Eğitim

MEB Müsteşarı: Evrim teorisinde yetkin değilim, ama ilkokul ve ortaokul çocuklarına anlatılacak bir teori değil!

"Başka bir dine ilişkin kutsal günlerin müfredattan çıktığı doğru mu, bilmiyorum"

05 Şubat 2017 12:38

Milli Eğitim Müsteşarı Yusuf Tekin, evrim teorisinin müfredat taslağından çıkarılmasından sonra gelen eleştirilere cevap verdi. "Ben evrim teorisinin bilimselliğini tartış­mıyorum, o konuda yetkin de değilim" diyerek söze giren Tekin, "Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı olarak şunu söy­lüyorum; evrim teorisi, bizim eğitim verdiği­miz çocukların düzeyinde konuşulacak ve anlatılacak bir teori değildir. Çocuklarımız o teoriyi yükseköğrenimde öğrenebilirler" görüşünü savundu.

"Ben birey olarak çocuğumu dindar yetiştirmek isterim ama Milli Eğitim Bakanlığı müfredatını öyle yapamam"

Yusuf Tekin'in Habertürk'ten Kübra Par'a verdiği söyleşi şöyle:

Neden müfredatı değiştirme gereği duydunuz?

Müfredat teknolojik, ekonomik, bilimsel ve sosyal alanlardaki gelişme­lere göre belirli aralıklarla güncellen­melidir. Diğer ülkelerde de ortalama 7 yılda bir müfredat değiştiriliyor. Bizimki en son 2005’te değişmişti. 2014 yılı başından itibaren öğretmenlere, öğrencilere, velilere ve okul yönetici­lere bir anket uyguladık ve "Çocuğun kendi yeteneklerini geliştirmesi açısın­dan bu müfredat uygun mu?" diye sor­duk. Yeterince demokratik olmadığı, bilimsel gelişmelere kapalı, güncelli­ğini yitirmiş ve en önemlisi de dayat­macı ve ezberci olduğu yönünde sonuçlar çıktı. Bunun üzerine, akademisyen ve öğretmen­lerle bir araya gelerek ne gerektiğini konuştuk.

Müfredatı yazan ekipte kimler vardı?

51 program demek, 400’ün üzerinde ders demektir. Komisyonumuzda, 6 binden fazla öğretmen ve öğretim üyesi görev yaptı. Her alanda komisyonlar kurduk. Gizli kapaklı bir şey yapmadık. En az 1 milyon kişinin fikrini sorduk. Söyleyecek sözü olan herkese kapımız açıktı. Askıya çıkmadan önce sivil toplum örgütü ve üniversitelerden görüş istedik. Entelektüeller ve gazetecilerle de tartıştık. 10 Şubat tarihine kadar görüş bildirmek isteyenler bize ulaşabilir.

Seküler kesimden de görüş aldınız mı?

Çağırdığımız akademisyenlerin etnik ya da dini kimliğine bakmadık, sadece akademik yetkinliklerini dik­kate aldık. Sendikal aidiyetlerine bile bakmadık. Hatta bazı akademisyenler, hükümetle birlikte anılmamak için "Bizim sizinle ortak çalıştığımızı söylemezseniz mutlu oluruz" dediler.

Böyle diyorsunuz ama yeni müfredatın ideolojik bir bakışla hazırlandığı eleştirisi dile getiriliyor.

Niyet okuyuculuğu yapıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı mevcut hükü­mete bağlı olduğu için "Bunlar yapsa yapsa ideolojik bir şey yapar" mantı­ğıyla eleştiriyorlar. Bu, kolaycılık ve tembelliktir. Zahmet edip taslağı okuyarak herhangi bir cümlesinden ideolojik bir çıkarımda bulunan biri olursa, o önermeyi bize getirsin lütfen. Haklılık payı varsa düzeltiriz ama hiç okumadan eleştirmek haksızlıktır.

