Politika

'Kürt sorununun çözümü CHP’ye oy kaybettirmez'

Tanrıkulu, CHP tabanının Kürt sorununun demokrasi, adalet ve uzlaşma ile çözümünden yana olduğunu söyledi

29 Aralık 2010 02:00

T24 - CHP kurultayında PM’de yer alan ve MYK’da İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Sezgin Tanrıkulu, 'CHP’deyim. CHP’de geçmişe nazaran tam bir sosyal demokrat parti olma iradesi var' dedi

Tanrıkulu, CHP tabanının Kürt sorununun demokrasi, adalet ve uzlaşma ile çözümünden yana olduğunu söyledi.Vatanm gazetesinden Hale Gönültaş'ın röportajı şöyle:

CHP’de insan haklarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olan Tanrıkulu’na göre partinin Kürt sorununun çözümü için atacağı adımlar oy kaybına neden olmayacak. Tanrıkulu CHP tabanının Kürt sorununun demokrasi, adalet ve uzlaşma ile çözümünden yana olduğunu söylüyor

CHP’nin son kurultayında PM(Parti Meclisi)’ye giren ve MYK’da İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Sezgin Tanrıkulu, Kılıçdaroğlu’nun “Yeni CHP”sinin önemli isimlerinden biri. Kürt sorununun “demokratik ve barışçıl” yöntemlerle çözümünü savunan Kürt kökenli Tanrıkulu, soruları yanıtladı.

* Neden BDP değil de CHP?
CHP solda, sosyal demokrat ve Türkiye partisi. Ben de dünyaya sol bakış açısı ile bakıyorum. Türkiye’nin temel meselelerinin sosyal demokrat politikalarla çözüleceğine inanıyorum. Bu nedenle de CHP’deyim. CHP’de geçmişe nazaran tam bir sosyal demokrat parti olma iradesi var. CHP’nin bugüne kadar uzak kaldığı kesimlerle bu dönüşüm sürecinde buluşma iradesi var. Bu irade de Türkiye’nin sorunlarına çözüm üreten bir irade olacaktır. Bu nedenle de ben CHP’deyim. CHP’nin ortaya koyduğu irade son kurultayda, Parti Meclisi’nde ve ardından da MYK’da da bir kez daha ortaya çıktı.

* CHP ile gayri resmi ilk temas ne zaman oldu?
Tarih olarak hatırlamıyorum. Bazıları özel konuşmalardı. Özel olduğu için ben bugün itibariyle de bir şey söylemem. Bu gelişme, CHP’ye üye oluşumdan çok daha önceki süreye giriyor.

* CHP’li olmanız Diyarbakır’da nasıl karşılandı?
Diyarbakır’da 25 yıldır serbest avukatlık yapıyorum. Avukatlığın yanında İnsan Hakları Derneği’nde yöneticilik yaptım. İHD’de 88’de kurucularındanım. O dönemde İHD’nin kuruculuğunu ve yöneticiliğini yapmanın okuyuculara bir şey anlatması lazım. Aynı dönemde Diyarbakır Barosu’nun Genel Sekreteriydim. O zamandan bu zamana da sadece Diyarbakır değil ama bütün bölgede insan hakları ihlalleri ve mağdurlarla ilgilendim. Mağdurların yanında oldum. Bu benim siyasi tercihimdi. Dolayısıyla ben CHP’ye evimde oturarak gelmedim. Sahadan geldim. Dolayısıyla insanlar benim insan haklarına, adalete olan katkımı görebilmelidir. Kendi çevremden, Diyarbakır’dan en azından sesli olarak olumsuz bir tepki almadım. Yakın çevrem ve dostlarımdan da olumlu tepkiler aldım, ‘CHP’de de mutlaka olumlu şeyler olacak’ diye. Son birkaç gündür sadece Diyarbakır’dan değil, Türkiye’nin bir çok yerinden tanıyan tanımayan insanlar arayıp tebrik ediyorlar. Partinin kendi kadroları da tebrik ediyorlar. Sadece Doğu ve Güneydogu Anadolu değil, Karadeniz’den Orta Anadolu’dan partinin yöneticileri, üyeleri arayıp tebrik ediyorlar.

