Sağlık

Kızlar ‘cici’ yetiştirildikçe cinsel sorunlar bitmez!

Cinselliği ayıp, günah olarak algılayan kadınlarda sıklıkla uyarılma bozukluğu görülüyor. Sorunun kaynağı, yetiştirilme tarzı.

27 Ağustos 2008 03:00

Cinselliği ayıp, günah olarak algılayan kadınlarda sıklıkla uyarılma bozukluğu görülüyor. Sorunun kaynağı, yetiştirilme tarzı.

Erkek çocuğuna, ‘Oğlum komşulara pipini göster’, kızlara ise ‘eteğini toplayarak otur’ denir. Bu düşünceyi ifade eden başka söylemlerle erkeğe ‘erkek’, kız çocuğuna ise ‘kız’ olduğu öğretilir. Böylece erkek, kızları bir cinsel nesne olarak görmeye başlar. Kızlar için ise durum daha vahimdir. Kız kısmı kendini korumalıdır, çünkü etrafı onu av gibi görecektir. Bu yetiştirilme tarzının sonucu ise kaçınılmaz olarak cinsel sorunlardır.

CETAD Genel Sekreteri ve İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Şahin, yaptıkları bir araştırmada erkeklerin cinsel bilgileri daha çok akranlarından ve arkadaşlarından, kadınların ise eşlerinden öğrendiğini gösterdiğini belirterek, “Kadınlara aileleri tarafından aktarılan bilgiler, kızlık zarının kutsallığı ve korunmasının ehemmiyeti, cinsel ilişkinin acı verici olduğu ve evlenene kadar erkeklere dikkat edilmesi yönündedir” diyor.

Kadında uyarılma bozukluğu nedir?

Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, sevişme sırasında cinsel organda yeterli ıslanma ve kabarma tepkisinin oluşmaması ya da cinsel etkinlik bitene kadar devam etmemesidir. Çoğunlukla uyarılmaya bağlı zevk duygusu da hissedilemez ve ayrıca göğüslerde dikleşme ve büyüme gibi tepkiler de oluşmaz.
Cinsel istek ve orgazm sorunları ile birlikte görülmesine sık rastlanır. Kadında uyarılma bozukluğu, erkekteki sertleşme bozukluğunun karşılığıdır.

Ne sıklıkta görülür?

2003 yılında Richters’in yaşları 16-59 arasında değişen 9 bin 134 kadın üzerinde yaptığı bir araştırmada, cinsel uyarılma bozukluğu yaşayan kadınların, cinsel işlev bozukluğu yaşayan kadınların yüzde 23.9’unu oluşturduğu bulunmuştur.

En çok uyarılma bozukluğu yaşayan kadınların 50-59 yaşları arasında olduğu belirtilmiştir. Aynı yıl Bancroft’un yaşları 20-65 arasında değişen 987 kadının katıldığı bir diğer araştırmada da uyarılma problemi yaşayan kadınların oranı yüzde 31.2 bulundu. Uyarılma bozukluğu 30’lu yaşlardan sonra daha sık görülüyor.

Fizyolojik veya tıbbi nedenlere bağlı gelişebiliyor mu?

Östrojen düzeyinin düşmesine bağlı gelişen ‘atrofik vajinit’, şeker hastalığı gibi hastalıklar ya da tansiyon, allerji ilaçları uyarılma bozukluğu yapabilirler. Ayrıca psikiyatrik rahatsızlıklarda kullanılan bazı ilaçlar da uyarılma güçlüğüne neden olabiliyor. Ancak uyarılma bozukluğu vakalarının büyük bölümünde neden psikolojiktir.

Hangi kadınlarda daha fazla gelişiyor?

Uyarılma bozukluğu olan kadınlarda, diğer cinsel işlev bozukluğu gösteren kadınlardaki gibi geleneksel, kısıtlayıcı yetiştirilme koşulları ve cinsellikle ilgili suçluluk duyguları, ayıp, günah gibi düşünceler öncelikle rol oynar. Aslında uyarılma ve orgazm bozukluğu gösteren kadınlar birbirlerine benzer. Bu kadınların yetiştirilme koşulları ve bu süreçte cinsellikle ilgili öğrendikleri tutum ve davranışlar şöyle özetlenebilir:

Cinsellik konusunda doğru düzgün bir bilgiye sahip değillerdir. Derneğimizin 2007 yılında yaptığı bir araştırma erkeklerin cinsel bilgileri daha çok akranlarından ve arkadaşlarından, kadınların ise eşlerinden öğrendiğini gösteriyor.

