Gündem

‘Mobese’lerin yazılımını yapan firma paralel yapıya ait’

Abdülkadir Selvi, 'Kabataş saldırısı' iddiasıyla ilgili MOBESE kameralarının yazılımına ilişkin bir iddia ortaya attı

09 Mart 2015 12:20

Yeni Şafak gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, Gezi Parkı olayları sırasında Kabataş'ta "belden yukarıları çıplak, ellerinde deri eldivenler, başlarında siyah bandanalar bulunan 80-100 kişilik grubun, başörtülü bir kadını dövdüğü ve üzerlerine idrarlarını yaptığı" iddialarıyla ilgili "Kabataş gibi bir yerde MOBESE kayıtlarının olmaması size tuhaf gelmiyor mu?" diye sordu. "İstanbul’daki MOBESE kameralarının yazılımını gerçekleştiren firmanın Gülen cemaati için ifade edilen 'paralel yapı'ya ait olduğunu" iddia eden Selvi, "İstanbul’daki MOBESE kameralarının yazılımını gerçekleştiren firmanın paralel yapıya ait olmasını en azından sorgulanması gereken bir nokta olarak görmüyor musunuz" ifadelerini kullandı. Selvi, "Gerçeklerin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır" dedi.

Selvi'nin Yeni Şafak'ta "MOBESE’n yoksa yalancısın" başlığıyla yayımlanan (9 Mart 2015) yazısı şöyle:

Dün 8 Mart Dünya Kadınlar günüydü.

Kürsülere çıktılar, etkinliklere katıldılar, TV programlarında konuştular. Kadın-Erkek eşitliği adına şu gök kubbe altında edilmedik laf bırakmadılar.

Kabataş olayıyla birlikte ben artık kadın erkek eşitliğini bıraktım, bu ülkede kadınlar eşit mi?

Gezinin simgesi kırmızılı kadınla, gezinin mağduru Zehra Develioğlu’nu eşit sayıyor musunuz?

Başörtülü kızlarımız okullara sokulmazken, kadınlar eşit değildi. Hatta onlar kadın bile değildi. Çünkü sıkmabaştılar.

Kadının kamuda, siyasette başörtüsüyle yer alması gündeme gelince de kadınlar eşit değildi.

Ecevit, Merve Kavakçı için, ”Bu kadına haddini bildirin” diye kükrerken, Meclis kürsüsünün etrafını saran kadınlar, ”Dışarı, dışarı” diye tempo tutuyordu.

Siyahlara yapılan ayrımcılığın bir benzerini başörtülü kadınlar yaşadı. “Siyahlar ve köpekler giremez” şeklinde asılan levhaların yerini, ANASOL-M Hükümeti döneminde ”Çarşaf, türban, tesettür ve benzeri kıyafetler yasaktır. Siteye evcil hayvan getirilemez” şeklindeki genelgeler almıştı.

Okulların, ordu evlerinin önüne bir tek tabela asılmadığı kalmıştı.

Yasakların bir kısmı aşıldı ama zihinlerdeki yasaklar devam ediyor.

Başörtülü kadınların onurlu mücadelesi ile ayrımcılığın bir kısmı aşıldı ama kafalardaki ayrımcılık devam ediyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle nutuklar icra edenlere inanmayın.

Onların bir kısmı, uğradığı saldırı ve maruz kaldığı tacizde dahi kadınlar arasında ayrımcılık yapıyorlar.

Adını dahi vermiyorlar.

Kabataş gelini diyorlar.

Maruz kaldığı çirkin muameleyi meşrulaştırma adına, tacizi MOBESE ile kanıtlamasını talep ediyorlar.

Acısıyla yüreğimizi yakan Özgecan kızımız da hayatta kalsaydı ve başörtülü olsaydı ondan da MOBESE kaydı isterdi bu zihniyet.

Mini etek giydiği, kot pantolonlu olduğu için tacizcisine ağır tahrik indirimi uygulayan mahkemelere benziyorlar.

Başörtülüysen ağır tahrik indirimi gerekli.

Hele bir de MOBESE yoksa sen bir yalancısın.

Sana inananlar ise tez zamanda yargılanıp, cezaevlerine tıkılması gereken gazetecilerdir.

Hani bunlar kadın hakları savunucusuydular:

Zehra Develioğlu kadın değil mi?

Hani bunlar basın özgürlüğünü savunuyorlardı:

Elif Çakır, Halime Kökçe gazeteci değil mi?

