Gündem

İpek Medya'nın patronu: Bazı arkadaşlarımızın işten çıkarılmaları için isim listeleri verildi

'Cemaatin finansörü değilim; Fethullah Gülen'in sadece duasını alırım'

02 Aralık 2014 10:18

Koza Altın İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı ve İpek Medya Grubu'nun da patronu olan Akın İpek, "Bir kesim tarafından, medyadan bazı arkadaşlarımızın çıkması gibi isim listeleri veriliyor. Ben yapı olarak insanları düşüncelerinden dolayı işten çıkaracak birisi değilim" dedi.

Son dönemde hükümete yakın bazı medya organlarında maden ocaklarında "usulsüzlük" iddiları ile suçlanan İpek, “Yasalara hep uyduk, insan odaklı doğru işler yapmaya çalıştık. Devletten imtiyaz kullanmadık. Denetimler bizi daha güçlendiriyor” diye konuştu.

Fethullah Gülen'e olan yakınlığına ve "cemaate finansörlük yapıyor" iddialarına da değinen İpek, "Bu kadar resmi olarak denetlenen ve paranın neden geldiği ve nereye gittiği belli olan bir grubun içerisinde, kimsenin finansörü ve destekçisi değilim; Ben her vesilede Hocaefendi'nin(Gülen) duasını alırım. Sadece duasını alırım" ifadelerini kullandı.

Kanaltürk Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros'un sorularını yanıtlayan(2 Aralık 2014) Akın İpek'in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Son dönemde altın madenleri üzerinden hükümete yakın medya kuruluşlarının hedefi halindesiniz. Grubun büyüklüğünden, kriterlerinizden bahseder misiniz?

Bizim grubumuz yaklaşık 5 bin kişinin görev yaptığı bir grup. Çok farklı sektörlerde de faaliyetlerimiz var. Ticarete başladığım günden bugüne kadar yaklaşık 30 yıldan beri etrafımdaki insanların, dilini, dinini, ırkını, hangi siyasi partiye gönül verdiğini, hangi siyasi partiye oy verdiğini bilmem, merak etmem, sormam. Biz birlikte yaptığımız işi düzgün yapmaya çalışıyoruz. Yaptığımız işler de uluslararası yarışmalarda aldığımız ödüller de bunu gösteriyor. Bizim grubumuzun en büyük kriteri ahlaklı olması, insan olması ve işini düzgün yapması. Bunun dışında başka bir kriterimiz yok.

 

‘Risk alarak çalışmayı seviyoruz’

 

En son 2012 yılı itibariyle en çok vergi veren 3. özel sektördük ve şirketimiz gittikçe büyüyor. Şirketimizin son 10 yıl içinde önemli bir büyümesi oldu. Bu büyüme çalışma üslubumuzdan kaynaklanıyor. Biz risk alarak çalışmayı seven bir grubuz. Rahmetli babamdan beri böyle geldi ve hâlâ devam ediyor. Elimizden gelen her şeyi yapıyorsak, bütün her şeyi yerine getiriyorsak neticesi Allah’tan deyip o işe giriyoruz. Mesela  4-5 yıldan beri petrol arıyorduk. Yaklaşık 50 milyon TL civarında para harcamışız aramalara. Son kuyumuzu açıyoruz. Ben 'Eğer arkadaşlar olmayacak ise artık nasip değilmiş' dedim. 'Daha fazla ileri gitmeyelim' diye karar aldık. En son açtığımız kuyudan petrol fışkırdı. Türkiye’nin en kaliteli petrollerinden birisi.

 

‘Madencilik balıkçılık gibi’

 

Madencilik sektöründe de böyle. Madencilik nihayetinde balıkçılık gibi. Çıkıp nasip deyip aramaya başlıyorsunuz. Yıllarca arıyorsunuz. Bu aramanın neticesinde bir şey çıkıyorsa bu hemen işletme içine dönecek demek değildir. O çıkacak şeyin fizibilitesini yapıyorsunuz. Miktarını belirliyorsunuz. Hâlâ para harcamaya devam ediyorsunuz.