"Eski müfredat Türk-İslam sentezine dayanıyordu. Şimdiki müfredat ise ağırlıklı olarak İslami kaygılarla hazırlandı. Dindar, sağ, muhafazakâr bir gençlik yaratılmak isteniyor" deniliyor. Bu müfredatla dindar bir nesil yetiştirmeyi mi hedefliyorsunuz?

Kesinlikle yanlış! Bakın, ben birey olarak çocuğumu dindar olarak yetiştirmek isterim ama Milli Eğitim Bakanlığı müfredatını öyle yapamam. Böyle bir kaygım veya çabam olamaz. Bu çok açık ve net. Ama insanlar “Yusuf Tekin çocuğunu böyle yetiştirmek istiyor, o zaman bütün çocukları böyle yetiştirecek” diye niyet okuması yapıyor. Bu çok yanlış. Kamu görevi başka, özel hayatımız başka. Yeni müfredatın dini kaygılarla hazırlandığını söylemek kesinlikle haksızlıktır. Biz bilimsel anlamda etkin, öğrendiklerini hayata geçirebilen çocuklar yetiştirmek istiyoruz.

"150 binden fazla mail aldık"

Müfredat taslağıyla ilgili çok yorum geldi mi?

150 bin maili aştı. Çoğu müfredatı okumadan yapılan eleştirilerdi. Ciddi olarak katkı sağlamak isteyen bütün görüşleri değerlendiriyoruz. Öğretmen adayları "Edebiyat dersinin saatini artırırsanız biz de iş bulabiliriz” diyor. Bu tür eleştirilerin başka amaçları vardır. Müfredat üzerine yapılan eleştirileri gözden geçiriyoruz. Her bir sınıf düzeyindeki ders için 5 arkadaşımız gelen eleştiriler not edip 10 Şubat’ta ilgili komisyonlara sunacak.

"Din dersini de dindar kesim eleştirecek muhtemelen"

İlköğretim ve lisede toplam 33 farklı din dersi var. Buna karşılık sosyoloji ya da psikoloji gibi dersler sadece 11. sınıfta ve seçmeli olarak okutuluyor. Din derslerinin sayısı neden bu kadar arttı?

Elmalarla armutları karıştırmamak lazım. Çok fazla ders var gibi gözükse de haftada 1 saati zorunlu. Diğerleri sadece seçmeli derstir.

“Ateizm ve sekülerizm, satanizmle beraber bir inanç sorunu olarak anlatılacak” diye bir haber okuduk. Böyle yapacaksanız, bu ideolojik bir yaklaşım değil mi?

Bu çok büyük bir yalandır çünkü daha din dersi askıya çıkmadı. Bu, niyet okuyuculuğunun en bariz göstergesidir. Eski müfredatta varsa o başka... Zaten onu değiştirmeye çalışıyoruz.

Din kültürü ve ahlak bilgisi müfredatı nasıl olacak peki?

Türkiye’den bazı velilerin açtığı dava neticesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir karar verdi. Ale­vilikle alakalı AİHM’nin önerdiği değişiklikleri hayata geçiriyoruz. Komisyona, Alevi Bektaşi Federasyo­nu’ndan temsilciler davet ettik. Çok güzel bir müfre­dat oldu ama muhtemelen Atatürkçülük eleştirisine benzer şekilde bu sefer de dindar kesimden eleştiri alacağız. Orada da kazanımlar azaltıldı. Çocuklarımı­zın seviyesine göre dersler verilmesini amaçlıyoruz.

Halloween ve Christmas gibi başka bir dine ilişkin kutsal günler, artık müfredatta olmayacak. Nedenini, kültürel yozlaşma yaratması olarak göstermişsiniz. Okullarımızda Hristiyan çocuklar da okuyor. Onlara ait değerleri neden çıkardınız?

Çıktığı doğru mu, tam bilmiyorum. Bize özgün Cumhuriyet Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, Kurban ve Ramazan Bayramı daha çok yer aldığı için böyle bir eleştiri yapılıyor olabilir. İngilizce müfredatta sadece onlar değil, bunlar da vardır.

‘Cihat’ kavramının yeni müfredata girmesi de tartışma yarattı.

