Politika

Kanadoğlu CHP'ye sert çıktı!

Sabih Kanadoğlu, 'bazı partilerin misyonlarına karşı çıkarak, görevi yerine getirmekten çekindiğini' öne sürdü.

07 Şubat 2009 02:00

'Siyasi partilerin oy uğruna kuruldukları misyonlara ihanet ettikleri'' görüşünü dile getiren Kanadoğlu, ''bazı siyasi partilerin belirlenmiş misyonlarına karşı çıkarak, misyonunun yarattığı görevi yerine getirmekten çekindiğini'' öne sürdü.

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ''Laiklik, evrensel bir tanım taşımıyor, Her ülkenin kendi yapısına, sosyal dokusuna ve mensup olduğu dine göre şekil alır. Türk laikliği vardır. Türk laikliğinde, devlet dinin işine karışacaktır ancak din devletin işine kesinlikle karışmayacaktır'' dedi.

16 Mayıs Ulusal Hukuk ve Tavır Dergisi'nin düzenlediği ''86. Yılında Cumhuriyetin Neresindeyiz?'' konulu panel, 2. TBMM Binası'ndaki Cumhuriyet Müzesi'nde gerçekleştirildi.

Panel öncesinde tiyatro sanatçısı Semih Sergen, şiir dinletisi sundu.

Panele konuşmacı olarak katılan Kanadoğlu, Türk devriminin başlatıldığı bir binada konuşmacı olarak bulunmaktan mutluluk duyduğunu belirtti.

Türk devriminin bir bütün ve bir süreç olduğunu ifade eden Kanadoğlu, 2. TBMM Binası'nın Türk devrimine yapılabilecek en büyük kötülüklere sahne olduğunu, Cumhuriyeti duraklama ve geriye götürme hevesinde bulunanları barındırdığını, ''isterseniz siz hilafeti bile geri getirebilirsiniz'' sözünün de bu binada söylendiğini anlattı.

''Cumhuriyet demokrasiye akan bir yoldur. Cumhuriyet sadece Cumhuriyet ile yetinmek için ilan edilmedi'' diyen Kanadoğlu, Cumhuriyetin çağdaşlığa giden bir yolun başlangıcı olduğunu söyledi.

Kanadoğlu, ''Bütün zikzaklarına, geriye dönüş çabalarına rağmen Türk devrimi bütündür, sona ermemiştir, ana hedefine doğru bütün hızıyla yoluna devam edecektir'' diye konuştu.

''Laiklik her şeyden önce özgürlüğün açılış kapısıdır. Çağdaşlığın, uygarlığın başladığı noktadır'' diyen Kanadoğlu, şunları kaydetti:

''Laiklik aynı zamanda demokrasinin olmazsa olmazıdır. Cumhuriyeti kuranlar laik cumhuriyetin bu niteliğini bir damga olarak Anayasa'ya getirdiler. Laiklik Cumhuriyet devriminin vazgeçilmez, tartışılmaz ve mutlaka savunulması gereken ilkesidir.

Laiklik evrensel bir tanım taşımıyor. Her ülkenin kendi yapısına, sosyal dokusuna ve mensup olduğu dine göre şekil alır. Türk laikliği vardır ve bütün tanımı Anayasa'nın başlangıç ve 24. maddesinde net olarak yer almıştır. Laiklik ilkesi doğrudan doğruya dini duyguların devlet işine ve politikasına karışmasını önler. Devletin siyasi, ekonomik ve sosyal ana temellerini dini temeller üzerine kurulmasını yasaklar. Türk laikliğinde devlet dinin işine karışacaktır ancak din devletin işine kesinlikle karışmayacaktır.''

''Türkiye laiklik karşıtı iktidarca yönetiliyor''

Kanadoğlu, ''Bugün Türkiye'nin laik cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket ettiği, Anayasa Mahkemesi’nce tespit ve tescil edilen bir siyasi iktidar tarafından yönetildiğini'' söyleyerek, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 10'unun oyuyla ''laiklik karşıtı eylemlerin odağı'' olduğu tespit edilen bir siyasi partinin iktidarda kalmasının izahının olamayacağını bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına da ters düştüğünü savundu.

