Gündem

Prof. Sencer Ayata: Toplumda biriken tepki ve öfke sağ popülistler için olumlu bir ortam oluşturuyor; demokrasinin sağladığı imkanlardan yararlanıp seçim kazanarak iktidara geliyorlar

01 Temmuz 2023 14:50

ODTÜ’de uzun yıllar akademik çalışmalarının yanı sıra üst düzey idari görevlerde bulunan, Harvard Üniversitesi ve WZB Berlin Sosyal Bilimler Merkezi’nde misafir akademisyen, Oxford’da akademi üyesi olarak bulunan, geçtiğimiz dönemde parlamentoya giren ve CHP yönetiminde görev üstlenen Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Prof. Dr. Sencer Ayata, toplumlarda biriken tepki ve öfkenin sağ popülistler için olumlu bir siyasi ve toplumsa zemin oluşturduğunu ifade etti. 

Birgün gazetesinden Hüseyin Şimşek'e konuşan Ayata, dünya genelinde sağ popülistlerin başarısında "neo-liberal politikaların yol açtığı yoksulluk, eşitsizlik ve sosyal devletin zayıflatılması gibi ekonomik ve toplumsal sorunlar" yattığını ifade etti. 

"Toplumda biriken tepki ve öfke sağ popülistler için olumlu bir siyasi ve toplumsal zemin ortam oluşturuyor" diye konuşan Ayata,  "Demokrasinin sağladığı imkanlardan yararlanıp seçim kazanarak iktidara geliyorlar. AKP gibi daha çok dar gelirli, üst yaş grupları, görece düşük eğitimli, kentlerin çeperlerinde ve küçük yerleşim birimlerinde yaşayan seçmenlerden oy alıyorlar" ifadelerini kullandı. 

Prof Ayata'nın çok sayıda yazar, akademisyen ve siyasetçinin görüşlerini derlediği "Otoriter Popülizm ve Demokrasi" kitabı raflarda yerini aldı. Ayata, kitabın ortaya çıkış hikayesini şöyle anlattı: 

"Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) yönetimi demokrasi ve demokrasiye yönelik tehditler konusunda bir çalışma düzenlenmesini teklif etti. 21. yüzyılda en büyük tehlike olarak görülen otoriter popülizm konusu üzerinde odaklanıldı. Önce konular belirlendi, katılımcılar ona göre davet edildi. Beş yüz kişinin katıldığı büyük bir toplantı düzenledi. Kitabın daha fazla ve rahat okunması için düzeltilmiş konuşma dili tercih edildi. Derneğe, konuşmacılara ve kitabı yayına hazırlayanlara teşekkür borçluyum."

- Dünya ölçeğinde bakıldığında öncelikle hangi yapısal nedenlerin altını çizersiniz?

Nedenlerin başında neo-liberal politikaların yol açtığı yoksulluk, eşitsizlik ve sosyal devletin zayıflatılması gibi ekonomik ve toplumsal sorunlar yatıyor. Emekçi kesimlerin geçim sıkıntısı, kaygıları, hoşnutsuzlukları yatıyor. Ülkelerin içinde kazananlar ve kaybedenler arasında derin sınıfsal yarılmalar meydana gelmiş durumda. Büyük bir sosyal adaletsizlik sorunu. İkincisi, neo-liberal ekonomi programları uygulayan merkez sağ ve merkez sol partilere duyulan güvenin sarsılması. Küreselleşmenin halka zarar veren olumsuz etkilerine karşı kararlı duruş sergileyemiyorlar. Üçüncüsü, etnik ve dini kültürel kimlik politikalarının tırmanması. Örneğin Avrupa’da bu sorun büyük ölçüde uluslararası göçlerin artması neticesi meydana geldi. Bunlara dayanarak güvenlik sorunlarını abartan ve çarptıran komplo teorileri üretiliyor, ulusal kimliğin ve ulusal egemenliğin erozyona uğradığı iddia ediliyor. Toplumda biriken tepki ve öfke sağ popülistler için olumlu bir siyasi ve toplumsal zemin ortam oluşturuyor. Demokrasinin sağladığı imkanlardan yararlanıp seçim kazanarak iktidara geliyorlar. AKP gibi daha çok dar gelirli, üst yaş grupları, görece düşük eğitimli, kentlerin çeperlerinde ve küçük yerleşim birimlerinde yaşayan seçmenlerden oy alıyorlar.

