Kültür-Sanat

Nefes Nefese filminin perde arkası

Güneydoğu’da çarpışmış bir üsteğmenin anılarından yola çıkılan ve çekimleri 2 yıl süren 'Nefes Nefese'filminin kamera arkasında neler oldu?

18 Ekim 2009 03:00

Güneydoğu’da çarpışmış bir üsteğmenin anılarından yola çıkılan ve çekimleri 2 yıl süren 'Nefes Nefese'filminin kamera arkasında neler oldu?

Türkiye’nin 25 yılını harcadığı terör mesaisi beyazperdeye taşındı. Güneydoğu’da çarpışmış bir üsteğmenin anılarından yola çıkarak “motor” dediklerinde ne Kürt açılımı vardı ortada, ne de sınır ötesi operasyon tezkeresi. 1000 genç arasından seçilen 40 oyuncuya, önce 1.5 aylık komando eğitimi verildi. Çekimler neredeyse iki yıl sürünce, filmdeki yüzbaşının “Sen nöbette uyursan herkes ölür, ölmeyi yasaklıyorum” monoloğunu hatırlatacak olaylar yaşadı Türkiye. Nefes nefese çektiler, “nefes kesecekler” öngörüsüyle vizyona girdiler.
Hürriyet Pazar ekine göre,Nefes Nefese efilminin kamera arkası şöyle;

Dağda asker filmi çekilecek haberini duyduklarında kimi öğrenci, kimi meslek sahibi, kimi sevgiliydi. İşlerini, okullarını, ailelerini, aşklarını arkalarında bırakıp, ne kadar süreceğini bilmedikleri bir yola çıktılar. Doğaçlama çekilen 5 dakikalık bir klipti 1000 kişi arasından seçilmelerini sağlayan... Ne isimleri vardı, ne nüfuzları. Burdur’dan, İzmir’den, Tunceli’den gelip İstanbul’da buluştular. Cuma günü gösterime giren “Nefes” filminin oyuncuları, eğitim için seçilen Halkalı Ziraat Okulu’na giden otobüste tanıştılar.

1.5 ay Halkalı kampı

Hakan Turutoğlu: Ekibin ilk durağıydı Halkalı Ziraat Okulu. Otobüsten indik, sıraya girdik. Nizamiye gibi. Çarşaf, kamuflaj kıyafet ve silahlarımız dağıtıldı. Koğuşlardaki ranzalara yerleştirildik. Sabah 5.30’da kalkış, yatak düzeltme, içtima, mıntıka temizliği, 3-5 nöbeti, her şey var. İki kişi dayanamadı, bıraktı.

İlker:
Biri emekli astsubay üç eğitmenden 1.5 ay süren komando eğitimi için oradaydık. İlk hafta kaloriferler yanmadı. Bizim de sadece bir battaniyemiz var, kıyafetlerle yattık. Gerçi çok kalabalık olduğu için herkesin nefesiyle ısındı koğuş. Postal kokusuna fittik ama sadece postal kokusu olsa...
Özgür: Sadece iki gün çıktık okuldan. O da Ramazan Bayramı’na rastladı. Ailesi şehir dışında olanlar çıkamadı zaten. Gazete yok, televizyon yok. Cep telefonları gün içinde toplanıyor. Akşam 7’de alabiliyoruz.

İlker:
10 gün yıkanmadık. Her gün duş alan birisi olarak nasıl dayandım, bilmiyorum.

Şehit haberi gelince


İlker:
16 Ekim 2007’de başladı çekim. Bir hafta sonra, şehit haberi aldık. O kadar psikolojisine girmişiz ki olayın.

Özgür: Eğitmenlerden biriyle konuşuyordum. Cep telefonuna geldi mesaj. Gözleri doldu birden. Çok kötü oldu karşımda. Ne oldu, dedim. Telefonunu gösterdi. 12 asker şehit olmuş (Dağlıca baskını). Benim de gözlerim doldu. Dışarıya çıktım, kime söylediysem dağıldı.

