Kültür-Sanat

İstanbul büyük bir orkestraya benziyor

Yunan müzisyen Eleni Karaindrou yeni albümünün imza günü için Türkiye'deydi

16 Mayıs 2009 03:00

Başlıktaki teşbih, Zamanın Tozu albümünü imzalamaya gelen Yunan müzisyen Eleni Karaindrou’ya ait. Karaindrou ile Özlem Ertan konuştu (14/05/2009)


O sırada her ne varsa aklınızda hepsi silinir Eleni Karaindrou’nun müziğini duyduğunuzda. Çünkü müthiş bir çekim gücü vardır onun yarattığı ses evreninin. Zihniniz istemsiz olarak Karaindrou’nun deneyim, birikim, düşünce ve duygularıyla topladığı ses ordusunun peşine takılır ve o ses ordusu bir yerde kamp kuruncaya kadar durmaz zihninizde; devam eder müziğin gücüyle yeni ve bireysel görüntüler üretmeye...

Birçok dinleyici, Theo Angelopoulos’un filmleri için yaptığı müziklerle keşfetti ve çok sevdi Eleni Karaindrou’yu. Her ne kadar Times dergisinin “Yunanistan’ın yaşayan en büyük bestecisi” olarak tanımladığı Karaindrou’nun müzikal geçmişi, Angelopoulos filmlerine yaptığı müziklerle sınırlı değilse de, iki sanatçının birbirini ne kadar iyi tamamladığının kanıtı gibidir aralarında Sonsuzluk ve Birgün, Ağlayan Çayır, Leyleğin Geciken Adımı, Ulis’in Bakışı ve Zamanın Tozunu’nda yer aldığı filmler.

Eleni Karaindrou, Theo Angelopoulos’la uzun süreli işbirliğinin son ürünü olan Zamanın Tozu/Dust of Time filminin müziklerinin toplandığı albümü imzalamak için Türkiye’de idi. 12 mayıs günü Beyoğlu’ndaki Mephisto Kitabevi’nde dinleyicileriyle buluşan Karaindrou’yla aynı gün, kaldığı otelde sohbet etme imkânı bulduk.

Gerek Angelopoulos üçlemesinin ilk filmi olan Ağlayan Çayır’ın, gerekse Zamanın Tozu’nun müzikal teması bu filmlerin hikâyelerini Angelopoulos’un ağzından ilk duyduğunda canlanmış Karaindrou’nun aklında. Angelopoulos’un güzel bir sesi ve müthiş bir anlatım gücü olduğunu söyleyen Karaindrou, “Theo, torunlarına masallar anlatan bilge bir büyükbaba gibidir” diyor.
Karaindrou, Angelopoulos’la uyumlu çalışmalarının temelinde yatan sebepleri ise şu sözlerle ifade ediyor. “Herşeyden önce bizim aramızda entellektüel bir çekim alanı var. Siyasi görüşlerimiz ve dünyayı algılama biçimlerimiz de aynı. Onunla çalışmaya başlamadan önce de filmlerini hayranlıkla izlerdim.”
1982’den beri Angelopoulos’la çalışan Karaindrou, aynı yıl Selanik Film Festivali’nde tanışmış ünlü yönetmenle. Angelopoulos, festivalin yarışma jürisinin başkanıymış. Bu yarışmaya müziklerini Eleni Karaindrou’nun bestelediği Christopher Christophis’in Rosa adlı filmi de dahilmiş. Film müziği dalında birincilik ödülünü Angelopoulos’un elinden aldığını söylüyor Karaindrou. Beste yaparken kendini tamamen özgür hissettiğini ve müziğinin çeşitli etkilere açık olduğunu ifade eden sanatçı sözlerine şöyle devam ediyor: “Ben bir dağ köyünde doğdum. Çocukluğumda Yunan geleneksel müziğiyle içiçeydim. Atina Konservatuvarı’nda ise klasik müzik eğitimi aldım. Yunanistan’da askeri cuntanın iktidarı ele geçirmesinden sonra Paris’e yerleştim ve burada etnomüzikoloji üzerine çalışarak sözlü gelenekle aktarılan müziklerin ruhuna nüfuz etme şansını yakaladım. 1974’te askerî diktatörlüğün devrilmesinden sonra Yunanistan’a döndüm ve Yunan geleneğinden daha farklı bir biçimde etkilenmeye başladım. Ardından ECM Records’la tanıştım. Jan Garbarek, Keith Jarret gibi müzisyenleri keşfettim ve onlardan etkilendim. Tüm bu etkiler benim müziğimde devrim etkisi yaptı.”
Sanatçı, şu sıralar ECM’in sahibi Manfred Eicher’in, Jan Garbarek, Kim Kashkasian, Anouar Brahem ve Eleni Karaindrou’yu bir albümde biraraya getirme amaçlı projesi için beste yapıyor. “ECM Frankfurt’ta bir festival düzenliyor. Bunun açılışı 17 eylülde yapılacak. Manfred benden festivale orkestramla birlikte katılmamı istedi. Jan Garbarek ve Kim Kashkasian da bizimle olacak. Aralarında lyra ustası Sokrates Sinopoulos’un da yer aldığı Yunanlı solistler de çalacak bu konserde. Bu arada orkestrada şu an ismini anımsayamadığım bir Türk viyola sanatçısı da olacak.”
Çok sesli bir orkestraya benzettiği İstanbul’da dinleyicileriyle buluşan Eleni Karaindrou dün Atina’ya döndü ama müziği her zamanki gibi burada.

ETİKETLER

haber