İyisi mi bundan sonra başörtülü kadınlara yanlarında MOBESE kamerası bulundurmayı şart koşalım. 

Anayasayı bir kenara fırlatın, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu yırtın, Türk Ceza Kanununu ise yakın.

Çünkü varsa da MOBESE, yoksa da MOBESE.

Madem bu kadar MOBESE meraklısısınız. O zaman Gezi sürecindeki yalanların MOBESE kayıtlarını niye istemediniz?

CHP’li Adnan Keskin Halk TV’de katıldığı bir yayında, Ankara’da Aylin isimli bir göstericinin başının polis panzeriyle ezildiğini iddia etti. Gün boyu bu haberi döndürdünüz. Adnan Keskin’den niye MOBESE kaydı istemiyorsunuz?

Hani sizin bir de Müftü karısı vardı. ”Müftünün karısı AKP’ye isyan etti” diye videosunu yayınladığınız kadının çarşafa sokulmuş bir CHP’li çıkması üzerine sesiniz çıkmadı.

Panzerle ezilen genç diye yayınladığınız görüntünün başka bir ülkede bot motorundan yaralanan kişi olduğu ortaya çıkınca da sesiniz kesilmişti.

Avrasya maratonunda boğaz köprüsünden geçen on binleri Gezi eylemcileri boğazı böyle geçti diye vermiştiniz de sonra işin gerçeği ortaya çıkınca susmuştunuz.

Mısır’da Tahrir meydanındaki yaralı görüntülerini Gezi parkı eylemcilerine yapılanlar olarak sunmanızı da unutmadık.

“Gezi yalanları” diye koskoca bir külliyat oluştu.

Her darbe döneminde servis ettiğiniz yalanlarla askeri kışkırttığınız için bu işte ustasınız.

27 Mayıs öncesinde Menderes’in emriyle gençlerin Makine Kimya’da kıyma yapılıp, Konya asfaltının altına serildiği yalanını uydurmuştunuz da bizzat CHP milletvekillerinden oluşan Komisyon bunun doğru olmadığını tespit edince, Paşa babanız, ”Açıklamayın, millet böyle bilsin” demişti.

Darbelere giden yolları ürettiğiniz yalanlarla döşediniz.

Şimdi burada sizin Gezi yalanlarınızı tek tek sıralayacak değilim.

 Seyit Rıza’yı idam sehpasına götürdüklerinde demişti ki;

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu.

Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.”

Seyit Rıza misali, sizin kadınlar arasında eşitlikçi olmadığınızı bilirdim ama tacizde dahi ayrımcılık yapacağınızı ben bile tahmin edemedim.

Şunu bilmeniz isterim ki, siz tacize uğramış kadını dahi başörtülü ve başı açık diye ayıracak kadar tehlikeli bir zihniyetsiniz.

Siz saldırıya uğramış hemcinsine sahip çıkan gazetecileri de başı örtülü ya da başı açık diye ayrımcılığa tabi tutacak bir kafa yapısına sahipsiniz.

Ekranlardan TV programlarında başörtülü gazetecilere parmak sallayan ekran tacizcileri, o kadar dürüstsünüz de peki bir gün olsun Gezi yalanlarını sorguladınız mı?

Şimdiye kadar kadına yapılan hangi saldırı ya da taciz konusunda MOBESE kaydı var mı diye sordunuz da Kabataş olayı söz konusu olunca MOBESE’den başka bir şey sizi ikna etmeye yetmiyor?

Daha geçen gün Antalya’da polis kapıdayken bir kadın, birlikte yaşadığı erkek tarafından başına sıkılan kurşunlarla öldürüldü.

Bu ülkede her gün katil ruhlu erkekler tarafından bir kadının öldürüldüğüne tanık oluyoruz.

Kadınlarla ilgili duyarlılık oluşturmak yerine ille de MOBESE diye tutturursanız, katilin biri mahkemede çıkıp, “MOBESE kaydı isterim, yoksa ispat edemezsiniz” derse ne yapacaksınız?

Gerçeklerin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Kabataş gibi bir yerde MOBESE kayıtlarının olmaması size tuhaf gelmiyor mu?

İstanbul’daki MOBESE kameralarının yazılımını gerçekleştiren firmanın paralel yapıya ait olmasını en azından sorgulanması gereken bir nokta olarak görmüyor musunuz?

Başbakan’ın ofisine böcek koyan, devletin kriptolu telefonlarını dinleyen, Dışişleri Bakanlığı’ndaki görüşmeyi kaydeden yapı en azından kuşku vermiyor mu?

İlgili Haberler