* Başbakan, BDP’ye yönelik eleştirilerini dile getirirken sık sık AKP’nin Kürtleri temsil ettiğini söylüyor. CHP de sizin gibi isimleri bünyesine alarak Başbakan’ın bu söylemini çürütmeye mi çalışıyor?
Geldiğim alan böyle bir algıya müsaade etmez. Başbakan, “En fazla oyu ben aldım” diyor. Önemli olan sayısal temsil oranı değil, “Kürtlerin vicdanında neyi temsil ediyor?” sorusunun yanıtı. Önemli olan vicdanda, duyguda temsil edilmektir. CHP bunu yapmaya çalışacak. İlk başta uzak kaldığı kesimlere ulaşarak onların vicdanlarına seslenecek. Bu bence çok önemli. Temsiliyeti matematik hesabına indirmek doğru bir yaklaşım değil.

* CHP’deki özellikle Kürt sorununun çözümü konusundaki evrilme, oy potansiyelinin en yüksek olduğu kıyı şeridinde oy kaybettirmez mi?
Ben CHP’ye yeni üye oldum. Ama kurultay delegeleri çok büyük bir oranda oy vererek bana destek verdiler. Kurultay salonunda da kurultay delegeleri CHP’nin yeni vizyonuna destek verdiklerini ifade ettiler. Bana göre CHP’nin tabanı, Türkiye’nin Kürt sorununun, demokrasi, adalet ve uzlaşma ile çözümünden yana olan en büyük kesimdir. Dolayısıyla böyle bir kaygı içinde olmak bence kesinlikle doğru değil. CHP tabanı uzlaşma ve hoşgörüye en yakın olan tabandır. CHP’nin kıyı şeridi dediğimiz tabanı, bana göre çözümün toplumsal uzlaşma ile sağlanması yönünde iradesi olan bir kesimdir.

* CHP, kısa süre içerisinde Kürtlerin küskünlüğünü, partiye olan inançsızlığını nasıl yıkacak? Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda gerçekten kararlı mı?
Kesinlikle kararlı. Bu konuda hiç kuşku olmasın. Söylemi, yaklaşımı, partinin yeni vizyonu da, programı da çözüme yönelik olacak. Üzerimizde geçmişin yükü var. Ama sonuç itibariyle CHP’nin 1991’de devraldığı gelenek, 1989’da Kürt Raporu’nu hazırlamış bir gelenektir. O dönemde en etkin çözüm önerilerinde bulunan rapordur. Hiçbir siyasi partinin programında ‘asimilasyon’ sözcüğü geçmemişken CHP’nin programında Kürt sorununa atfen “asimilasyon politikalarına karşı” olduğuna ilişkin formülasyon vardır. Seçim bildirgesinde de bu meselenin ortaklaştırıcı bir dille çözümü açısından ana başlıklar yer alacaktır. Esas itibariyle biz sadece Kürt meselesi değil, diğer sorunların da demokrasi eksikliğinden kaynaklandığı düşüncesindeyiz. Bunun da nihai çözümü ancak yeni bir anayasa ile olur. ‘Yeni anayasada şu olmalı bu olmalı’dan daha öte CHP Türkiye’ye nasıl bir anayasa yapılacağı konusunda bir model önerecektir. Türkiye’deki tüm vatandaşların katılımını sağlayan yeni bir anayasa yapılması konusundaki iradesini yansıtacaktır.

