Gündem

Prof. Heather Gerken: Türkiye, yargı konusunda hayati bir eşikte, bir sapma noktasında duruyor

Anayasa uzmanı Prof. Heather Gerken, Türkiye’deki yargı sistemini değerlendirdi. Türkiye’nin kritik bir eşikte olduğunu savunan Gerken ciddi uyarılarda bulundu

12 Mayıs 2014 10:35

Anayasa uzmanı Prof. Heather Gerken, Türkiye’nin yargı konusunda hayati bir eşikte bulunduğunu söyleyerek, “Atılacak adımlarla işler dramatik olarak çok kötüye doğru evrilebilir. Örneğin MİT Yasası şoke edici. Bu yasanın geçmesi daha da şoke edici. Bakın bu MİT yasası hayata geçirildiğinde Türkiye başka bir yer haline gelir ve artık başka bir istikamette ilerler” dedi.

Radikal gazetesinden Ezgi Başaran’a konuşan Heather Gerken, Türkiye’deki yargı sistemini değerlendirdi. Türkiye’nin kritik bir eşikte olduğunu savunan Gerken ciddi uyarılarda bulundu. Ezgi Başaran’ın Heather Gerken söyleşisi şöyle:

 

MİT Yasası'yla Türkiye başka bir yer olur

 

NEDEN 
Prof. Heather Gerken anayasa ve seçim hukuku üzerine uzmanlaşmış, önce Harvard’da şimdi de Yale Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan tanınmış bir akademisyen. Birçok kez yılın hocası seçilen Gerken’in yayınları The Atlantic ve Boston Globe gibi saygın gazete ve dergilerde ‘Yılın Fikirleri’ kategorisinde sayıldı. Gerken, geçen hafta düzenlenen Hukuk ve Adalet konferansında demokrasi ve anayasa hukuku üzerine bir sunum yapmak üzere İstanbul’daydı. Onunla anayasa mahkemesini ve yargısal krizlerin nelere yol açacağını konuştuk. 

 

Anayasa Mahkemesi niye önemli bir kurumdur?

İki sebepten. Birincisi; güçlü bir yöneticinin karşısında durabilecek bir kurum gereklidir. Anayasa mahkemeleri geleneksel olarak bu rolü üstlenirler. İkincisi; bu tür mahkemeler azınlık haklarının korunması açısından önemli rol oynarlar. Siyasetten izole oldukları, olmaları gerektiği için bunu yapabilirler.


Peki bunları yaparken siyasete bulaşmış olmuyorlar mı?

Bir anayasa mahkemesi iki şekilde siyasi bir yapıya dönüşebilir: Birincisi atama yoluyla. Atanan üyeler ya belli bir siyasi fikri savunmayı hukuktan üstün tutarlar ya da siyasi iktidardan korkarlar. Korktukları için de hukuka uymayı ikinci plana atarlar. Bunlardan başka bir yolla daha siyasi bir kuruma dönüşmesi mümkün. O da, verdiği kararla kamuoyunu meşgul etmesiyle, gazetelerin manşetlerine çıkmasıyla olur. Anayasa mahkemesi kararlarının gündem yaratması aslında bizim beklediğimiz bir şeydir ve bu tür bir ‘siyasete bulaşma’ hukuki olarak hiçbir sorun yaratmaz. Bizleri endişelendiren, açıkladığım birinci türden siyasileşmelerdir. Siyaset, hukuki kararları belirliyorsa sorun vardır. Hukuki kararlar siyasi bir tartışma yaratıyorsa bunu normal karşılarız.
 

Hangi türde siyasileştiğini nasıl anlayacağız? Örneğin Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi’nin Twitter kararını hangi kefeye koyacağız?