Bizim madenlerimizden mesela izin verilmeyen madenimizden bahsedeyim. 2005'te başlamışız aramaya. Yaklaşık 7 yıl boyunca aramaları, fizibiliteleri, ÇED raporları sürmüş. Ve biz bu ÇED raporları sonucunda işletmenin çevreye, insan sağlığına olacak bütün etkileri hesaplanmış. Bize bunlarla alakalı olumsuzluk olmayacağına dair belge verilmiş, ÇED raporları verilmiş, biz ondan sonra yatırıma başlamışız.

 

150 milyon dolarlık yatırım

 

Yaklaşık 150 milyon dolarlık bir yatırım. 12 yıldan beri keşfedilmiş ve işletme haline getirilmiş ilk ve tek altın madeni Türkiye’de. Zannediliyor ki altın madeni hemen bulunup işletmeye geçiliyor. Böyle bir şey yok. 12 yıl içinde keşfedilip işletme haline getirilen tek altın madeni. ÇED raporu aldıktan sonra 1-2 yıl da yatırım süreci var. Yatırımı kurduktan sonra ÇED raporu taahhütleri doğrultusunda işletmenin düzgün çalışıp çalışmadığı devletin kurumları tarafından denetleniyor.

Ayda 1 defa geliyor. Havaya, suya, havadaki toza, partiküle gibi aklınıza gelebilecek bütün çevresel fak-törü denetliyor ve her ay sonu bunu kamuya açıklıyor.

 

‘Gelin, inceleyin diye çağırdık’

 

Bizim işletmelerimizden bir tanesi bugüne kadar 163 defa denetlenmiş. Denetleyen de devletin bütün kurumları. Bizim bu denetimlerden en ufak bir şikayetimiz yok. Denetimler bizi daha da güçlendiriyor. Daha dinamik hale getiriyor. Hiç olmazsa varsa ufak tefek akılda kalan şüpheler, onların izah edilmesine yarıyor. Biz bu denetimlerin tamamına sempatiyle baktık. Kapılarımızı açtık, teşvik ettik. Gelin, inceleyin, işletmemizi görün diye. Çekineceğimiz bir şey yok.

 

’Bir lira yerine yedi lira verdik’

 

Biz gücümüzü doğru yapmaktan, düzgün çalışmaktan alıyoruz. Doğruyu söylemekten alıyoruz. Bunun dışında güç aldığımız hiçbir kaynak yok. Bugüne kadar hiçbir imtiyaz kullanmadık devletten. Himmetdede bizim madenimiz. Yaklaşık 4 bin dönüm arazi almışız Kayseri’den. Maden işletmelerinin kamulaştırma hakları var. Yasal hak bu yani. Buna rağmen gidip demişiz ki, 'Biz burada altın madeni yapmayı düşünüyoruz. Araziyi satın almak istiyoruz.' Arazi 1 liraysa 7 lira vermişiz. El sıkışmışız. Helalleşmişiz ve o şekilde işletmelerimize başlamışız. Bizim hayata bakış açımız bu.

 

‘Çalışma olacak ki belge verilsin’

 

Bu bize verilmeyen geçici faaliyet belgesi nedir biliyor musunuz? O kadar basit bir işlem ki esasında. Çevre Bakanlığı’nın vermemiş olduğu belge Geçici Faaliyet Belgesi (GFB). Bu belgenin verebilmesi için işletmenin çalışmaya başlaması gerekiyor. Yani siz ÇED doğrultusunda işletmenizi inşa etmişsiniz, bundan sonra da işletme çalışmaya başlayacak ki, sözünüzü tutup tutmadığınızı onlar da izleyip görsünler. Bütün mesele bundan ibaret. Bu Türkiye’nin ilk ve tek işletmesi, yüzlerce insan aylardan beri oturuyor. Defalarca mektup yazdık, ilettik. En ufak bir cevap da yok. Şimdi burada beni üzen şey şu. Yapılan haksızlık. Burada tabi ki işletmelere kolay izin verilmeyebilir, tabi ki en üst seviyede tutup denetlenebilir. Buna hiçbir itirazımız yok. Ama bütün bunlara rağmen, yasalara rağmen hiçbir imtiyaz kullanmamış, kendi imkanlarıyla aramış. Bulamadığımız yer de var bir sürü. 300 tane sondaj yapıyoruz sadece bir tanesinden bir şey kesme imkanımız oluyor. Bulamadığımız yerde elimizi yıkayıp çıkıyoruz. Böyle bir işletmenin önünün kesilmesine kime ne faydası var? Neden kesilir?

