SAVAŞ AY
(12 Mart 2012)
Dehşet çadırlarını gördüm. Olay Yeri İnceleme Ekipleri önlem almıştı. İçeriye hiç kimseyi sokmuyorlardı. Fotoğraf makinesini saklayarak aşağıya inmeyi başardım. Cesetler tanınmayacak haldeydi. İtfaiyeciler ceset torbalarına talihsiz işçilerin kömürleşmiş, iskeletleşmiş cesetlerini koyarak çamurlu yokuşu tırmandılar. Ve Adli Tıp'a ait kapalı kasa bir kamyonete tüm cesetleri koydular. O sırada ben iki üç çadırın demir iskeletlerinin sıcaktan yamulmuş haldeki kalıntılarının arasında kısa bir gözlem yapma şansına sahip oldum.
LAV GİBİ AKMIŞ
Demir aksamın dışında yanmamış hiç bir şey kalmamıştı. Orada yanımda bulunan uzmanlara "Nasıl kaçamadılar, nasıl böyle yandılar?" diye sordum. Verdikleri bilgi şu oldu: Hava çok soğuk olduğu için çok fazla elektrikli ısıtıcı kullanıyorlarmış. Ayrıca ısıyı yalıtsın ve içeri soğuk girmesin diye tabakalar halinde folyolar sermişler her tarafa. Ama aynı folyalar onların ölümlerine neden oldu. Çünkü alevi dışarıya vermemiş içerde tutmuş. Yangının başlangıcı da kapı tarafından olduğu için hepsi içerde kalmış. Bir çok ceset ranzaların altında bulundu. Çadırın eriyen naylonları yanardağ lavları gibi tepelerinden aşağı akıyormuş. Can havliyle ranzaların altına sığınmışlar. Onlardan kurtulabilmek için ranzaların altına saklanmışlar. Ama duman yüzünden boğulmuşlar. Ardından çadırın tamamı da üstlerine çökünce kurtuluşları mümkün olmamış. Yanarak kül olmuşlar."
'BÖYLESİNİ GÖRMEDİM'
İnşaatın bulunduğu alanda daha önce İstanbul'daki çocukların eğlence merkezi olan Tatilya vardı. Özellikle tatil günlerinde bu bölgede hep çocuk cıvıltıları duyulurdu. Çünkü Tatilya'ya gelmek için buradan geçiyorlardı. Ne yazık ki şimdi burası bu faciayla anılacak. Hava koşullarının kötülüğünden dolay her yerde kar çamur var. Aydınlatma sorunu da yaşanıyor. Esas manzara yarın sabah ortaya çıkacak. Bu arada deneyimli bir olay yeri inceleme uzmanıyla görüştüm. Dedi ki, "Abi ben yıllardır bu işi yapıyorum. İlk defa bu kadar büyük bir faica gördüm."