- Sağ popülist hareketlerin geliştirdikleri söylemlerdeki benzerliklere dikkat çekiliyor. Hangi görüşler öne çıkıyor?

Popülizmin üç temel siyasi iddiası var. Çıkış noktaları elitlerle halk arasında uzlaşılmaz kültürel farklılıklar ve temel çıkar çatışmaları olduğu iddiası. Elitler, kendi çıkarlarını düşünürler, halktan kopukturlar, halka yukarıdan bakarlar. Yüzleri topluma değil dışarıya dönüktür, ne yerli ne de millidirler. Ama sağ popülistlere göre elitler zenginlerden, güçlülerden ibaret değil. Aydınlar, solcular ve her türlü muhalefet herkes duruma göre elit addedilebilir. Yozlaşmış ve ahlaken çürük elitlerin karşısında ise ahlaken üstün halk ya da hakiki millet. Halk duruma göre sınıf, etnik grup, millet, bir dini inanç grubu ya da bunların çeşitli karışımları olabilir. Net tanımı olmaz bunun. Sağ popülistler elit halk ekseni üzerinden toplum iki düşman kampa bölerek daimi bir kutuplaşma ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Son dönemde Türkiye’de bu ayrım yerli ve milli olanlar ile karşıtları şeklinde ifade edilmeye başlandı. Bu siyaset milliyetçilik, muhafazakarlık, İslamcılık, Hinduizm, neo-liberalizm gibi farklı ideolojilerle birlikte görülebiliyor.

İkincisi, sağ popülist partiler, halkın gerçek temsilcisinin yalnızca kendileri olduğunu iddia ediyorlar. Halktan oldukları için de halkın sorunlarını en iyi onlar biliyor ve sorunlarını ancak onlar çözebilir. Ama sandık dışında gerçek bir katılım söz konusu değil. Tersine halkın ifade, toplantı ve örgütlenme yasakları ile halkın sesi hep kısılıyor. Üçüncüsü, üstün yeteneklerini vurgulayarak lideri öne çıkartıyorlar. Siyasi bağ liderle halk arasında kuruluyor. İktidarda  lider milletle, devletle bir tutuluyor. Kendisine sınırsız yetki tanınıyor.

- En yaygın ortak özelliklerin iktidarda belirginleştiğini anlıyoruz. Burada dünyadan söz ederken adeta Türkiye anlatılıyor gibi. Nasıl yorumlarsınız?

Popülist yönetimin en iyi örneklerini Rusya, Türkiye, Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde bulmak mümkün. Birincisi, siyasi güç yürütme organının elinde toplanıyor, devletin yönetimi kişiselleştiriliyor, keyfileştiriliyor. Başta parlamento ve bağımsız yargı olmak üzere siyasi iktidarın denetlenmesini sağlayan muhalefet, medya, sivil toplum kuruluşları iktidarın denetimi altına alınıyor. Demokrasinin teminatı olarak görülen kuvvetler ayrılığı ilkesi yürürlükten kaldırılıyor. Hukuk devleti, işlemez hale gelince insan hakları ihlallerinin, önü açılıyor. Kurumların içini boşaltılıyor, işlevsiz hale getiriliyor. Böylece hesap vermeyen liderlerin önünü açılıyor. Diğer yandan, iktidar zengin bir sınıf yaratma amacıyla kullanılıyor. Kamu kaynakları iktidara yakın kişilere ve şirketlere aktarılıyor. Yolsuzluk, israf büyük boyutlara ulaşıyor, sistem yozlaşıyor.