 

‘Mecbur bırakıldık’

 

4 maden işletmeniz var. 3’ü bahsettiğiniz GFB alamadığı için kimi 8 aydır, kimisi 5-6 aydır çalışmıyor. İşçiler işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya değil mi?  

Daha doğrusu işletmemizin üçüncüsünü de durdurmak mecburiyetinde kalıyoruz. Bugün itibariyle.

 

‘Doğru ve yasal işler yaptım rahat uyuyorum’

 

Tek devam eden maden işletmeniz Bergama. Orayı da kapat-maya dönük haber sağanağı var. O haberlerde de atılan başlık zehir, siyanür vs. İlk ağızdan buna bir açıklık getirir misiniz?

Ovacık Altın İşletmeleri bugüne kadar izleme ve denetim bakımından -ki burada bütün bakanlıklar var- 163 defa denetlenmiş. Bu denetlemede havadaki, yerdeki toz miktarından çevre köylere giden gürültüye kadar, yer altı sularından yer üstü sularına kadar arıtma tesisimizin çıkışından, atık havuzundaki atığa kadar hepsi her an analiz ediliyor. Bu siyanür meselesi hassas olduğu için devamlı oradan anlatmaya çalışıyorlar. Bugün yıllık 400 bin ton civarında siyanür konsantrasyon kullanılıyor.

Bunun 80 bin tonu Türkiye’de imal ediliyor. Madencilikte kullanımı bunun yüzde 5’i kadar. Siyanürle ilgili altın madenciliğinde bir sorun yok. Madencilerin kullandığı o kısım da karbon ve azottan oluşan bir madde. Güneş gördüğü zaman aynı gübre haline geliyor. Bunu bilim adamları, kimyagerler, çevre uzmanları bilir.

 

‘Algı çalışması’

 

Maalesef bu mesele hassas olduğu için bir algı çalışması yapılıyor. Kontrolsüz, denetimsiz kullanma söz konusuymuş gibi doğrudan tabiata veriliyormuş gibi bir konu gündeme getiriliyor. Bugün siz bir fotoğraf makinesi yapsanız filmin içinde de o miktar var ama makinenin içinde kalan miktar belli ölçülerin altında ise çevreye zararı yok demektir. İçtiğiniz suyun içinde de belli miktarda var. Ve o miktarın altında olduğu müddetçe onla ilgili bir sorun yok demektir. Bütün mesele ölçüyle alakalı. Siz büyük miktar bir tuzu tek seferde yerseniz o da insana zarar verir. Bütün bunlar bilimsel olarak ÇED raporunda, kullanılacak bütün kimyasalların ne olduğu, ne olacağı, nasıl arıtılacağı, hangi işlemden geçirileceği teker teker irdelenmiş. Oradaki insanlarımızın haklı olarak sorduğu bütün soruların cevapları verilmiş. Biz çevre örgütlerimize kapılarımızı açıyoruz. Lütfen gelip bakın denetleyin, burada sizin bahsetmiş olduğunuz en ufak bir sorun yok.

 

'Rahat uyuyorum'

 

Ben ilk gittiğimde o ocağa bütün köyleri dolaştım. Muhtarlarımızla da konuştum. 'Burada en ufak risk olacak bir şey varsa ben burayı o gün kapatırım' dedim. Hâlâ aynı şeyi söylüyorum. Ben bugüne kadar hayatıma bir şey sıçramasın diye dikkatle yaşamış bir insanım. Rahat uyuyorum. Neden? Hayatımı doğru yaşamışım, yasalara uymuşum. Bütün mesele burada. Doğru işler yaptım mı, doğru yaşadım mı? Söylediklerim doğru mu? İşte bundan dolayı çok rahatız.

 

‘Bizim önümüzü tıkamasınlar’

 

Siz altın madeni işletmesi yapan tek Türk şirketisiniz. Başka yabancı gruplar da var. Onlarla kendinizi mukayese ettiğinizde bir farklı muamele gözlemliyor muzunuz?

Diğer şirketlerimiz de dahil, yaptığımız bütün işlerin hepsini uluslararası standartları hedefleyerek yaptık. "Bir an önce yapalım, paraya çevirelim, kârımızı artıralım" şeklinde hiçbir zaman düşüncemiz olmadı. Yaptığımız işleri sosyal sorumluluğu ön planda tutarak yapıyoruz.