İlker: Biz nihayetinde film setindeyiz ama, dışarıdaki insanla, bu psikolojiyi yaşayan arasındaki farkı orada anladım. Buradan görüldüğü gibi değil hiçbir şey. Yanınızdaki vurulduğu zaman en yakın arkadaşınızın öldüğünü düşünün, dendi. O kadar bağlanmışız ki birbirimize, ben Muharrem’in öldüğünü düşündüm. Gözümden yaşlar geldi. Şimdi askerde. Film bitince askere gitti, Ömer ile ikisi. İzin alabilirlerse gelecekler filmi izlemeye.

İbrahim:
Silahlar gerçeğe çok yakın. Türkiye’de G3 bulmak zor. Yurtdışından bulunup kalıp alındı. Şirketin sanat ekibi yaptı silahları.

Kaşımız dondu

Hakan T: İkinci durak Gömbe. Antalya Elmalı İlçesi’ne bağlı 2000 rakımlı yayla. Karakola intikal çekimleri arazide yapıldı. 10 gün sürdü. Otelde kalıyoruz, çekim yerine traktörlerin kasasında gidiyoruz, 50 dakika sürüyor. Traktörün zincir takması gerekiyor, takıyoruz. Şarampole düşecek gibi oluyor, inip itiyoruz. Bir keresinde kardan traktörler kaldı. Yürüyerek indik aşağıya. İki saat yürümüşüz.

İlker: İlk gün en zor günümüzdü. İlk kara girdiğimizde postallar ıslandı. Korumak için vazelin sürmek gerekiyordu, biz bir şey yapmamıştık. Öğlen tipi başladı.
İbrahim: Hayatımda üşümediğim kadar üşüdüm. Kaşlarımız donmuştu.

Özgür: Yürüyüş durdu, olduğumuz yere çöktük ve tipinin geçmesini bekledik. O günün sonunda traktöre çıkamadım, tipi bir taraftan, dereye düşmüşüm kıyafetim ıslak, salladılar resmen traktöre.

İlker:
Çantalar vardı sırtımızda. İçinde istihkam küreğinden konserveye kadar her şey var. Üzerimizde silah, şarjörler.

Özgür: Gerçekte 35 kg. çanta. Bizimki 15. Eğitmen çantama bakıp “Hafif bu, taş koyun” dediğinde baygınlık geçiriyordum.

Keçiler mevzileri bozdu

İlker: Gömbe’den dağın kralına geçtik. Zeus’un dağı. (Antalya Tahtalı Dağı, 2.365 metre)
Özgür: Yükseklik korkusu olan bir arkadaşımız vardı, onu sakinleştirmeye çalıştık. Teleferikle çıkıyorduk dağa.

İbrahim: Prefabrik karakol inşa ettik önce. O da ayrı bir macera. Teleferik dışında ulaşım yok. Malzemeleri teleferikle taşıdık. Teleferik binasından karakolun yapılacağı yere 500-600 metre mesafe var. Yol yok. Küçük bir traktör çıkarabildik. Malzemelerin bir bölümünü o traktörle taşıdık. Kadrosu oyuncu ama herkes her işi yapıyor. 3-4 metre kar var. İnşaat 1-1.5 ay sürdü.

Hakan T:
İlk gördüğümde “Ben yürüyemem burada” dedim. Bazı yerlerde 100 metreye kadar inen yarlar var. Ayağın kayıp düşsen... Sonra alıştık. Çekimler de zor oldu. Kemer’den baktığınızda günlük güneşlik. Karakola çıkıyoruz, bulutlu.

İbrahim:
Filmde devamlılık esastır ya. Çekim esnasında arkada bulut var, iki dakika sonra yok, hava açıyor. Başka açıdan aynı sahneyi tekrar çekiyorsun. Çok tekrar oldu. Dağ keçileri de cabası..

Hakan T:
Bitki de yetişmiyor ya, keçiler mevzilerimizi bozuyordu.
İlker: Sadece keçi olsa. Karakoldan mevzilere gitmek için irtibat hendeği yapacağız dediler. Karı oyup çapraz hendekler yapacağız. Köşeli köşeli buzları kestik, hatta motorlu testere kullandık. Çekim günü geldi, çıktık dağa, yok, hepsi erimiş. Üç haftamızı almıştı. Çekemedik o sahneyi.

