Kültür-Sanat

Kazı için gelip "Türkleşenler"

Arkeoloji aşkına gelip bir daha geri dönemeyen yabancı arkeologlar Türkiye’de “Türk” gibi yaşamayı anlattılar.

05 Ağustos 2008 03:00

Türkiye'de uzun yıllardır kazı yapan yabancı arkeologlardan bazıları, yaşam biçimini de
büyük ölçüde benimsedikleri Anadolu'da artık ''Türkleştiklerini'' düşünüyor.

Aydın'ın Karacasu ilçesine bağlı Geyde beldesi sınırlarında yer alan Afrodisias Antik Kentinin Kazı Başkanı İskoç Prof. Dr. Roland Smith, ''her sene kazı mevsiminin başlangıcında bir kurban kesiyoruz'' dedi. Türkiye'ye ilk defa 1983 yılında öğrenciyken geldiğini, öğrenciliğinin ardından New York Üniversitesinin öğretim üyesi olarak Afrodisias kazılarında görev aldığını anlatan Smith, dönemin Kazı Başkanı Kenan Erim'in 1990 yılında vefat etmesinin ardından 1991 yılında
kazı başkanı olduğunu söyledi.
Türkiye'ye ilk geldiği günden bu yana kendisinde birçok değişikliğin olduğunu vurgulayan Smith, modern bir şehirden kır yaşamına geçiş ve özellikle Türk işçilerle olan ilişkilerin, kendisine modern yaşamda kaybettiği bazı değerleri tekrar kazandırdığını belirtti.

Bu ülkenin her yeri tarih kokuyor

Mersin'in Mut ilçesine bağlı Kışla köyündeki 15. Yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edildiği tahmin edilen kilisenin bulunduğu Kilise Tepe'deki kazı çalışmalarına başkanlık yapan Cambridge Üniversitesinden Yakın Doğu Arkeoloji Profesörü 68 yaşındaki İngiliz Nicholas Posgate, Türkiye'ye ilk geldiğinde 15 yaşında olduğunu, İngiltere'ye döndükten bir süre sonra arkeoloji eğitimi almaya başladığını ifade etti.
Posgate, arkeoloji eğitimi alırken hayran kaldığı Türkiye'de kazı çalışması yapma hayalleri kurduğunu belirterek, ''mezun olduktan sonra ülkemde bazı çalışmalarda görev aldım. Bir süre sonra yeniden Kayseri'ye gelerek Kültepe Tahsin Öz kazılarına başkanlık yapma şansım oldu'' dedi. Posgate, şöyle devam etti:
''1994 yılında geldiğim Kayseri'de 4 yıl çalıştıktan sonra, Mersin'in Mut ilçesindeki çalışmaları duydum ve burada devam ettim. 1994'ten beri her yıl 2 ay Türkiye'de kalıp araştırmalarımı yapıyorum ve ardından ülkeme dönüyorum. Türkiye'de olmaktan çok mutluyum. Çünkü bu ülkenin her yeri tarih kokuyor.''

Hünkar beğendi, imam bayıldı ve zeytinyağlılar

Amerikalı Prof. Dr. Nicholas Dunlop, 1979 yılından bu yana Manisa'nın Salihli ilçesi yakınındaki Sart antik kentinde çalışmalarda bulunuyor. Prof. Dr. Dunlop, 29 yıldır sürdürdüğü kazı çalışmaları sayesinde Türklerle yakın ilişki içinde olduğunu, özellikle Türk yemeklerini çok
sevdiğini ve çok lezzetli bulduğunu belirtti.
Nicholas Dunlop, şunları söyledi:
''Hünkar Beğendi, İmam Bayıldı gibi yemekleri, özellikle zeytinyağlı yemekleri çok seviyorum. Ayrıca pirzolayı, Türk mezelerini lezzetli buluyorum. Türkiye'de kalmak tüm yaşantımı değiştirdi. Sart'ta görev yapmaya başladığım günden bu yana çok değişik insanlar tanıdım, dostlarım oldu. Türkiye'yi ve Türkleri çok seviyorum. Kazıdan arta kalan zamanlarımı dağlarda dolaşarak, diğer antik kent kazı yerlerini dolaşarak değerlendiriyorum. Efes, Bergama ve İzmir'e giderek arkeolojik kazı yerlerini geziyorum. En çok sevdiğim şey Türkiye'de gezmek.''

Türk yemekleri ile adet ve geleneklerini de öğreniyorlar

Hatay'da, Geç Hitit dönemi ile Demir Çağında başkentlik yapan Tell Tayinat ve Aççana Höyüğü'nde yapılan kazı çalışmalarında ABD, Kanada ve İtalya'dan olmak üzere çok sayıda yabancı arkeolog görev alıyor. Tell Tayinat Höyüğü'ndeki kazı çalışmasının başkanı Kanada Toronto Üniversitesinden Prof. Dr. Timothy Harrison, Antakya-Reyhanlı karayolu üzerinde bulunan höyükte 6 yıldır araştırma yaptıklarını söyledi.