Kadınlara aileleri tarafından aktarılan bilgiler, kızlık zarının kutsallığı ve korunmasının ehemmiyeti, cinsel ilişkinin acı verici olduğu ve evlenene kadar erkeklere dikkat edilmesi yönündedir.

‘Kız doğdu’ sessizliği

Bir kız çocuğu dünyaya geliyor, ailelerin büyük bölümünde en azından hafif bir hayal kırıklığı, burukluk, “Kız doğdu” sessizliği yaşanıyor. Çocuk büyümeye başladığında uslu, annesine yardım edecek biri olarak yetiştirilmeye çalışılır. Evin erkeklerine hizmet etmeye, babasının terliklerini getirmeye, abisine su vermeye yöneltiliyor. Büyüdükçe bunlara bulaşık, yemek yapma, sofra kurma, ütü, temizlik vb. ilave oluyor.

Cennet annelerin ayağının altındadır, ama kadın ve erkek rollerinin ayrı olduğu, kadınların erkeklere hizmet etmesi gerektiğini öğreniyor. Ayrıca, hareketlerine dikkat etmesi, cinsel kimliğini saklaması gerektiği öğretilir; öyle erkekler gibi sere serpe oturamaz, yüksek sesle konuşamaz, gülemez, rahat olması hoş karşılanmaz.

Ergenliğe doğru bazı anneler adetle ilgili bilgi verse de birçok anne çocuğuna doğru düzgün bir şey anlatmaz. Etraftan, arkadaşlardan bir - iki bir şey duymuşlardır.
Çoğu kız için ilk âdet, yeterince bilgilendirilmeden ve destek almadan travmatize oldukları bir deneyim olur.

O zamana kadar cinsellikle ilgili her türlü soru ve merakını hoş karşılamayan çevre, birden çocuğa ‘Bundan sonra’ diye başlayan bir dizi kural getirir. Artık erkeklerle ilişkilerinde daha uyanık olmalıdır. Artık kandırılıp yararlanılmak istenen bir ava dönüştüğü kavratılır. Artık oğlanlarla gezmemesi, mesela o zamana kadar oynadıkları sınıf arkadaşları ya da komşu çocuklara karşı daha temkinli olması gerekmektedir.

Göğüsleri büyümeye vücudu şekillenmeye başladığında kız kendisini daha da bir hedef olarak görmeye başlar, göğüslerini saklamak, onu ilgi ve bakışlardan uzak tutmak zorunda hisseder. Kadınlarımızın önemli bir bölümünün kamburlaşması bundandır. Kendi bedenini günahı davet eden bir şey olarak görmeye başlar.

Oğlanlar da bu dönemde kendilerine öğretildiği gibi kızları sadece cinsel bir nesne olarak görmeye başladıkları için, kızın kendisine öğretilen şeyleri pekiştiren deneyimleri olur. Komşu amcalar, esnaflar, ya da mahalledeki oğlanlar kendisine bir şey yapmak istediklerine dair imalar, davranışlar, dokunuşlar ya da tacizlerde bulunurlar. Artık otobüslerde, yollarda av peşinde koşan erkeklerin hedefi haline gelmiştir.

Biraz daha büyüyüp cinsel arzuları uyandığında çevresinin de kendi kendisinin de yaptığı baskı artar. Bu baskılar, cinsel ilişkinin ne kadar acı ve ızdırap verici olduğu gibi bilgilerle pekiştirilir. Cinselliği, cinsel hazzı ve bedenini tanıması için mastürbasyon gibi bir seçeneği vardır ama kullanmaz.