 

‘İşsiz kalmasınlar diye kapatmadım’

 

Şu anda Gümüşhane’deki maden kapalı. Binlerce şirkete patlayıcı izni verilmiştir. Ve ben 25 defa almışım bu izni. 26’ncısı da valilik makamında bekletiliyor. Aylardan beri sırf o belge verilmediği için yaklaşık 400 kişi işsiz durumda. Gümüşhane'deki madenimiz mevcut durum itibariyle altın fiyatları düşmesinden dolayı çalışmasa da olacak bir müessese. Fakat biz oranın çalışması için gerekirse oraya cevher taşıyıp başa baş da gelse çalıştırmak taraftarıyız.

Bakın bizim antimor madenlerimiz var Tokat Turhal’da. 20 yıldan beri faaliyettedir. Zarar etti orası. Fakat arkadaşlar işsiz kalmasınlar diye orayı kapatmadım. Tamamen ticari maksatlı kurulan şirket olsa orayı bugüne kadar belki 10 kez kapatırdım. Kapatmadım. Bugün orada insanlar çalışıyor. Madencilik konusunda herkese uyguladıktan sonra vergileri artırılmış, denetim artırılmış. Bunlar benim için önemli şeyler değil. Önemli olan bizim önümüzü tıkamasınlar. Biz Türkiye’nin yer altı zenginliklerini yer üstüne çıkaralım.

 

‘Sorun olsa ÇED raporu verilmezdi’

 

Bunu yapabilecek Türkiye’de çok fazla şirket yok. Bugün Türkiye’de ve dünyada karışıklık olan hangi lokal bölge varsa orada yer altına bakın. Petrol mü var, metal mi var, altın mı var? Onlara bakın. Bu tesadüfi bir durum değil ki.

Çevre Bakanı’na bu konular soruldu. Neden aylardır bu madenler atıl durumda bekletiliyor?

Denetimler bizi rahatsız etmez. Bizi denetlesinler. Herkesi denetlesinler. Çevre Bakanımız saygısızlık etmek istemem. Kendisi konumunun en üst makamında bulunuyor şu anda. Fakat bu bahsetmiş olduğu, endişe diye sözünü etmiş olduğu meselenin tamamı zaten kendi bakanlığında soru ve halkın sorusu olarak yazılmış ve cevapları da verilmiş. ÇED raporlarında var bunlar. Kendisinin neden izin verilmediğiyle alakalı bir cevabı yok.  Olmadığı için de maalesef konuyu başka konulara kaydırıyor. Bahsetmiş olduğu gibi hiçbir çevresel sorumuz yok. Zaten olma ihtimali olsaydı ÇED raporu verilmezdi. Biz de yatırım yapmazdık oraya. 2 yıldan beri küçük veya büyük gruplara bakın, bir tanesi maden keşfinde bulunup işletmeye çevirememiş.

 

'Hiç vicdanınız sızlamıyor mu?'

 

Bugüne kadar benim devletten hiçbir ticari arzum olmamıştır. Fakat Ankara'da İpek Üniversitesi'nin yanında bir tane boş arsa var. Jeolojik yapı olarak üzerine bina yapmaya müsait olmayan bir arsa. Kayma olduğu için kazık çaktık. Bu boş arsayı biz ağaçlandıralım, yeşillendirelim dedik. Hem tabiata hem bölge insanına hem de üniversitemize faydalı olsun diye talebimiz oldu. Üniversite ticari bir yer değil. Burası park alanı. Bir baktık bir belge gelmiş. 'Bu yeşil alanı elinizden alıyoruz, iptal ettik' diye. Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun. Hadi Akın İpek’e düşmanlığınız var; orada insanların suçu günahı ne? Sadece yeşil alan yapılacaksa bunu iptal etmenin gereği ne? Hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Yarın bir gün o üniversite inşallah uzun yıllar fayda, iyilik sağlayacak.

Dönüp baktığınızda ben burada yeşil alan vardı orayı iptal ettim diye bu bir iftihar kaynağı olabilir mi sizin için? Bugüne kadar en ağırıma giden olaylardan bir tanesi budur. O park alanını iptal edip şimdi imar mı geçirecekler?