İktidara gelen popülist partiler toplumun karşıt kamplara bölünmesini daha da artırmaya çalışıyor. Güvenlik söyleminin ve şoven milliyetçiliğin öne çıktığı bir dönemde, popülistlerin yaymaya çalıştığı “ülkeyi elimizden alıyorlar, geri istiyorum, yeniden büyük ülke”, gibi söylemler toplumda karşılık bulabiliyor.

- Muhalefetin içinde bulunduğu durum için neler söyleyeceksiniz? Değişim odağındaki CHP yönetimi hakkında neler söylemek istersiniz?

Seçim kaybedilmesi strateji, taktik ve söyleme ilişkin boyutları itibarıyla enine boyuna tartışıldı. Seçim iki puanla kaybedildi. Bu aday ve ittifak açısından tabi ki başarısızlık. Özellikle de yirmi yıllık yıpranmış bir iktidarın ekonomik krizlerden başını kaldıramadığı bir konjonktürde. Ama sandık hileleri, bazı devlet görevlilerinin iktidara destek vermesi, medyadaki kısıtlar, orantısız harcamalar. Bunlar bahane bulma değil. Bu gerçekleri de göz ardı etmemek lazım.

Sonuç partide liderlik tartışması başlattı. En az dört ay liderlik ile ilçe ve il kongreleri çekişmeleri konuşulacak. Seçmen tabanında da güçlü denilebilecek bir değişim isteği var. İttifak partileri arasındaki derin görüş farklılıkları nedeniyle zaman zaman da ölçüsü kaçırılan eksen kaymaları partilerin tabanlarında derin hoşnutsuzluklar yarattı. CHP’de vazgeçilmez iki temel unsur cumhuriyetçilik ve sosyal demokrasi. Yalnız siyasi partiler değil tüm kurumlar, üniversiteler, firmalar, STK’lar çekirdek değerlerini göz ardı edince başarılı olamıyor. Ama çekirdek değerlerini günün koşullarını dikkate almaksızın değerlendiren kurumlar da tükeniyor. Bu arada değişim talebinin kişisel olmadığını göstermek için vizyon belgeleri, program taslakları açıklanacaktır. Ama bunlar geçmişte yapılan köklü tartışmalara, çalışmalara, hareketlere, mücadelelere dayanmadığı için etkili olamayacak.

Üçüncüsü, yaklaşan yerel seçimler, özellikle İstanbul ve Ankara’nın kazanılması. Bugünden bakınca CHP’nin bazı illerde tek başına, bazı illerde ise ancak ikili yada üçlü ittifaklarla kazanabileceği görülüyor. Kim ittifakları kurma konusunda daha başarılı olacak? Bu soru parti içi yarışları etkileyecek. Dördüncüsü, örgüte yönelik sorunlar. Yerel uzun süredir sesinin kısıldığı kanısında. Genel Merkez tepkileri yatıştırmak için ön seçim gibi konularda tüzük değişiklikleri yapılabilir. Nihayet, kamuoyu başarıya susamış. Bu bir siyasi partinin kendi içi ve seçmenine karşı sorumluluğu. Sürekli ifade etmeye çalışıyorum başkanlık sistemi iktidar partisinin kendisi dahil siyasi partiler üzerinde önemli örgütsel, etik ve ideolojik tahribata yol açıyor. Bakın AKP yüzde 7.5 oy kaybetti beş yılda. Ne var ki partilerin zayıfladığı yerde başkan güçleniyor, rejim otoriterleşiyor. O nedenle başından beri CHP için hareket noktası önce başkan, ittifak değil parti olmalı dedim. Kişisel görüşüm CHP’nin temel değerleri, kültürü ve yüz yıllık siyasi birikimiyle bu sorunları aşma potansiyeline sahip bir siyasi parti olduğu yönünde.

Söyleşinin tamamı için tıklayın...