Cihat son zamanlarda biraz daha siyasal bir kav­ram halini aldı. Ama aslında cihat kelime olarak çalışmak, çaba göstermek anlamına gelir. Nerede geçtiğini bilmiyorum ama ideolojik veya siyasi bir çağrışım yapacak şekilde kullanıldıysa düzeltilir

"Atatürk'ü 1. sınıftan çıkardık ama 4. sınıfta genişlettik"

Atatürk’ün vatan-millet sevgisiyle, Atatürk önderliğinde kazanılan hak ve özgürlükler müfredattan neden çıkarıldı?

Bu da bir diğer şehir efsanesi. Atatürk, hepimiz için ortak bir değerdir. Bu gibi değer­leri çocuklarımızın seviyelerine uygun sınıf­larda vermeyi, pedagojik olarak daha uygun bulduk. İlkokul 1. sınıfa başlayan bir çocuğa Atatürk’ün vatan sevgisini anlatmak ne kadar peda­gojiktir? 1. sınıftan çıkar­dık ama 4. sınıfta konuyu genişlettik. Bu sadece Ata­türkçülükle alakalı da değil. Matematik dersinde de fen bilgisinde de böyle yapıldı. Çocukların algı düzeyinin üzerinde olan kazanımlar, uygun sınıflara aktarıldı.

Daha doğrudan sorayım, Atatürkçü nesil yetiştirmemek için mi bunları çıkarıyorsunuz? 

Bu sonucu çıkarmak yanlış. Hepimiz Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in birer vatandaşıyız, Atatürk’e eşit düzeyde vefa duyuyoruz. Birileri "Siz Atatürk’ü sevmiyorsunuz, saygı duymuyor­sunuz" diyerek diğer toplumsal kesimleri ötekileştirme eğilimin­deler. Oysa biz, en az diğer gruplar kadar Atatürk’ün temel değerlerine sahip çıkan insanlarız. Biz de bu Cumhuriyet’in bekası için çaba sarf ediyoruz. Bunu görmezden gelerek Atatürk’ün oluşturduğu Cumhuriyet’in temel referanslarını hiçe saydığımızı düşünenler haksızlık ediyor.

"İsmet İnönü'ye diğer cumhurbaşkanları kadar yer ayırdık"

Erken Cumhuriyet yılları yeterince okutulmayacak. Özel­likle İsmet İnönü’nün anlatıldığı bölümleri neden azalttınız?

Kimse Lozan’ı, Kurtuluş Savaşı’nı ve İsmet İnönü’nün Atatürk’ün sağ kolu olduğu dönemleri çıkardı­ğımızı söyleyemez. Fakat sonraki dönemde, yani 1938 sonrasında, İsmet Paşa siyasi bir figürdür. O dönemde olan gelişmeler, devlet başkanına fatura edilir. Diğer Cumhurbaşkanla­rımıza ne kadar yer ayrıldıysa İsmet Paşa’ya da o kadar yer ayrılmıştır. Çocuklarımıza 12 yıllık süre içinde verdiğimiz bilgi ünitelerini yüzde 30 oranında azalttık. Buna rağmen İsmet İnönü ile ilgili rakamlar korundu. İnkılap tarihini defalarca gözden geçirdik. Yine eleştiriler ve öneriler ışığında gözden geçirilir. Bir eksiklik varsa da mutlaka değerlendirilir.

"Evrim teorisi çocukların düzeyine uygun değil"

Biyoloji derslerinden evrim teorisini neden çıkardınız? Biyoloji öğretmenleri “Evrim teorisi olmadan kalıtımı, canlıların çeşitliliğini nasıl anlatacağız. Suriye ve Ürdün dahil, evrim teorisi tüm dünyada işleniyor” diye itiraz ediyor...