* Siz, Kürt sorununun çözümü için hep anayasal değişikliklere ihtiyaç olduğunu dile getirdiniz. Ama CHP’den bugüne kadar sorunun çözümünde bir anayasal değişiklikten söz edilmedi.
CHP’de yeni bir anayasa gerekliliği Genel Başkan tarafından dile getirilmiştir. Sonuçta Kürt meselesi değil yaşadığımız bir çok sorunun arkasında 12 Eylül Anayasası’nın olduğu kanısındayım. Yaşadığımız sorunlar aynı zamanda bir demokrasi meselesidir. Dolasıyla yeni anayasa katılımcı bir model ile yapılırsa yaşadığımız sorunların çözümüne yönelik adımlar da atılmış olur düşüncesindeyim.

* Ne kadar inandırıcı olabilirsiniz?
Elimizde sihirli değnek yok. Siyaset, bir vizyon, düşüncede kararlılık ve cesaret işidir. Sorunlarla yüzleşme iradesi ortaya koyma inancıdır. Bu kararlılığı göstereceğiz. Toplumun da bu kararlılığı gördükten sonra bunun dışında kalacağını sanmıyorum. Bir irade varsa ve bu irade kararlı aktörlerle ortaya konuluyorsa toplumun uzak durması için neden yok. Dediğimiz gibi elimizde bir sihirli değnek yok. Ama herkese ulaşma, düşüncelerimizi ortaklaştırıcı bir dille anlatma iradesi var.

* CHP bu konuda zaman zaman iktidar partisinden daha geriye düştü..
Gerçek anlamda demokratik açılıma ilişkin ortada ne var? Bu program ve süreç başlatıldığında AKP’nin elinde bir program olmadığını biliyoruz. AKP bu süreci başlattığı zaman, sivil toplum örgütlerinin, sorunun çözümü için ürettiklerinden bile haberi yoktu. Bunu İçişleri Bakanı bizzat dile getirmişti. Konuşuyorlar, ama ne yaptılar? Mevzuat anlamında yapılan ne var? Yapılmayanlar var. Türkiye’nin ifade özgürlüğü alanında nasıl bir duruma geldiğini biliyoruz. Her söz söyleyene soruşturmalar başlatılmıştır. Bu da 2005 yılında çıkarılan yeni TCK ile olmuştur. İfade özgürlüğü bakımından 2005’ten bu yana bir geriye gidiş vardır. Bunun sorumlusu da CHP değildir. Bu hükümet döneminde çıkarılan TCK ve TMK insanları konuşamaz hale getirmiştir. Başbakan’ın tahammülsüzlüğünü de son bir haftaki konuşmaları bile ne kadar net ortaya konuyor. Eğer gerçekten demokratikleşme iradesi varsa, temsilde adalet sorununu çözmek gerekir. Dünyanın neresinde böyle bir baraj vardır? Kürt meselesinin çözümünde de en önemli konulardan biri seçim barajıdır. CHP bu konuda tasarı vermiştir. Ama AKP bunu gündeme almamıştır. Siyasi Partiler Kanunu’ndaki yasaklar da başka bir konu.

‘Önerimiz bildirgede olacak’

Seçim barajı ile birlikte şu anda da gündemde olan ikinci kritik konu, “ana dil” sorunu. CHP bu konuda durduğu noktadan bir adım öteye geçecek mi?
Ana dil konusu bu tip sorunlar yaşayan ülkelerin gündemlerinde yer almıştır. Ama Türkiye’de meselenin bu noktaya gelmiş olması ana dilin yasaklanmış olmasıdır. Ana dil yasaklandığı için ayrıştırıcı bir politika ve ortam oluşmuştur. 80 öncesinde de sonrasında da çok örnek verilebilir. 1983’te çıkarılan ve 1991’e kadar yürürlükte kalan 2932 sayılı “Türkçe’den başka dillerde yapılacak yayınlar hakkında” yasa. Bu yasanın 2. maddesi akıllara zarar verecek nitelikteydi. Bu yasanın kaldırılmasına ilişkin önergeyi veren de dönemin SHP’sidir. Dolayısıyla CHP geleneksel olarak ana dil yasağına karşı çıkmıştır. Sorun ana dilin yasaklanmamasıdır. Resmi dil Türkçe’dir. Bu sorun da bugünkü gerginlik ortamında gergin biçimde tartışılması ile bana göre çözüme ulaştırılamaz. Bu konuda sivil toplumun önemli birikimi vardır ve uzlaşma ile sağduyu ile çözüm üretilebilir.