Laikliğin karşıtı bir siyasi partiye ülkeyi yönetme görevinin nasıl verildiğinin tartışma konusu olduğunu vurgulayan Kanadoğlu, şöyle devam etti:

''Bu iktidarla birlikte tüm yurttaşlar için bir özendirme mesajı veriliyor. Bu mesaj; iktidarı elde edebilmek, seçimleri kazanabilmek için laiklik karşıtı eylemlerin propaganda aracı yapılmasında sakınca yoktur. Dinin siyasette kullanılmasının yolu açılabilir. Bu özendirme yapılmıştır. Madem ki oy getiriyor düşüncesi partilere egemen olmuştur. Bir yarış başladı. Ülkemiz için biçilen elbise modelleri vardır. Bunların en önemlisi de Türkiye'yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma çabalarıdır.''

''Siyasi partilerin oy uğruna kuruldukları misyonlara ihanet ettikleri'' görüşünü dile getiren Kanadoğlu, ''bazı siyasi partilerin belirlenmiş misyonlarına karşı çıkarak, misyonunun yarattığı görevi yerine getirmekten çekindiğini'' öne sürdü.

Kanadoğlu, ''Oy kazanmak için bu misyondan sıyrılanları tarih de affetmeyecektir, sizler de affetmeyin'' dedi.

Cumhuriyetin ikinci temel ilkesinin de ''hukuk devleti'' ilkesi olduğuna işaret eden Kanadoğlu, bu ilkeyi ayakta tutacak gücün de yargı bağımsızlığı olduğunu belirtti.

Bağımsız olmayan bir yargının siyasallaşacağına, bunun da devletin çöküşüne yol açacağına dikkati çeken Kanadoğlu, ''Yüksek mahkemeler hariç hiçbir şekilde yerel mahkemelerin bağımsız olduğunu ileri süremezsiniz'' diye konuştu.

Kanadoğlu, Cumhuriyetin üçüncü temel ilkesinin de ''ulus devlet'' olduğunu belirterek, son dönemlerde ulus devletin de tartışılmaya başlandığını, alt-üst kimlik tartışmalarıyla ulus devlet onuru, sevgisi ve gücünün zayıflatıldığını söyledi.

''Devlet televizyonu başka dilde yayın yapamaz''

''Ulus devlette bir devlet televizyonu 24 saat başka bir dilde yayın yapamaz'' diyen Kanadoğlu, ulus devleti kaldırma çabaları içinde bunun da yapıldığını ifade etti.

''Tam bağımsızlığın, demokrasinin ve katılımcılığın neresindeyiz?'' diye soran Kanadoğlu, Türkiye'de katılımcılığın olmadığını, siyasi parti genel başkanlarının tek egemen olarak yasama organı Meclis'i oluşturacak vekilleri, kendi isteği doğrultusunda belirlediğini kaydetti.

Kanadoğlu, şunları söyledi:

''TBMM, yani yasama, sadece egemenliğin oluştuğu ve millet adına tek kullanıldığı yer değildir. Yasama, yürütme ve yargının iş bölümü şeklinde çalışması gerekirken, artık yasama marifetiyle egemenliğin kullanılması sevdası başlamıştır. Neden bu sevda başlamıştır? Çünkü, o üstün irade yani parti genel başkanı istediği gibi yasamayı seçme yetkisine sahip.

Yasama, genel başkan tarafından seçiliyor ve bu genel başkan, 'cumhurbaşkanı arkadaşım olsun' diye cumhurbaşkanını seçme yetkisini, iradesini elinde tutmaktadır.

Bu irade şimdi yargıyı da yürütmenin etkisi altına alma çabasındadır. Türkiye'de dinci bir dikta kendisini mutlaka gösterecektir. Bu dinci diktanın önüne geçmenin yolu halkımızı büyük bir özveriyle bilgilendirmektir.

Dinci diktanın önüne halk yoluyla geçeriz. Bu düşünceleri tasfiye edecek güç halktır. Halk en doğrusunu sadece bilgilendirdiği zaman yapar. Kazananın Cumhuriyete inananların ve demokrasiye umut bağlayanların olacağına kesin olarak inanıyorum.''

ETİKETLER

haber