparmışlardı. En çok da Demirel eleştirmişti. Fakat özel uçağı en çok Demirel kullandı. İyi de yaptı. Demirel’in sayesinde Türk dünyası ile ilişkilerimiz güçlü bir zemine kavuştu. Ahmet Necdet Sezer kullanmadı ne oldu? Türkmenistan’da resmi bir törendeydik. Türkmen bakan ülkelerini ziyaret eden Devlet Başkanlarımızı sayıyordu. Saygılı bir ifade ile. ”Merhum Presidents Turgut Özal, muhterem Presidents Süleyman Demirel” dedikten sonra durdu. Üç kez, ”Muhterem presidents” dedi ama devamını getiremedi. “Arada biri vardı ama unuttum” dedi. “Muhterem Presidents Abdullah Gül” diye devam etti. Unuttuğu Ahmet Necdet Sezer’di.  Türk dünyasına bile gitmeyen bir Cumhurbaşkanı’ydı. Sezer döneminde Çankaya Köşkü’ndeki Camlı Köşk öyle bakımsız hale gelmişti ki, yabancı devlet başkanlarını otelde misafir ediyorduk.

Bu mu itibar?

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’ndaki ilk günlerinde, Türk dünyasından bir Devlet Başkanı Çankaya Köşkü’nde misafir edilmiş. Sabah kalktığında, ”Ben sizin dostunuzum. Musluğu açtık uzun süre çamurlu su aktı” demiş. Bunu aktaran görevli, ”Yüzüm kızardı. Hiç bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum” demişti.

Bu mu itibar?

Ecevit mütevazı bir başbakandı. Öyle ki, Başbakanlığa kartal marka otomobille gelmişti.  Sezer ile Ecevit kavga ettiler. Çok ağır bir ekonomik kriz yaşandı. Türkiye’nin GSMH’sı 200 milyar dolardı. Ecevit-Sezer kavgası 50 milyar dolarımızı götürdü. Ecevit keşke daha iyi araçlara binse, Sezer daha çok yurtdışına çıksa da Türkiye, onların döneminde 400 milyar dolara fırlasaydı. Erdoğan 200 milyar dolarda aldığı Türkiye’yi, 800 milyar dolara çıkardı.

Ne zaman bu Saray tartışması gündeme gelse, Pembe İncili Kaftan gelir hatırıma. Hani Sultan 2.Bayazıt’ı aşağılamaya kalkışan Şah İsmail’e, Pembe İncili Kaftan’la verilen ders...

Uzun uzun anlatmayayım.

Padişah’ın elçisi olarak İran’a giderken dünyanın en pahalı taşlarından bir kaftan diktiren Musa Çelebi, el etek öpmediği Şah İsmail’in karşısında dünya pahası kaftanını yere serip üzerine oturmuş, çıkarken de arkasında bırakmıştı.

Şah İsmail’in, “Kaftanını alsın” diye kükremesine ise ”Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz şilteniz yok... Hem bir Türk yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz... Bunu bilmiyor musunuz?” diye karşılık vermişti.

Tarihteki ihtişamımızla övünürüz, dizilerini çekeriz ama Pembe İncili kaftanı pek hatırlamayız.