Avukatların ‘hukuki hüner’ dediği bir şey vardır. Hünerli hukukçuların elinden çıkmış iyi argümanlar olduğu gibi çok kötü hukuki argümanlar da vardır. Bir kararın siyasi olup olmadığını anlamak için argümanına, gerekçesine bakmak gerekir. İyi ve temellendirilmiş bir argüman ise emsallere uyuyorsa söyleyecek söz yoktur. Twitter kararının gerekçesini detaylı biçimde okumadım fakat şu genel bilgiyi sizinle paylaşabilirim. İnsanlar mahkemelerden sevmedikleri kararlar duyduklarında ‘siyasi bir karar’ suçlamasında bulunurlar. Aslında tam olarak bu söylem siyasetin özüdür ve mahkemeyi siyasete çekme çabasıdır. ABD’de de mahkemeler ‘hukuki aktivizm’le suçlanabilir, yani mahkemenin kararlarını hukuktan öte bir aktivizm motivasyonuyla verdiği iddia edilebilir.
 

Mahkemelerle kavga eden siyasi lider sıklıkla görülen bir şey öyleyse?

Hayır sıklıkla değil ama bazen oluyor. Fakat bu tür suçlamaları ortaya atarken çok dikkatli olmak, demokrasinin temel taşı olan mahkemeleri halkın gözünde itibarsızlaştırmamak gerekir. Önemli olan saygının korunmasıdır. Siyasi liderin mahkemeyi tasfiyeyle tehdit etmesi gibi şeyler ise kabul edilemez.
 

Bugünlerde Türkiye yargısı ‘paralel devlet’ yani Gülen haraketi tarafından yönlendirilmekle suçlanıyor. Yargıda bir dini harekete üye kimselerin bulunması sorunlu mudur?

ABD’de mahkemeler zaman zaman Başkan’ın hiç hoşuna gitmeyen kararlar verebiliyor. Biz bu duruma paralel devlet değil çoğulculuk diyoruz. Demokrasi diyoruz. ABD, devlet içinde tartışmanın, anlaşmazlığın demokrasi için faydalı olduğu önermesinin üstüne kurulmuştur. Zaten yürütmenin gücünü denetlemenin temel yolu devlet içindeki anlaşmazlıklardır. Sadece kuvvetler ayrılığı yetmez. 
 

Yalnız burada tartışma kültüründen ziyade bir grup hukukçunun bir cemaat tarafından yönlendirildiğinden söz ediliyor…

Bir hâkim ya da savcı hukuktan ayrılıp kimliğe, inanca ya da bir ideolojiye göre hareket ediyorsa, elbette, bu son derece sorunlu bir durumdur. Fakat böyle bir durumla karşı karşıya olup olmadığınızı tayin etmeniz de kolay değildir. Sözkonusu hâkimin tüm dosyalarını inceleyip bu iddiayı doğrulayacak bir silsile, bir örüntü olup olmadığını görmek gerek. Eğer var ise yani hâkimin hukuku değil başka bir şeyi kılavuz tuttuğunu dosyalarda verdiği kararlarla kanıtlayabiliyorsanız, gereğini yapabilirsiniz.
 

Yargıda reform nasıl yapılır?

Yargıda reform çok zor bir şeydir ve itinayla yapılması şarttır. Hâkimleri, verdikleri kararlar hoşunuza gitmiyor diye değiştirirseniz yargı bağımsızlığını riske atmış olursunuz. Hâkimler siyasi sistemle ayrı düştüğü için işini kaybederse tehlikeli bir süreç başlar. Eğer adil olmadıklarını, yolsuzluk veya usulsüzlük yaptıklarını kanıtlayabiliyorsanız onları tasfiye edebilirsiniz. Örneğin ABD’de bir hâkimle ilgili yolsuzluk sözkonusu olsa, azledilir. Azledilme işini de Kongre değerlendirir ve yapar. Zaten kuvvetler ayrılığı bunu gerektirir. Hâkim ya da savcıyla ilgili bu tür kararları devletin farklı bir kolu vermeli.
 

Kongre ve kuvvetler ayrılığı demişken… 2 ay sonra Türkiye ilk kez Cumhurbaşkanı’nı halk oyuyla seçecek. Seçilmiş Başbakan ile seçilmiş Cumhurbaşkanı arasında nasıl bir ilişki olur?

