Gündem

Karar yazarı Beki, Saymaz'ın yazısındaki detaya dikkat çekti: Kimin tutuklu, kimin tutuksuz yargılanacağıyla ilgili bir toplantı yapılıyor, fakat yer, Cumhurbaşkanlığı

01 Şubat 2022 09:35

Karar gazetesi yazarı Akif Beki, Halk TV İsmail Saymaz'ın Abdulhamit Gül'ün Adalet Bakanlığı'ndan istifa etmesinin perde arkasını kaleme aldığı yazısındaki bir ayrıntıya dikkat çekti. Beki, "Kimin tutuklu, kimin tutuksuz yargılanacağıyla ilgili bir toplantı yapılıyor. Fakat yer, Cumhurbaşkanlığı. Bir mahkeme salonu değil. Kararı, duruşma hakimleri vermiyor. Bu da yargımızın “tarafsız ve bağımsız”lığına halel getirmiyor, olağan karşılanıyor. Demokratik hukuk devletlerinde böyle olurmuş, kimin hapiste kalıp kimin çıkacağına yürütme bakarmış gibi. Biz de kanıksıyoruz, vay be!" değerlendirmesini yaptı. 

Beki yazısında, "Adalet Bakanı Gül, neden istifa etti? İsmail Saymaz›ın Halk TV sitesinde yazdığına göre; bardağı taşıran görüş ayrılığı, Cumhurbaşkanlığındaki bir toplantıda ortaya çıkmış. Konu, Osman Kavala’nın tutuklu mu, tutuksuz mu yargılanmaya devam edeceğiymiş. Gül, Kavala ve benzeri siyasi davalarda prensip olarak tutuksuz yargılamadan yanaymış. AİHM ve Avrupa Konseyi kararlarına da hukuken hak verir mahiyette konuşmuş. Ters düşmemek gerektiğini savunmuş. İpler orada kopmuş ama sözlü istifası kabul edilmemiş. Daha sonra yazılı istifasını sunmuş ve İmamoğlu’nun MOBESE kayıtlarının sızdırılmasına tepki gibi de anlaşılan o son konuşmasını yapmış. Bakan’ın, giderken verdiği son mesaj manidar bulunmuştu." ifadesini kullandı. 

Beki şunları kaydetti: 

"Özetle diyordu ki... Bir: Sanık, yalnızca işlediği iddia edilen suçtan yargılanır, savunma hakkı kutsaldır, lehine olan deliller de iddianameye konur. İki: Alakasız özel hayat bilgileriyse iddianameyle ifşa edilemez, hukuk bunu yasaklamıştır. Devlet yetkisiyle elde edilen mahrem bilgiler, devlete emanettir. Üç: FETÖ›vari yöntem ve uygulamalara karşı teyakkuz halinde olmak ve bir daha yaşanmasına izin vermemek olmazsa olmazdır. Geçmişte hukuk, kumpaslara alet edildi diye tekrarı hoş görülemez, göz yumulamaz. Geçmişte FETÖ, bu yetkiyi kötüye kullandı, onları da hatırlatıyordu. Usulsüz dinlemelerle, sahte veya yasadışı delil üreterek nasıl kumpaslar kurduklarını... Kişilerin mahremini ve onurunu korumak devletin göreviydi, itibar suikastlarına ve lekelenmeme hakkının ihlaline müsaade edilemezdi. AK Parti, bu yönde düzenlemeler yapmıştı.

İstihbarat toplama yetkisi devlete, suçla mücadele amacıyla verilmişti. Mesaj, bu yetkinin kötüye kullanılmasından Bakan›ın duyduğu rahatsızlığı da yansıtıyordu. Gül, vatandaşın güvenine ve hukuka ihanet konusunda duyarlılık gösteriyordu. Benzer rahatsızlıklarını daha önce de dile getirmişti. Ama hukuka aykırı uygulamalara engel olamamıştı. Ne haysiyet cellatlığı bitti, ne adil yargılanma hakkının çiğnenmesi. Ne de devletin istihbarat imkanlarıyla elde edilen özel bilgilerin, muhalefeti karalamak için pervasızca kullanılması... Buradan bakınca Saymaz’ın haberi, hayatın olağan akışına yani Cumhurbaşkanlığı sisteminin işleyişine uygun görünüyordu. Gül’ün istifasının perde arkası pekala böyle gelişmiş olabilirdi, inandırıcıydı. Kendimi böyle düşünürken yakaladım ve ne yalan söyleyeyim, aklıma yattığı için irkildim. Kimin tutuklu, kimin tutuksuz yargılanacağıyla ilgili bir toplantı yapılıyor. Fakat yer, Cumhurbaşkanlığı. Bir mahkeme salonu değil. Kararı, duruşma hakimleri vermiyor. Bu da yargımızın “tarafsız ve bağımsız”lığına halel getirmiyor, olağan karşılanıyor. Demokratik hukuk devletlerinde böyle olurmuş, kimin hapiste kalıp kimin çıkacağına yürütme bakarmış gibi.

Biz de kanıksıyoruz, vay be! “Aa ondan mı istifa etmiş, tamam öyleyse, sorun yok” deyip Bay Kemal’in işlerini konuşmaya devam mı? Bakın siz şu Bay Kemal’in ettiklerine, o da CHP’yi tek adamcılıkla çok kötü yönetiyor ama."