İlk cinsel deneyim hep sıkıntı

Evlendiğinde cinsellikle ilgili deneyime dayalı bir bilgisi yoktur, kulaktan dolma duyduğu şeylerin çoğu korkutucudur. Bir şeyler öğreneceği tek kişi eşidir ancak o da fazla bir şey bilmez. İlk cinsel deneyim, korku ve sıkıntı içinde yapılsa da bir şey anlamaz, bir kısmında ise korku ve endişeler cinsel birleşmeye izin vermez. Sonunda çeşitli yollarla cinsel ilişki kurmayı başarsalar bile birçok çift yeterli ölçüde sevişmez, cinsel birleşmeden sonra da kadının orgazm olması için gerekli süreden önce eşi boşalır.

Erkek tedaviye gitmeyi kendisine yakıştırmaz, yeterli uyarılma ve orgazm olmaksızın süren cinsel yaşam, kadının uyarılmasını daha da bozar, sonunda isteksizlik de eklenir. Kadın artık, eşinin cinsel taleplerinin sonunun gelmesini beklemeye başlar. Kendisini çocuklarına verir, başka şeylerle ilgilenir. Kızları olursa onları da aynı şekilde yetiştirir ve onlara temel olarak şunları öğretir:

‘Cinsellik erkekler içindir’

Erkekler her zaman cinsel ilişki isterler.
Erkekler her an cinsel ilişkiye hazırdırlar.
Cinsel ilişki sorumluluğunu üstlenmek ve yönetmek erkeğin görevidir.
l Mastürbasyon kızlık zarına zarar verebilir.
Erkekler yalnız cinsel birleşme ve orgazmla ilgilidir, duygusallık ve haz alma kadınlarda görülür.
Birleşme için en doğal pozisyon erkeğin üstte olduğu pozisyondur.
Cinsellik erkekler içindir ve kadın evliliği için buna katlanmak zorundadır. Ama evlenene kadar da bir şey yapmaması gerekmektedir.
Sonuç: Cinsel sorunlar...

Kadınların yüzde 30-60’ı yaşamları boyunca en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşar. Cinsel istek bozukluğu ve uyarılma bozuklukları en sık görülen cinsel işlev bozukluklarıdır. (Her 3 kadından 1’inde). 50 yaşından sonra cinsel yaşamlarını noktalayan kadınlar oldukça fazladır. 60 yaşın üzerindeki kadınların yüzde 60-80’i cinsel işlev bozukluğu yaşarlar.

*****
‘Erkeğe cinsel baskı yapılmaz’

Erkek cinsel rolü nasıl şekilleniyor?

Doğduğunda bayram edilir. Anne eşine ve çevreye karşı bir erkek çocuk doğurduğu için gururludur. Baba da gururludur: Çünkü erkek adamın erkek çocuğu olur.
Büyürken üstüne düşülür. Hizmet edilir, iş yaptırılmaz, hizmet beklemeye alışır.
O erkektir: Erkekliği her zaman vurgulanır. Erkek adamın neler yapması gerektiğini öğrenir. Aktif ve bağımsız olması, girişimci olması konusunda özendirilir.

Kızlar gibi ağlamaz, duygularını belli etmez, başarı ve rekabete yöneltilir.
Ergenlikte cinsel ilgileri üzerinde baskı uygulanmaz. Mastürbasyon yapmaları aşırıya kaçmamak koşuluyla hoş görülür. Bu dönemde oğlanlar kızları nasıl cinsel nesne olarak kullanabilecekleri üzerine kafa yorar ve genellikle birbirlerine gerçek olmayan hikâyeler anlatırlar. Oğlanlar kızları ikiye ayırmayı öğrenir: Cinsel arzularının nesnesi olabilecek, saygı duyulmayacaklar; cinsellikten uzak, saygı duyulacak kızlar.

‘El değmemiş kız’ seçerler

Evlendiklerinde de eşlerini fazla önemsememeleri, romantik olmamaları gerekir.
İlk cinsel deneyimleri genellikle paralı bir ilişki olur. Rahat edemedikleri, çekinerek gittikleri ve fazla bir şey anlamadıkları bu ilişkileri büyük maceralar olarak anlatırlar.
Başka kızlarla flört etme olanakları olsa da, sonunda uygun, ahlaklı ve el değmemiş güvenilir, bir kız bulur evlenirler.

