Yaşam

​Sabah yazarı, Lindsay Lohan'ın Gaziantep'te başına taktığı yemeninin hikâyesini yazdı​

"Azize ablanın yemenisini bir starın başında görmemizin hikâyesi..."

10 Ekim 2016 13:22

Sabah yazarı Hilal Kaplan, Gaziantep'in Nizip ilçesindeki Suriyeli sığınmacıların kaldığı konteyner kenti ziyaret eden film yldızı Lindsay Lohan'ın başına taktığı yemenin hikâyesini yazdı. Lohan'ın, Azize isimli bir yardım çalışanına yemenisini işaret ederek, çok beğendiğini söylediğini aktaran Kaplan, şunları anlattı:

"Azize abla da el işareti yaparak 'Gel, hediye edeceğim o zaman' dedi. Lindsay'e bunu tercüme edince çok şaşırdı. Hep birlikte onu takip edip, çağırdığı odanın kapısını kapattık. Lindsay, bana dönüp 'Takmak istiyorum' dedi. 'Omuzlarına mı koyalım yani?' diye sordum. 'Hayır, başıma örter misin?'diye sorunca da bağladım. Azize ablanın yemenisini bir starın başında görmemizin hikâyesi budur yani..."

Kaplan'ın Sabah'ta "Gurur, mahcubiyet ve o fotoğraf..." başlığıyla yayımlanan (10 Ekim 2016) yazısı şöyle:

Gaziantep ilimiz, adına lâyık biçimde, Türkiye'nin mülteci yükünün %18'ini tek başına sırtlamış durumda. Toplamda 3 milyonu aşan mültecilerin 400.000'e yakını bu ilimizde misafir ediliyor. Bunların 45.000'i kamplarda, geri kalanı şehirlerde. Belediye Başkanı Fatma Şahin ve Vali Ali Yerlikaya'nın uyumlu çalışmaları, G.Antep halkının fedakârlığı ile birleştiği için normalde büyük sorunlara yol açabilecek bu kırılgan durum nerdeyse sorunsuz yönetiliyor.

Biz de bu cumartesi, genelde mülteci meselesine, özelde Türkiye'nin bu husustaki özverisine dikkat çekmek için G.Antep'teydik. ABD'li aktris Lindsay Lohan'ın Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi koordinatörlüğünde, G.Antep Belediyesi'nin davetiyle gerçekleştirdiği geziye eşlik ettik.

G.Antep'teki beş kamptan biri olan Nizip Konteynır Kenti'ni ziyaretimiz, AFAD kamp müdürü İbrahim Demir'in kısa sunumuyla başladı. Böylelikle adına kamp denilen yerin, aslında anaokul, okul, hastane, psikolog, cami ve itfaiye gibi hizmetlerin sağlandığı, öğrencilere burs, yetişkinlere kişi başı market alışverişi için aylık 100 TL yüklenen kartların verildiği, vefat edenlerin cenazesinin bile eğer aile isterse Suriye tarafına gömüldüğü, her tür hassasiyet ve titizliği içinde barındıran koca bir misafirhane olduğunu öğrenmiş olduk.

Ardından Delal geldi, her birimize sımsıkı sarıldı ve önümüze oturdu. Mavi gözlerine oturmuş acının ağırlığına eş bir hayatı vardı Delal'in. "Adım Kürtçe 'güzel' demek ama size anlatacak pek bir güzel bir şeyim yok" diyerek sözlerine başladı. Babasını Hafız Esed, HürSuriye Ordusu'na katılmış olan eşini Beşar Esed katletmişti. O, tam dokuz çocuğuyla, buraya sığınmış, gencecik bir duldu.

Ardından kamptaki tesisleri ziyaret edip, iki ayrı mültecinin evlerine misafir olduk. İlki Kurdî ailesiydi. Fatma isimli, çok güçlü bir Suriyeli hanım karşıladı bizi. Beş çocuğu vardı ama ikisi Suriye'de şehit olmuştu. Şehit olan evlâtlarından birinin adını, en küçük kızına koymuştu. Şu anda üç yaşında olan ve hayata şehit ablasının adıyla başlayan o sabinin adı Ferah'tı. Çok da nazlıydı. Oyuncaklarla bile gelip bir yanak vermesi için ikna edemedik kendisini. Eşi çalışan Fatma Hanım, zahmet vermek istemesek de bizi dibek kahvesi ikram etmeden bırakmadı. O sırada kamp müdürümüz, babasını hiç tanımayan yetim mülteci bir çocuğun nasıl da başkalarına baba dediğini gözleri dolarak anlattı. Sadece Nizip Kampı'nda öksüz ve yetim 200'e yakın Suriyeli çocuk bulunuyor...

Ardından Lohan'ın isteği üzerine, bir eve daha gittik. Kurdî ailesinin misafiri olduk. Baba Ahmet Faris, Suriye'de iki ayağını kaybetmişti. Toplam üç çocukları vardı ve en küçükleri beş yaşında, Hatice isimli, cennet kokulu bir melekti. Onlar da Halep'in meşhur kuru baklavasını ikrâm etmeden bırakmadılar.
Sıra basın açıklamasına gelmişti. Gördüklerinden ötürü sarsılan Lohan, konuşmadan önce düşüncelerini toparlamak istediğini söyledi. Bunun üzerine kampın Sosyal Tesisleri'ndeki bir odaya çekildik. Koridora çıktığımızda Lindsay, Azize isimli bir yardım çalışanına yemenisini işaret ederek, çok beğendiğini söyledi. Azize abla da el işareti yaparak 'Gel, hediye edeceğim o zaman' dedi. Lindsay'e bunu tercüme edince çok şaşırdı. Hep birlikte onu takip edip, çağırdığı odanın kapısını kapattık. Lindsay, bana dönüp 'Takmak istiyorum' dedi. 'Omuzlarına mı koyalım yani?' diye sordum. 'Hayır, başıma örter misin?'diye sorunca da bağladım. Azize ablanın yemenisini bir starın başında görmemizin hikâyesi budur yani...

Tahmin ettiğim gibi Lindsay'nin kamptaki başörtülü fotoğrafı verdiği mesajların önüne geçmiş ama Lindsay, kampta sadece birkaç mültecinin hikâyesini duyduğunu, Türkiye'de ise üç milyondan fazla hikâye olduğunu, Türkiye'ye Avrupa devletlerinin ve ABD'nin bu konuda yardım etmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca dünyanın tüm kültür ve medeniyetlerini 5 ülkenin temsil edemeyeceğini, bu 5 ülkenin Suriye konusunda gerekli sorumluluğu almadığını, o yüzden 'Dünya 5'ten Büyüktür' sözünün arkasında olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tehlikeli ve korkutucu bir yer gibi yansıtılmasının haksızlık olduğunu, gayet güvenli bir ülke olduğunu da ekledi. ABD ve Avrupa'da mülteci meselesine duyarlılığın artırılması için projelere devam edeceği sözünü verdi.

Nizip'ten bana tonlarca vicdan yükü, ülkemle duyduğum gurur ve Suriye için daha fazlasını yapamamanın mahcubiyeti kaldı. Ziyaret listenize bir mülteci evini mutlaka ekleyin lütfen.