Gündem

Karar yazarı Taşgetiren: Yargının siyaseten ya da çıkar ilişkileri ile araçsallaştırılması olayı, bu defa Gülşen’i kahramanlaştırmanın aracına dönüştü

"4 ay önce söylenmiş bir sözü saklayıp bugün servis eden irade her kime aitse, Türkiye’nin ateşini yükseltecek kodları, ya da toplum ilişkilerini ateşe atacak fitili iyi biliyor ve zaman ayarlı bombayı ateşliyor"

28 Ağustos 2022 09:54

Karar yazarı Ahmet Taşgetiren, "Yargının siyaseten ya da çıkar ilişkileri ile araçsallaştırılması olayı, bu defa Gülşen’i kahramanlaştırmanın aracına dönüştü" düşüncesini dile getirdi.

Taşgetiren yazısında, "İmam Hatiplerle ilgili sözlerine sahip çıkan olmadı Allah’a şükür. İçinde İmam Hatip karşıtlığı olanlar bile sessiz kaldı. Tutuklanmaya tepki geldi, o da zaten mevcut olan “Siyasal Yargı” tartışmasının uzantısıydı. Keyfi tutuklamalar, keyfi suskunluklar, keyfi salıvermeler…. Yargının siyaseten ya da çıkar ilişkileri ile araçsallaştırılması olayı, bu defa Gülşen’i kahramanlaştırmanın aracına dönüştü. Başta da söylediğim gibi İmam Hatiplerle ilgili sözleri çirkindi ve sahip çıkan olmadı. Bunu Türkiye adına iyi bir gelişme olarak not etmeliyiz. Belki o sözü 4 ay sonra piyasaya sürenler, İmam Hatipler etrafında bir kamplaşmayı kanatmak istediler, ama o niyet karşılık bulmadı." yorumunu yaptı. 

Taşgetiren şu ifadeleri kullandı: 

"Bence İmam Hatip camiası, sağcı – solcu, seküler – muhafazakâr her çevrenin “İmam hatip sakınması”nı değerli bulmalı. İmam Hatipler sakınılan, korunan bir okul olmalı, korkulan, korkutulan değil. Gülşen, aslında başka platformda tartışılan bir sima idi. Belli ki sahneye taşıdığı kılık – kıyafeti onu gündem yapıyordu, buna LGBTİ ile ilgili tavrını ekleyerek siyasal bir boyut kazandırdı. İmam Hatip konusu, böyle bir ateşin üzerine benzin dökmüş oldu. 4 ay önce söylenmiş bir sözü saklayıp bugün servis eden irade her kime aitse, Türkiye’nin ateşini yükseltecek kodları, ya da toplum ilişkilerini ateşe atacak fitili iyi biliyor ve zaman ayarlı bombayı ateşliyor.

Din ile ilişki Türkiye’nin en hassas, en kırılgan alanlarından birisi. Devlet – halk ilişkileri açısından da bu böyle, toplum hayatı açısından da… Cumhuriyet döneminin tamamı, bu alandaki tartışmalarla iç içedir. Diyanet’in, İmam Hatiplerin statüsü de onunla ilgilidir, Anayasadaki din ve ahlak bilgisi derslerinin mecburiliği de, sokaklara yansıyan kılık – kıyafet de, camilerdeki vaazların – hutbelerin niteliği de…. İstanbul Sözleşmesi de…

Türkiye “halkı Müslüman” bir ülke, ama İslam’ın devlette, toplumda hangi boyutta nasıl bir yer tutacağı sorusu hem sistem planında hem toplumsal zeminde tartışılıyor. Bir kısmımız cübbe ve sarığın dinin olmazsa olmazı olup olmadığını tartışıyor, bir kısmımız türbe ziyareti ya da dua boyutunda dindar olmayı çok dindar olmak olarak değerlendiriyor. Çocuğunun Kur’an öğrenmesini çok önemseyen çok modern aileler de var, camileri siyasetle iç içe görüp mesafe koyanlar da var. İslam’la ilişki uçtan uca çok geniş bir yelpaze niteliğinde…