Hitit dönemine ait tarihi gün ışığına çıkarırken geçmişi geleceğe taşımak adına önemli iş yaptıklarını belirten Harrison, aynı zamanda bu sürede Türkiye'nin ve yörenin farklı adet ve gelenekleri öğrendiklerini ifade etti.

Meyve ağırlıklı menü

Harrison, Türk yemeklerinin çok güzel olduğunu, ancak sıcak altında çalıştıkları için dikkatli davrandıklarını söyledi. Antakya mutfağında yer alan yemeklerin başka bir yerde olmadığını
belirten Harrison, ''gün boyu sıcak alanda çalıştığımızdan, rahatsız olmamak için bu güzelim yemeklerden mahrum kalabiliyoruz. Baharatlı, salçalı yemekler yerine daha hafif sebze yemeklerini tercih etmek zorunda kalıyoruz. Çok da su kaybı nedeniyle meyve ağırlıklı bir menümüz oluyor'' diye konuştu.

Aççana Höyüğü'nde kazı çalışmasına katılan ABD'li Adam Green de, ilk kez Türkiye'ye geldiğini belirtti. Antakya'daki köy düğünlerine katıldığını ve çok hoşuna gittiğini ifade eden Green, ''ABD'den çok farklı bir yer, herkes birbiriyle çok samimi. Özellikle düğünlerde yapılan yemekler ve gelenekler bana çok farklı geldi ve hoşuma gitti. Türkiye'de kazı alanının dışında da sürekli bir sosyal ilişki var. Burada Türkçe 'tamam, hoş geldin, güle güle' demenin yanı sıra Türk arkadaşların isimlerini de öğrendim. Bu bile benim için farklı bir kazanç'' dedi.
Green, Türk yemeklerine bayıldığını, yörede çok yetişen patlıcanla yapılan yemekleri tercih ettiğini kaydetti. Daha önce üniversitenin düzenlediği gezilerle İstanbul, Ankara, Bodrum
ve Kapadokya'ya geldiğini ve çok beğendiği belirten ABD'li Lily Cadwell de, Antakya'nın tarihi açıdan çok güzel bir yer olduğunu, izin günlerinde çevreyi gezdiğini söyledi.
Cadwell, kazıda çalışan Türklerin kendine çok yakın ve sıcak
davrandığını, Türk yemeklerinin ilk günlerde ağır geldiğini, ancak daha sonra alıştığını, en çok sulu köfte ve ızgara köfteyi sevdiğini sözlerini ekledi.

Türkleşiyoruz

Pisidia bölgesinin Roma İmparatorluk döneminde en önemli şehri olarak kabul edilen ve 1,5 kilometrelik alanı kaplayan Burdur'un Ağlasun ilçesindeki Sagalassos antik kenti, ağırladığı binlerce turistin yanı sıra yabancı kazı ekibiyle, yöre halkını bir araya getirerek medeniyetleri buluşturma özelliğini sürdürüyor.

Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında 1989 yılında ilk modern ve bilimsel kazıların başladığı Sagalassos antik kentinde yabancı uzmanların çalışmaları 19 yıldır devam ediyor.

Türkiye'de yaşadıkları günlerini özetleyen Belçika Leuven Katolik Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi ve Sagalassos Kazısı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Jeroen Poblome, antik kentteki kazılara 1991 yılında katıldığını, o tarihten bu yana da her yıl Ağlasun'nda iki ay kadar kaldığını anlattı.

Türkiye'yi ve Türkleri doğal, sevgi dolu ve misafirperver olmaları dolayısıyla çok sevdiklerini belirten Poblome, Sagalassos'ta işçi olarak çalışan yöre halkıyla da aynı ortamı paylaşmaktan mutluluk duyduklarını
söyledi.

Düğünlere ve kahvehanelere gidiyorlar

Türk yemek kültüründe yabancılar tarafından daha çok bilinen kebabın aksine, kendisinin menemeni ve çoban salatasını sevdiğini dile getiren Poblome, kazı ekibindeki arkadaşlarıyla ilçedeki düğünlere ve kahvehanelere de gittiklerini belirtti.

Poblome, yöre geleneklerini sergileyen düğünlerde Türk kültürünü tanıma şansını da bulduklarını ifade ederek, kendisi ve kazı ekibindeki arkadaşlarının düğünlerde oynadıklarını da söyledi.
Türkiye'de olmayı, Türklerle kaynaşmayı çok sevdiğini anlatan Belçikalı arkeolog, ''Türk kahvelerine gidip çay içiyoruz, gülüp şakalaşıyoruz. Belçika'ya döndüğümüzde bazen Türkçe kelimeler sarf ediyoruz, arkadaşlarımız, anlamadığı için şaşkınlıkla bakıyorlar. Türk kültürü
hoşumuza gidiyor. Ağlasun'a geldiğimiz zaman ortamdan olsa gerek, Türkleşiyoruz. Bu durum bizi bahtiyar ediyor. Sagalassos'taki hayat ortamından Belçikalı ve diğer yabancılar olarak her şekliyle memnunuz.''

ETİKETLER

haber