* Sizin çözüm öneriniz nedir?
Ancak uzlaşma ile olur. Bu sorun önümüzdeki dönemin en önemli ana sorunlarından birisidir. Çünkü dil meselesi bu tür sorunlar yaşayan bütün ülkelerde sorunların ana eksenini oluşturmuştur. Türkiye’de tartışılması bu biçimde olmamalıydı. Ama bunun tartışılmasından, konuşulmasından çekinmememiz lazım. Ancak hoşgörülü bir tartışma ortamı yaratarak bir uzlaşma zemini yakalanabilir.

* CHP’nin Kürt Raporu’nda “ana dil” ve diğer sorunlar daha ileri çözüm önerileri yer alacak mı?
Öncelikle, CHP’nin bir rapor hazırlama baskısı içinde olmasını doğru bulmamaktayım. Görüşlerimizi kamuoyuna anlatacağız, bütün iletim araçlarını kullanacağız. Seçim bildirgemizde ve diğer belgelerde Türkiye’nin sorunlarına ve bu sorunlara çözüm önerilerine yer vereceğiz. Bu sorun aynı zamanda insan hakları sorunudur. Türkiye’nin her yerinde insan hakları ihlallerine karşı oldum. Kim yapmışsa ve kime karşı yapılmışsa mağdurun kimliğini bir tarafa bırakarak yanında durduk. CHP de her türlü insan hakları ihlallerinin karşısında olacak.

* Yani seçimlere kadar raporun güncellenmesi beklenmesin mi?
Hayır bunu ifade etmek istemiyorum. CHP üzerinde bir baskı var bu rapor konusunda. Rapor konusu CHP’nin karar alma mekanizmalarından geçecek. Seçim öncesinde bununla ilgili hazırlıklarımız olacak. Türkiye’nin bütün meselelerine ilişkin 20’ye yakın rapor çıkacak. Ama şunun altını çizmek istiyorum, bir rapor baskısı altında kalmak istemiyoruz. Aynı baskı AKP’ye yapılıyor mu? Seçim bildirgemizde çözüm önerilerimize yer vereceğiz.

* Tüm bunlar ışığında CHP Kürt sorunun çözümünde 89 raporunda yer alan önerilerden daha ileriye gidecek mi?
20 yıllık zaman dilimi az bir süre değil. Bü süre içerisinde yeni ihtiyaçlar ve çok farklı gelişmeleri yaşadı Türkiye ve dünya. Bu ihtiyaçlar bir bütün olarak değerlendirilip rapor güncellenecek. Tabii ki bu güncelleme partinin karar alma süreçlerine uygun olarak yapılacak.

TANRIKULU KİMDİR?

1963, Diyarbakır doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 1985’ten bu yana serbest avukatlık yapıyor. “İşçi Sendikası Temsilciliğini’nin Güvencesi” adlı çalışması ile yüksek lisansını “Hukuk Devleti ve Etkin Başvuru Hakkı” adlı çalışması ile de kamu hukuku doktora eğitimini tamamladı. 1988-1989 yılları arasında İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nin kurucu yönetim kurulu üyeliğini yaptı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucularından ve 1998 yılından bu yana da Diyarbakır temsilciliğini yapıyor. Diyarbakır Barosu’nun 2002-2008 yılları arasında başkanlığını yaptı. 1997’de Robert F.Kennedy Vakfı İnsan Hakları Merkezi’nin verdiği ödüle layık görüldü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru için “El Kitabı” yazdı. 1 Aralık’ta CHP’ye üye olan, 18 Aralık’taki 15.olağanüstü kurultayda Parti Meclisi’ne seçilen Tanrıkulu, geçen hafta sonu da İnsan Hakları’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Tanrıkulu evli ve 3 çocuk babası.



ETİKETLER

haber