 

'Ne değişti de gittiler?'

 

Muhterem Hocaefendi ile ilgili düşüncemi defalarca söyledim. Hâlâ da aynı şeyi söylüyorum Hocaefendi’nin zaten televizyonlarda yüzlerce vaazı var, kitabı var. Önemli bir kısmını okumuş ve izlemişimdir. Bana oradan diye bilir misin? Ya şu söylediği yanlış şu şöyle suç. Hoca’nın demediği şeylerden bahsederek onu suçluyorlar. İkincisi geçen sene muhterem Hocaefendi'nin muhterem kardeşi vefat etti biliyorsun. İlanlara baktım biliyorsun bende ilan verdim. Böyle bir vesileyle bir ilan sayfası çıkmıştı hatırlıyor musun? İki sayfa. Bütün aklına gelen siyasetçilerin hepsi bütün iş adamların hepsi. O bütün grubun içinde şimdi kimse yok. Ben şimdi şunu söylüyorum neden? Ya orta da bir delil mi var? Ortada herhangi bir suç mu var? Ne oldu da herkes biranda davranış şeklini değiştirdi? Ben Hocaefendi ile ilgili şu şekilde. Yani Hocaefendi’nin geçen sene kardeşi vefat ettiğinde bütün devlet ricali ordaydı.

 

‘Sadece duası…’

 

Şimdi ne oldu da yoklar? Bakın ben defalarca Hocaefendi ile ilgili düşüncelerimi dile getirdim. Bir kere Hocaefendi hayatını, evrensel insani değerlerin dünyaya yayılması için ve bunların ne kadar değerli olduğunu ifade eden bir din adamı, İslam alimi. Vaazlarına da dikkat ederseniz eğitimin önemine iş adamlarının bunlara katkı sağlaması gerektiğine vurgu yapan birisi. Ben her vesilede kendisinin duasını alırım. Sadece duasını alırım. Bu dünya suya yazılan bir yazı gibi akıp gidiyor.

 

‘Finansör değilim’

 

Benim grup şirketlerim ben bildim bileli birçok kurum tarafından denetlenir. Benim kendi grup şirketlerim dışında verdiğim beş kuruş para da yoktur hiçbir yere. Resmidir bunların hepsi. Bu kadar resmi olarak denetlenen ve paranın neden geldiği ve nereye gittiği belli olan bir grubun içerisinde, ben yalan söylüyor olsam, bu güne kadar on defa karşıma çıkarmış olmazlar mıydı? Yok böyle bir şey. Ben hiç kimsenin finansörü ve destekçisi değilim. Hocaefendi de zaten öyle bir insan değildir. Şuraya bir şey... Böyle birisi değildir.

 

‘Bıçak gibi kesildi’

 

Siz aile olarak da hükümetle hükümet kesimiyle ilişkileri iyi olan, ailevi münasebetler kurduğunuz bir ilişki götürüyordunuz. Bu ilişkiler neden bozuldu?

Benim de merak ettiğim bir konu bu aslında. Ne oldu? İnsan olarak pek çok dostum vardır. Benim dostluk kriterlerimde hangi siyasi kritere mensup olduğu en son kriterdir. İnsanlığı, ahlaki dostuluğu önemli. Ne oldu ben de bilmiyorum. Her şey bir anda bıçak gibi kesildi. Biz onlara bi rşey de yapmadık. Ben onlara birşey söylemiş değilim. Onların aleyhine bir şey yapmış değilim. Maalesef bıçak gibi kesildi. Merak ediyorum zaman gösterecek neden böyle olduğunu.

 

‘Suç ortaya çıkar...’

 

Hükümet üyelerinin tabiriyle o yapı ile sizi özdeşleştirmenin bir gayreti var. Siz paralel misiniz?