İbrahim: Dağda çok hasta olmuyor insan. Ama sarımsak yiyoruz her gün, üşütmeyelim diye.

Hakan Bulut: Sıhhiyemiz vardı yine de. Tabip asteğmeni canlandıran arkadaş. Sağlık çantası dolu. Neyin var diyordu, tek verdiği Vermidon.

Otobüse binen adam yok karşınızda

İlker: Kafamda başka kanalları açtı bu film. Hayata dair pekçok şey değişti. Olgunlaştım. 3 Ekim’de otobüse binen adam yok karşınızda.

Özgür: Bu 40 kişiden hiçbiri otobüse bindiği gibi değil. Kız arkadaşım tanıyamadı beni. 6 yaş atlamışsın, dedi.

İlker: Sürekli büyük büyük laflar ediyorlar ya resmin bütününü görün diye. Bence o resmin küçücük fırça darbesi bu film. Aslında o küçüçük fırça darbelerinde oluyor ne oluyorsa. Sınırda bir karakol. Kaç karakol, kaç birlik var?

Özgür: Filme başlarken birkaç Güneydoğu gazisi deneyimlerini paylaştı bizimle. Ailelerinden daha yakın bularak anlattılar. Biliyorum ki çoğu yaşadıklarını anlatmıyor. Onların yaşadıklarına tercüman olursa bu film ne âlâ

Hakan T: Psikolojik olarak patlama noktasına geldiğim anlar oldu. Alıştığın hayatın rutini yok artık çünkü. Bir an bunun altından kalkamayacak gibi oluyorsun. Bu bağladı bizi birbirimize. O günden beri ayrılamıyoruz.

İlker: Pazarlıksız ve karşılıksızdı her şey. Kariyerimize en yüksek noktadan başladık bence. Film güzel olacak diye değil, kamera arkasında yaşadıklarımız bunu söyleten.

Hakan Bulut: Şimdi arkadaşlarıma takılıyorum, çocuğunuz olursa bana amca diyecekler değil mi, diye.

Geride kalanlardan...
Patlayıp düşmanları öldürsene

İlker: 5 yaşındaki yeğenimi aylarca askerdeyim diye kandırdım. Görüşemiyorduk çünkü. Her telefonda “Dayı ne zaman geleceksin” diyor. Bir gün “Nasılsın dayıcığım” dedi, “Bomba gibiyim” dedim. “O zaman patlayıp düşmanları öldürsene” yanıtıyla yıkıldım.

Özgür: 7 ay olmuştu sevgilimi görmeyeli. “Bir ay sonra geleceğim”ler suya düşünce kadınsı tepkisini ortaya koydu. İki yıldır çıkıyorduk, bitecek diye endişelendim. Bir akşam ranzanın üzerinde mektup yazdım. Çıktı kendisi geldi. Aileler bile tahmin etmedi iki yıl süreceğini.

Hakan Turutoğlu (Komando asteğmen): Ekonomist, evli. 9 yıl Efes Pilsen’de bölge yöneticiliği yaptı. Kurulu düzenini bırakıp çocukluk hayalini gerçekleştirmeye koştu. İlk filmi.

Özgür Eren Koç (Er Resul): Üniversite öğrencisi. Film ajanslarını kovalayan iki arkadaşına refakat etmek için gitti, şans ona güldü.

İbrahim Aköz (Er İbo): Filmin yönetmeni Levent Semerci’nin finans danışmanı. “Seni filmde oynatacağım” diyen Semerci sözünü tuttu.

Hakan Bulut (Er Hakan)
: Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Bölümü’nde eğitmenlik yaparken, filme görüntü gönderecek öğrencileri ısrar edince o da gönderdi.

İlker Kızmaz (İlker Çavuş):
İzmir’de nakliye şirketinde yöneticilik yapıyordu, radikal bir kararla her şeyi geride bırakıp, oyuncu olma hayaliyle geldi İstanbul’a. İlk filmi Nefes’in fragmanındaki “Aşık oldun mu” sorusuna verdiği “Dönünce belki, kısmet” repliği kısmetini açtı. Şimdi Aşk-ı Memnu’da Peyker’in eşi Nihat’ı oynuyor.

ETİKETLER

haber