Gündem

Hukukçu Nesibe Kırış: İstanbul Sözleşmesi'ne imza atarken daha ilerideydik, şimdi muhafazakârlaştık

"Müslüman kadın feminist olamaz diye bir şey yok"

12 Ağustos 2020 22:16

Kadın hakları aktivisti ve hukukçu Nesibe Kırış, iktidar tarafından son dönemde hedef alınan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalar hakkında ''2011’de sözleşmeye imza atarken daha ilerideydik şimdi muhafazakârlaştık'' açıklamasını yaptı.

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tartışmaları Atilla Güner’le Akşam Postası programında genç insan hakları savunucusu hukukçu Nesibe Kırış değerlendirdi. Kırış “2011 yılında daha ileriydik, muhafazakârlaştık. Kadınlar artık seslerini duyurabiliyorlar. Boşanma ve aile kelimeleri İstanbul sözleşmesinde geçmiyor bile... Bu ülkede yaşayan her vatandaşın kendi özgürlüklerine kavuşması gerekiyor. Bir gün benim doğru bulmadığım davranışlarda bulunduğu için birinin haksızlığa uğramasına ses çıkarmazsam yarın bir gün kendi haksızlıklarıma da ses çıkarmam adil olmaz. Benim inandığım dinde her şeyden önce adaletli olmak var" ifadelerini kullandı. 

Kadın hakları aktivisti ve hukukçu olan Nesibe Kırış şunları söyledi:

"Kadınlar artık seslerini duyurabiliyorlar"

''Boşanmaların artmasının sözleşme ile hiçbir alakası yok. Boşanmak kelimesi zaten sözleşmede geçmiyor. Kadınlar artık çalışabiliyor, artık okuyabiliyor, ekonomik özgürlüklerini elde edebiliyorlar ve her şeyden önemlisi kadınlar artık seslerini duyurabiliyorlar. Diyarbakır’da bir köyde bir kadının eşinden şiddet gördüğünü ya da ilişkisinde mutsuz olduğunu hiçbir şekilde haberdar olamazken belki köydeki karakolun haberi vardır ama şu an herkes bireysel medyalaşmış durumda. İnsanlar ben eşimden şiddet görmüştüm ya da görüyorum diyebiliyor.

"Müslüman kadın feminist olamaz diye bir şey yok"

"Müslüman kadın feminist olamaz diye bir şey yok. Kendi dinlerde doğru yönelimde bulunmayan insanların hakları savunmaması gerektiğini ve o insanlara yapılan haksızlıklara karşı ses çıkarmaması gerektiğini, sadece kendi dinlerinde olan kurallara göre yaşayıp başka insanların hayatlarına da bu şekilde müdahale etmesi gerektiğini düşünüyorlar. Biz şu an laik bir Cumhuriyet’te yaşıyoruz.  Bu ülkede yaşayan her vatandaşın kendi özgürlüklerine kavuşması gerekiyor. Bir gün benim doğru bulmadığım davranışlarda bulunduğu için birinin haksızlığa uğramasına ses çıkarmazsam yarın bir gün kendi haksızlıklarıma da ses çıkarmam adil olmaz. Benim inandığım dinde her şeyden önce adaletli olmak var.''

"2011 yılında daha ileriydik, muhafazakârlaştık"

Nesibe Kırış, ‘’Biz Avrupalılaşmayı hedefliyorduk’’ diyerek sözlerine devam etti:

''2011 yılında daha ileriydik, muhafazakârlaştık. O süreç bizim zaten daha çok Avrupalılaşmayı hedef aldığımız yıllardı. Sözleşmeyi imzaladığımız sene Avrupa Konseyinin dönemsel başkanı olduğumuz bir dönem. Biz Avrupalılaşmayı hedefliyorduk ama bir anda muhafazakârlaşma ve daha otoriter bir rejime geçme hedefinde... Bu yüzden ev içi dahil kontrol altına alma stratejisi var. İnsanları rahatsız etmesinin bir sebebi de aslında okunmaması. Dilipak’ın yazmış olduğu raporda geri çekildi. Raporun içeriğinde herhangi bir sözleşmeye dair doğru bilgi yoktu. Sümeyye Erdoğan’ın başkan yardımcısı olduğu KADEM’den 17 soruya yanıt verilen bir açıklama yapılmıştı. Bu insanlar da muhafazakâr olarak bilinen hatta karşıt olması beklenilen insanlar ama bütün soruları tek tek yanıtlayarak İstanbul sözleşmesinin böyle bir amacı olmadığını gösterdiler’’.