Tersini düşünen, bilimselliği tartışmalı olan bu teorinin ilkokul ve ortaokuldaki çocuklara anlatılmasını doğru bulmayanlar da var. Çalıştığımız akademisyenler içinde bu karara karşı olan da katılan da vardı. Doğa tarihiyle ilgili olan kısımlar farklı bir formatla ele alındı. “Dünyada bütün ülkelerde okutuluyor” eleştirisine katılmı­yorum, öyle olsa geri adım atmazdık. Akademik düzeyde bu teorilerin anlatıl­ması doğaldır ama ilkokul ve ortaokul düze­yinde binlerce bilimsel teoriden hangilerini anlatıyoruz ki evrim teorisini de anlatalım?

Açık konuşalım, evrim teorisini İslami kaygılarla mı çıkardınız?

Hayır, dini gerekçeler göz önünde bulun­durulsaydı, evrim teorisine karşı olanların yaratılışla ilgili önerileri konulurdu. Asıl, evrim teorisinin geçmişte hangi ideolojik gerek­çelerle müfredata konulduğu tartışılmalı.

İyi ama bunun ideolojik değil bilimsel bir tercih olduğu söyleniyor.

Ben evrim teorisinin bilimselliğini tartış­mıyorum, o konuda yetkin de değilim. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı olarak şunu söy­lüyorum; evrim teorisi, bizim eğitim verdiği­miz çocukların düzeyinde konuşulacak ve anlatılacak bir teori değildir. Çocuklarımız o teoriyi yükseköğrenimde öğrenebilirler.

Tepkileri dikkate alarak müfredata yeniden koyma ihtimaliniz var mı?

Hayır, ihtimal dahilinde görmüyorum.

"Müfredatı hafiflettik ezberciliği azalttık"

Darwin, Freud, Marks ve İbn-i Rüşd gibi düşü­nürlere yer verilmemiş. Çocuğun kuşkuculuğunu, yaratıcılığını besleyen nok­taların çıkarıldığı ve pozi­tivizm karşıtı bir anlayışla hazırlandığı eleştirisi var...

Kesinlikle yanlış. Yaratıcı­lığı ya da analitik düşünmeyi çıkarmaya değil tam tersi onu geliştirmeye çalışıyo­ruz. Bu eleştirilerin hiç birine itibar etmiyorum. Tam ter­sine, bence Darwin’in ya da Freud’un olmamasını eleştiren kişi ideolojik yaklaşıyor. Ünite sayısını azalt­tık çünkü bütün derslerdeki müfredatı hafif­lettik. Ezberciliği azaltmaya çalışıyoruz.

"Yeni müfredatla PISA'da sıçrayacağız"

Uluslararası Öğrenci Değerlen­dirme Programı PISA testlerinde Türki­ye’nin notları hiç iç açıcı değil. Bakanlık olarak bir şeyler yapacak mısınız?

İşte, hem bunları söyleyip sonra da “Niye müfredatı değiştiriyorsunuz?” dememek lazım. PISA, çocuklarımızın öğrendikleri şeyi gündelik hayatta kullanma becerilerini ölçüyor. Maalesef mevcut müfredatımızın bu konuda çocuklarımıza herhangi bir katkısı yok. Tamamen ezberleme, hafızada tutma ve karşına test sorusu çıktığında cevaplayabilme üzerine kurgulanmış. İşte şimdi yaptığımız değişiklikle PISA’da ciddi bir sıçrama gerçekleştireceğimize inanıyorum. Ama önümüzdeki PISA için yetişmez.

Türkiye’nin en gözde 170 lisesini proje okul ilan ederek öğretmen kadrolarını değiştirmeniz de velilerin tepkisine neden oldu. Vefa Lisesi, Kabataş Lisesi gibi köklü bir geleneğe sahip olan liselerdeki öğretmenlerin yerini neden değiştiriyorsunuz?