Ben paralel değilim. Yeni bir şey çıktı, paralel devlet yapılanması. Devletle benim bir işim yok. Devlette benim bir görevim yok. Devlette görevli insanlarla yasalar dışında da bir ilişkim de yok. Şimdi burada önemli olan şey şudur: Kim paralel, paralel olduğunu nereden biliyorsun? Alnında mı yazıyor adamın “Ben paralelim" diye. Yoksa sen öyle düşündüğün için mi bunlar paralel oluyor. Burada bütün devlet kurumlarımıza açıkça söylüyorum, paralelin tanımı şu; yasal devlet görevi adı altında bir kamu görevlisi, yasal görevini yasalara uyarak yapmak yerine, perde arkasından bir abinin fısıldamasıyla, yasal olmayan işler yapmasıdır. Bir insan bilerek yasaları çiğniyor, bilerek yasal görevlerini yerine getirmiyorsa bu bir paralel örgüt potansiyeli taşıyan birisidir. Bunlar hiçbir zaman silinmeyecektir. Suç olduğu yerde suç olarak kalacak ve bugün olmazsa yarın ortaya çıkacağını düşünüyorum.

 

‘Medya için isim listeleri verildi’

 

Denetimleriyle, yasal izinleriyle, vergisiyle her şeyiyle tıkır tıkır işlerken neden, ne oldu da 2014'te bu denetimler  aleyhinize döndü? Ve neden hükümete yakın medyada hedef gösterilmeye başladınız.

Bu 2014'te başlamış ve sadece bana yapılan bir işlem değil. Herkese bir kulp bulunuyor, şucudur, bucudur diye. Ben meslek hayatımın başından beri neye inanıyorsam onu söylemiş birisiyim. Hayat geldi geçiyor. Yalan olduğunu bile bile bir mesele için evet öyle ya da değildir diye konuşmam. Yarın utanacağım bir şeyi yapmam. Öyle bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Ailem de öyledir. Bu konu bir süreden beri var. Şöyle var. Bir kesim tarafından, örnek olarak medyadan verecek olursam mesela şu arkadaşlarımızın çıkması gibi. İsim listeleri veriliyor. Ben yapı olarak insanları düşüncelerinden dolayı işten çıkaracak birisi değilim. Bu bir sır değil.

 

‘Müdahale etmem’

 

Bu zaten bütün medyanın içerisinde bulunduğu bir şey. Bir yazar bir şeyi yazdığı zaman ben aranıyorum. Mesela diyorum ki: “Bunu yazan ben değilim. Bunu yazan yazarımız nihai itibariyle bir köşesi var kendisi bir yazar.” Kaldı ki ben müdahale etmem etsem de zaten ettirmez. Ettirmemesi gerekir haysiyetli insanların. Bunda benim yapabileceğim bir şey yok, kendisini arayın.

Bir haber çıkacak bir medyada o haberle alakalı beni  niye arıyorsun? Buranın medya grup başkanı var, yayın yönetmenleri var, haber müdürleri var. Söyleyeceğiniz bir şey varsa; sizin de basın müşaviriniz var onları arayın, onlar görüşsünler konuşsunlar. Ben bu konuda müdahale etmem. Hani çok istisna etmedim mi, istisna ettiğim de olmuştur. Bak bunu da söylüyorum açık açık. Fakat bunun bir ölçüsü olmalı yani zırt pırt dakika başı açıp da “şunu niye böyle yaptınız, bunu niye böyle yaptınız...” Ben böyle bir şey yapamam. Yapı olarak yapabilecek birisi de değilim.

 

Hayır işlerine 230 milyon lira

 

Biz, grup olarak bugüne kadar hayır işlerinden bahsetmemeye gayret ettik. Şimdi yeri geldiği için mecburen söylemek zorunda kalıyorum. Son yıllarda, holding olarak, vergileri ödedikten sonra, 230 milyon liraya yakın sosyal projeler kapsamında yardımda bulunmuşuz. Bunun içerisinde Ramazan paketlerinden tutun, camilere kadar, imam hatiplere kadar, devlete verdiğimiz okullara kadar var.

Diyorlar ki bunu vergiden düşün. Düşmüyorum kardeşim. Ben bunun yüzde 80’ini net paramdan ödüyorum. Yüzde 20’si zaten mevzuat gereği düşülüyor. Biz Türkiye’de bu hayırları yapmaya devam edeceğiz. Hem Milli Eğitim Bakanlığımız hem de diğer yollarla resmi olarak ülkeye katkı sağlamaya devam edeceğiz. Çünkü ben inancımızdan kaynaklanan, kazandığımız parayı öbür tarafa götüremeyeceğine inanan bir insanım. Götürecek halimiz yok. Onları  bu ülkede kazandık ve bu ülkenin insanlarıyla paylaşma mecburiyetimiz var.