Parlamenter sistem ile başkanlık sistemini karıştırdığınızda iki güçlü baş olamaz. Biri diğerinin arkasında, gölgesinde kalacaktır kaçınılmaz olarak. Zaten hem Başbakan’ın hem de Cumhurbaşkanı’nın aynı güçte olduğu durumlarda sağlıklı bir karar vermek çok zor olur, sistem sıklıkla tıkanıklık yaşar. Ağustostaki seçimle birlikte nasıl bir sürece gireceğinizi bilmiyorum ama şunu biliyorum: Devlet bir ekosistemdir, bir köşesinde yaptığınız değişiklik tüm sistemi etkiler. Dolayısıyla güç dengesini bu şekilde değiştirmenin çok tehlikeli ve beklenmedik sonuçları olabilir.
 

Vatandaşın ve hatta bizi yönetenlerin yargıya güveninin çok azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun sonuçları ne olur?

Amerika’da bir söyleyiş vardır: Yargıda ne kılıcın ne de cüzdanın gücü var. Yani ne polis gibidir ne de yürütme. En büyük gücünü verdiği kararlara halkın güven duymasından alır. Eğer bu aşınmışsa korkunç bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. O nedenle Amerika’da hâkimler bir karar verirken çok ama çok dikkatli davranırlar. Zira bütün korkuları halkın güvenini yitirmektir. Çünkü onu yeniden kazanmak çok zordur. Bir anda kaybedersiniz ama aynı güveni inşa etmek yıllarınızı alır. Güven ve saygı duyulan bir adalet sistemi demokrasi, hukukun üstünlüğü için ve hatta günlük hayatın idamesi için şarttır.
 

Hukuk ve Adalet konferansı için birkaç gündür İstanbul’dasınız ve Türkiye’den birçok hukukçuyla irtibat kurdunuz. Ülkenin haliyle ilgili neler duydunuz?

Hem okuduklarımdan hem de duyduklarımdan çıkardığım sonuç şu: Yargı konusunda hayati bir eşikte, bir sapma noktasında duruyorsunuz. Atılacak adımlarla işler dramatik olarak çok kötüye doğru evrilebilir. Fakat bazı emareler dengenin iyiye doğru değişmediğini gösteriyor. Örneğin MİT yasası. Böyle bir yasanın düzenlenmesi şoke edici. Bu yasanın geçmesi daha da şoke edici. Bakın bu MİT yasası hayata geçirildiğinde Türkiye başka bir yer haline gelir ve artık başka bir istikamette ilerler.
 

MİT Yasası’nı, ‘ABD istihbaratı da ulusal güvenlik adına herkesi dinliyor, operasyon yapıyor’ diye savunanlar var…

Bu savunma ABD’deki yasaları bilmemekten kaynaklanıyor anladığım kadarıyla. Arada dağlar kadar fark var. Amerikan istihbaratının hareket alanı yasalarla net biçimde belirlenmiştir. Zaten meşruiyetini de bu yasalardan alır. Çok katmanlı ve farklı otoriteler tarafından denetlenirler. Çok daha şeffaftırlar. MİT Yasası’ndaki birçok şeyi Amerikan halkına sunmayı aklımızdan bile geçirmeyiz.
 

Snowden’ın ortaya çıkardıklarına göre ABD sadece Amerikan halkını değil, tüm dünyayı dinliyormuş ama…

Bu büyük bir skandaldı, dolayısıyla büyük de gürültü kopardı. Gereği de yapıldı. Sistem şimdi daha da şeffaf biçimde yeniden kuruluyor. Fakat şunu söyleyeyim orada bile yasal kontrol, MİT düzenlemesinin öngördüğünden fazlaydı. Bakın siyaset ve demokrasi intibak ve taviz sanatıdır. Liderler bir gün aynı oy oranını alamayıp iktidardan düştüklerinde nasıl bir hukuk sistemi bıraktıklarını, bu hukuk sisteminin gün gelip kendilerini tehdit edip etmeyeceklerini hesaplamalılar. Sırf bu nedenle bile muhalefete, muhalif düşüncelere, azınlıklara iyi bir hayat sunacak sistemi kurmalılar. Ya da o sistemi bozmamalılar. Hiçbir siyasi hareketin arkasında ebedi bir çoğunluk yoktur, dolayısıyla ebedi bir çoğunlukçu demokrasi de.