Proje okul meselesine tıpkı alanında uzmanlaşan meslek liseleri gibi yaklaştık. Örneğin normal sistemde bir spor lisesinde futbol üzerine uzmanlaşan bir öğretmenin görev süresi dolduğunda yerine başka bir beden eğitimi öğretmeni geliyor. Gelen öğretmen voleybol ya da basketbol alanında uzmansa, futbol ile ilgili proje yarım kalıyor. Buna karşılık “proje okul” kavramını geliştirdik ve “Bir okulda bir proje başladıysa ona uygun öğretmen istihdam edelim” dedik. Proje okulların büyük çoğunluğu spor lisesi, meslek lisesi ve imam hatip lisesi. Bahsettiğiniz köklü liselerde ise 25-30 yıldır aynı yerde görev yapan öğretmenler var. Akademik ve bilimsel anlamda heyecanları kalmamış. Ben diyorum ki her okulda her öğretmen eşit sürede görev yapsın.

Köklü liselerdeki geleneği bozmaz mı bu?

Hayır bozmaz. Kabataş gibi liselerin okul niteliğine göre proje hazırlamasını istedik. Örneğin fen bilimlerinde uzmanlaşmak istiyorlarsa üniversitelerdeki akademisyenlerden destek alabilirler. Binlerce yüksek lisans-doktora yapmış öğretmenimiz var. Yürütülen projenin niteliğine göre öğretmen kalitesini artıralım dedik. Milli Eğitim müsteşarı olarak biz Kabataş gibi liselerin niteliğini neden düşürmek isteyelim? Gelen öğretmenlerin niteliğine bakın, anlarsınız zaten...

"Özel okullar ve devlet okulları arasındaki başarı birbirine denk"

Sizin Çocuklarınız devlet okulunda mı okudular yoksa özel okulda mı?

Bir kısmı devlet okulunda, bir kısmı özel okulda okudu.

Büyük şehirlerde ister muhafazakâr olsun ister seküler, orta sınıf çocuğunu koleje gönderecek para bulursa devlet okuluna göndermiyor. Devlet okullarının kötü olduğu algısının oluşmasından dolayı Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluk hissediyor mu?

Devlet okullarında kalite algısı düşmedi. Sadece adresten dolayı istediği devlet okuluna çocuğunu gönderemeyenler özel okula gönderiyor. Özel okullar ve devlet okulları arasındaki başarı birbirine çok denk. Çok nitelikli özel okullarımız olduğu gibi, çok nitelikli devlet okullarımız da var. Vatandaşımız ücretsiz olanın kalitesiz olduğunu varsayıyor. Eğer öyle olsaydı özel okullar devlet okullarındaki öğretmenlerimize transfer teklifinde bulunmazdı. Özel okullar hizmet sattıkları için devlet okullarından daha başarılı olmak zorundalar ve bunu vatandaşa ispatlamak zorundalar.

"Yabancı dil eğitiminde yetersiziz"

“Üç çocuğum var. Büyük kızım tıp fakültesi öğrencisi, oğlum fen lisesinde okuyor, küçük kızım henüz okula başlamadı. Mevcut sistemden ben de bir veli olarak şikâyetçiyim. Çocuklar ders notları itibariye başarılılar ama yabancı dilleri yeterli değil. Büyük kızımın okul notları çok iyi olmasına rağmen başka yöntemlerle İngilizce öğrendi. Nitelikli okullar yaptık. Yılda 400 milyon TL para harcayıp, çocuklara bedava kitap dağıtıyoruz. Okulu güzel, öğretmenleri yeterli ama istediğimiz verimi alamıyorlar. Sadece sınav ve test çözme odaklı bir sistem var.”

 

‘İMAM HATİP SAYISI 28 ŞUBAT’TAN ÖNCEKİ SEVİYEYE ÇIKTI’

Orta öğretimde pek çok okulun imam hatiplere dönüştürülmesi tartışma yaratmıştı. İmam hatip liselerinin sayısı niye bu kadar arttı?

Sizce Türkiye’de lise öğrencilerinin yüzde kaçı İmam Hatip’e gidiyorsa rakam çoktur? 

