Gündem

Koronavirüsten hayatını kaybeden Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu’nun oğlu Onur: Hepimizle veda eder gibi konuşuyordu

16 Haziran 2020 08:14

Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden ilk sağlıkçı. Cemil hoca, Türkiye’de Covid 19’u ilk teşhis eden kişi de aynı zamanda. Oğlu Onur Taşçıoğlu, babasının hastalığı öğrenmesiyle ilgili tepkisini “Yoğun bakımdayken bunun sonu yok dedi bana. Hepimizle veda eder gibi konuşuyordu” sözleriyle açıklıyor.

Cumhuriyet'ten İpek Özbey ve Mustafa Erdemol'a konuşan Onur, babasının, kendi kuşağının bir çok doktoru gibi hastalarını mutlaka eliyle muayene ettiğini belirtiyor. Bunda o kadar ustalaşmış ki Cemil hoca, elle muayene sonucu ne tahmin ettiyse hastanın yapılan tahlillerinde de benzeri sonuç çıkarmış. Bu nedenle “hastalarından geçtiğinden eminiz” diyor. Hastalığa yakalanmadan on gün önce kontrol ettiği bir hastasında Covid 19 olabileceğinden kuşkulanmış hoca. O zaman henüz bu kadar yaygın değil virüs. Daha sonra söz konusu hastanın gerçekten de Covid-19’lu olduğu anlaşılıyor.

Sitokin fırtınası

Onur, “Hastalığın en kötü özelliği şu; bağışıklık sistemi virüsle savaşmak için yoğun olarak devreye giriyor, savaşıyor. Tüm sistemi korumak amacıyla da bütün organlara saldırıyor”. Yani, bağışıklık sisteminin güçlü olması da soruna dönüşebilir, adı da var bu durumun Sitokin Fırtınası deniyor. Hoca biraz iyileşme belirtileri gösterdiğinde entübeden çıkacak sevincini yaşarken aile, doktorların “bugün de entübede kalsın, yarın çıkaralım” önerisiyle karşılaşıyor. Virüs yeniden yayılmış çünkü, nedeni de işte bu Sitokin Fırtınası. Son aşama artık. Virüs damar yollarını tahrip ediyor, kanda kirlilik artıyor, temiz kan veriliyor ama artık çok geç maalesef. Hocaların hocası, öğrencilerinin sevgilisi, bilim camiasının seçkin bireyi, tanımını ilk kez kendisinin yaptığı Covid-19 yüzünden aramızdan ayrılıyor.

"Veda eder gibi konuşuyordu"

“Ne düşündü hastalığını öğrendiğinde Cemil hoca?” sorusunda, Onur “Yoğun bakımdayken bunun sonu yok dedi bana. Hepimizle veda eder gibi konuşuyordu” cevabını verdi. “Henüz bilinmeyen bir hastalık olduğu için Çapa Tıp’ta dahiliyeden kalbe hangi alanın uzmanı varsa onlardan bir bilim kurulu oluşturuldu. Haftanın üç günü toplanıp, o sırada hangi ilaçlara devam edilmesi gerektiğine karar veriyorlar. Babamın isteği üzerine her türlü ilacı kullanıyorlar” diye anlatıyor Onur.

Onur’un deyimiyle “dört koldan” kurtarılmaya çalışılıyor Cemil hoca. Çin’den gelen bir ilaç var, ona ihtiyaç duyuluyor. Sınırlar kapalı. Cumhurbaşkanı, Sağlık Bakanı, İstanbul Valisi devreye girerek getirtiliyor ilaç. Hem Cemil hoca için hem de Türkiye’nin çeşitli yerlerine gönderilmek amacıyla. “Zamanında geldi ilaç” diyor Onur. Yoğun bakımda işe yarıyormuş, şu an hastaların çoğunun kullandığı, iyileştirmede etkili olan bu ilaç da belki de hocanın sayesinde Türkiye’ye erken getirtilebildi.

Araştırmada, incelemede çok dikkatli olan Cemil hocanın ameliyatsız iyileştirdiği çok sayıda hastası var. Teşhis konamayan ya da yanlış tanı konan hastaları iyileştirdiği biliniyor. Sadece kitaba bakarak teşhis koyan bir doktor da değildi. Hastalarıyla empati kuran, tedavi sürecinde onları anlamaya çalışan, anlayan bir doktordu. Hastalarının hobilerini, hangi rengi sevdiklerini bile öğrenen, onların güvenini kazanan, bunu tedavinin bir parçası olarak gören biri oluşu anlatılıyor hala. Hiç susmayan telefonunu yanıtsız bıraktığı görülmemişti. O nedenle “herkes iyi doktor, iyi insan olabilir. Bambaşka yetenekleri olabilir. Amam babamda iyi doktorluk da iyi insanlık da yetenek sahibi olmak da aynı anda mevcuttu” demekte haklı Onur Taşçıoğlu.

"Sarılmayı unutturan salgın olarak hatırlanmayı hak ediyor"

Ölümüyle hem tıp çevrelerinde hem de tüm Türkiye’de büyük üzüntü yaratan bu muhteşem bilim adamı için ülkedeki tüm hastanelerde saygı duruşu yapıldı öldüğü gün olan 1 Nisan’da. Oğlu Onur Taşçıoğlu bunun sürdürülmesini, her yıl yapılmasını istiyor. Bu amaçla Türk Tabipler Birliği ile görüşme halinde. “Ama sadece babam için değil. Kaybettiğimiz tüm sağlık emekçilerini andığımız, saygımızı sunduğumuz bir gün olsun istiyorum. Çünkü, bu salgını atlatsak bile yıllar sonra 2020’de Covid-19 diye bir şey vardı densin istiyorum. Kucaklaşmayı, sarılmayı bize unutturan bir salgın olarak hatırlanmayı hak ediyor çünkü. Neleri, hangi alışkanlıklarımızı kaybettiğimiz ileride de bugün aracılığıyla hatırlansın istiyorum” diyor.