Korkan, cinsel olarak rahat olmayan eşi karşısında ne yapacağını bilemez, el yordamı ile bir şeyler yapmaya çalışır. Bir şekilde cinsel birleşme sağlandıktan sonra da eşini cinsel olarak nasıl uyarabileceği üzerinde fazla kafa yormaz

Oğlu olursa ona da şunları öğretir:
Erkek üstündür, kadınlara arkadaş, dost olarak değil, hizmetlerini görecek biri olarak bakmak ve fazla yüz vermemek gerekir
Sonuç: Sevişme süresi birkaç dakika ile sınırlıdır. 3’te biri erken boşalır. Eşlerine yardım etmezler. Hediye almazlar...

*****
Babaya çocuksu ilgi sorunun kaynağı

Kadın, ne zaman eşiyle sevişse aklına babası geliyordu. Sorunu, eşine sevgi, hayranlık ve şefkat hissetmesine karşın cinsel arzu duymamasıydı

Kadın, 28 yaşındaydı. Medya sektöründe çalışıyordu. Eşi 38 yaşında ve kendisiyle aynı sektördeydi. Çocukları yoktu. Kadının yakınması: Sevişme sırasında, sevişmeye istekle başlasa da uyarılamıyor, ıslanması olmuyor ya da sevişmenin başında hafif bir uyarılma olsa da sürdüremiyordu.

Şikâyetleri evlenmelerinden kısa bir süre sonra başlamış, bir süre sonra sevişme isteği de azalmıştı. Sevişirken bazen babası aklına geliyor, şimdi bunları yaparken kendisini görse ne der diye düşünüyordu. Sevişme isteğinin azalmasına karşın, cinsel isteği korunmuştu, yani cinsellikle ilgili hayaller kuruyor, çeşitli fanteziler gün içinde aklına geliyordu.

Kızına düşkün baba

Kadın, iki kız kardeşin büyüğü idi, baba işçi emeklisi, annesi ev kadınıydı. Baba geleneklere bağlı, kuralcı, etrafta dürüst ve saygı gören biriydi. Çocuklarıyla ilişkisi mesafeli ama soğuk değildi. Kadın, babasının kendisine daha düşkün olduğunu, evlenirken çok üzüldüğünü söylüyordu. Annesi çocuklarına düşkün ama titiz ve müdahaleci biriydi.

Kadın eşi, üç kardeşin en küçüğüydü. Kendisinden büyük bir ağabeyi ve bir ablası vardı. Babası da annesi de lise mezunu devlet memurlarıydı.

Kadın, geleneksel ve cinsellik açısından kısıtlayıcı bir ortamda büyümüş, üniversite son sınıfına kadar da erkek arkadaşı olmamıştı. Lisede ve üniversitede kendisiyle ilgilenen erkekler olmuş, ancak babası duyarsa rahatsız olur diye, arkadaşlıktan kaçınmıştı. İlk erkek arkadaşı son sınıfta staj için gittiği gazetede çalışan, şimdiki eşiydi. Eşinin kendisiyle ilgilenmesini başta fark etmemiş ve ona yardımcı olan bir ‘abi’ gibi görmüştü. Eşi kendisinden hoşlandığını söylediğinde de şaşırmış, ısrarları karşısında çıkmaya başlamışlar ama kafasında bir tereddüt hep sürmüştü. Çıkmaya başladıktan üç sene sonra evlenmişlerdi.

Eşine saygı duyduğunu, insan olarak beğendiğini, fizik olarak da yakışıklı bulduğunu ama sanki daha çok aileden biri gibi gördüğünü söylüyordu. Şimdi de cinsel sorunu olmasına rağmen birbirlerini çok sevdiklerini, ayrılmayı düşünmediğini söylüyordu.

Sorun, kadının eşine şefkat, sevgi ve hayranlık hissetmesine karşın cinsel arzu duymamasıydı. Birçok olasılık arasında daha muhtemel olan iki olasılık söz konusu olabilirdi: Birincisi kadın, eşini ebeveyn gibi gördüğü için cinsel arzularını bastırıyordu. İkinci ihtimal eşine aslında cinsel bir arzu duymamasıydı.