Bu bir branş okuluysa, herhalde %5. Hayır bunlar branş okulu değil, normal lise. Sadece dini hassasiyetleri daha yüksek olan velilerin çocuklarını gönderdiği bir lise. 28 Şubat olduğunda toplam öğrencilerin yüzde 12’si İmam Hatip’lerde okuyordu, bu %1’ler mesabesine düşürüldü. Türkiye’de imam hatiplere talep yüzde 12 civarında. Şu anda ortaokul ve lise düzeyinde imam hatipleşme oranı yüzde 11-12. “Çok imam hatip açıldı deniyor” ya, öyle bir şey yok. 28 Şubat’tan önceki noktaya geldi.

Bazı okulları İmam Hatip’e dönüştürmenize velilerin tepkileri olmuştu.

Oradaki ortaokullar eskiden ilkokuldu. O tepkilerin çok büyük çoğunluğu ilkokul, orta okul ve lisenin ayrılmasına karşıydı. İlkokula başlayan 66 aylık bir çocukla, 8. sınıftaki 14-15 yaşındaki çocuğun aynı okulda okuması pedagojik olarak doğru değil. Bazılarını ilkokul, bazılarını ortaokul, bazılarını da imam hatip yapmışızdır. Bunun dışında bazı illerde bize sorulmadan değişiklikler olduysa da bakanlığımız müdahale etti. Çok köklü bir lisenin imam hatip lisesine dönüştürülmesine müsaade etmedik. Bu konuda da çok hassas davrandık.

"İstihdam artırmak için tematik meslek liseleri açtık"

Meslek liselerini konusunda uzmanlaşan, sektörde istihdamı garanti olan tematik meslek liseleri haline getirdik. Mesela Antalya Aksu’da uçak bakım üniteleri üzerine bir meslek lisesi açtık. Samsun’da tıbbi ve medikal cihazlar üreten bir sanayi var, ona uygun bir meslek lisesi açtık. “Bu liseleri açıyorsunuz ama öğretmenlerinizin anlattığı şeyin pratikte karşılığı yok” eleştirisi geldi. Bunun üzerine akademik eğitimi biz verelim, branşla ilgili konuları da protokolle anlaştığımız kişiler halletsin diye düşündük. Mesela madencilikle alakalı liselerde maden işletmesiyle birlikte müfredat oluşturduk. Futbol lisesinde, futbol federasyonu ile protokol yaptık. Riva’daki futbol lisemizde eski futbolcular ve antrenörler ders veriyor. Böylece çocuklarımız doğrudan sektöre dâhil olacaklar.

"Kapatılan FETÖ okullarındaki öğrencilerin mağduriyet yaşamaması için okulları uyardık"

Malum 15 Temmuz sonrası süreçte FETÖ meselesinden dolayı pek çok okul kapatıldı. Bunun eğitime etkileri ne oldu? Özel okullarda fiyatın yükseldiği, devlet okullarında ise sınıfların kalabalıklaştığı söyleniyor, doğru mu?

Hiç bir öğrenci ortada kalmadı. Bu FETÖ dediğimiz yapı okullarında iki politika izliyordu; en nitelikli çocukları ve en zenginlerin çocuklarını alıyordu. Özellikle Anadolu’da i genelindeki bütün okullardan nitelikli öğrencileri topluyor. İkinci özel okulda daha az başarılı öğrenciler veya ekonomik olarak gelir düzeyi daha düşük insanların çocukları kalıyordu. Bu, özel sektör üzerinde bir vesayetti. Özel sektör üzerinde bu baskı kalkınca okullar arasında ciddi bir rekabet ortaya çıktı. Fiyatlar arttıysa bundan kaynaklanıyordur. Devlet okullarında ise mağduriyet yaratmamak için o çocukları kontenjan dışı değerlendirmelerini söyledik. Devlet okullarımız ve liselerimizdeki kriterler neyse aynı kriterlere uygun davrandık. Eğer çocuk FETÖ’nün fen lisesinde öğrenciyse bizim fen lisemizdeki puan kriterini sağlıyorsa gidebildi. Ayrıca çocukların herhangi bir mağduriyet yaşamaması için başka tedbirler de aldık. Pedagojik olarak tepkiyle karşılaşmamaları ve ötekileştirilmemeleri için okulları uyardık.