Çift, sorunlarını çözmek için doktora başvurdu. Çifte, önce cinsel birleşme yasağı kondu ve sadece kendilerine verilen ödevlerin çerçevesinde bir cinsel aktivite sürdürmeleri, çizilen çerçevenin dışına çıkmamaları söylendi. Her hafta doktorlarını ziyaret eden çift, verilen ödevleri yerine getiriyordu. Bu ödevler, cinsel sözcük ve cümle kurma, sevişirken konuşma, şefkatli dokunuşlar şeklindeydi. Tedavinin dördüncü haftasına gelindiğinde kadın, sevgi, şefkat hissettiği nesne ile cinsel nesneyi (fantezilerinde daha kaba saba, ve saygı duymadığı, tanımadığı yabacıları düşünüyordu) bir birinden ayrı tutuyordu. Tedaviye başlamadan önceki zamana ve daha önceki haftalara kıyasla daha rahat geçmiş ve uyarılabilmişti ancak konsantrasyonunu sürdüremiyordu. Uyarılma şiddeti arttığında ya babası aklına geliyor ya da yabancı, kaba saba adamlarla seviştiğini kurmaya başlıyordu.

Cinselliği ‘pis’ ve ‘kirli’ görme

Doktor, kadın ve eşiyle çift görüşmelere ek olarak ayrı ayrı seanslar yaptı. Kadının babasıyla ilişkisi, kendisini cinsel bir eylem içindeyken babasının bunu nasıl algılayacağına ilişkin düşünceleri ve kendi hayallerindeki cinsel nesne ile eşi arasındaki farklılıklar konuşuldu.

Yabancı ve kendisine kaba davranan erkeklerle cinsel birliktelikten rahatsız olmuyor, çünkü onlara saygı duymuyordu. Cinselliği de pis ve kirli bir şey olarak görüyordu, sevdiği, saygı duyduğu ve kendi ailesinden biri olarak gördüğü eşiyle bu “kirli” şeyleri yapamıyordu. Kadın, çocukluktan ergenliğe geçerken, göğüslerinin büyümesi ve adet görmeye başlamasıyla, babasının cici kızı olmaktan çıkacağını, babasının artık kendisini saf kızı olarak sevmeyeceğine ilişkin endişeleri olmuştu. Şimdi de aynı şekilde kendisini cinsel hazza bırakıp, pis şeyler istediğinde eşinin saygısını yitireceğinden korkuyordu.

Erkeğin anlayışlı olması da sorun

Erkek, eşine karşı hep çok anlayışlı, kibar ve kollayıcı olmuş, onun endişelerine ve kaçınmalarına saygı göstermişti. Eşinin cinsel yanıtsızlığını da anlayışla karşılıyor ve ancak eşinin izin verdiği ya da rahatsız olmayacağı sınırlarda davranıyordu. Sevişmeleri doğrudan başlatmıyor, dolaylı yollarla veya kibarlaştırılmış hatta çocuklaştırılmış sözcükler kullanıyordu.

Görüşmeler ışığında erkeğin daha çok cinsel bir nesne gibi davranmasına yönelik ödevler verildi. Gün içinde bir birlerine erotik mesajlar yollamaları, cinsellikten daha ‘kirli’ bir dille söz etmeleri, sevişirken de aynı dili kullanmaları, erkeğin özellikle eşine göre değil ama eskisine göre daha aktif olacağı ve inisiyatif kullanacağı ödevler verildi. Bu ödevlerde kadın daha ‘terbiyesizce’ davranabilmiş, arzu ettiği şeyleri söyleyebilmişti. Erkek de oto sansürü gevşetebilmişti.

Çiftin cinsel iletişimi artıp, kadında sevgi nesnesi ile cinsel nesne kavramı somutlaştıkça, uyarılma sorunu giderek azaldı. Hem daha şiddetle uyarılabiliyor hem de uyarılmayı sürdürebiliyordu. Çift tedaviye başladıktan sonraki 11. haftada herhangi bir cinsel sorunları olmaksızın, doyumlu bir cinsel yaşama kavuşmuştu. Ancak kadınının, babasını ve eşini algılayışı, bunların cinsel yaşamına etkileri değişmiş olsa bile bu durum geçici olabilirdi. Kadın fark etmeden eşini yeniden babası gibi davranmaya itebilirdi. Eşi de kişilik yapısı itibariyle onun babası gibi davranmaya müsaitti. Dolayısıyla cinsel sorunları düzelmiş olsa bile, uzun süreli bireysel terapiye yönlendirildiler.

(Radikal)

ETİKETLER

haber