Yaşam

'Her 5 kadından 1'i okuma-yazma bilmiyor'

Bahçeşehir Üniversitesi'nin kadın örgütlerini incelediği araştırmasında Türkiye'de her 5 kadından 1'inin okuma-yazma bilmediği vurgulandı.

03 Aralık 2008 02:00

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM), kadın hakları örgütlerinin Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile nasıl mücadele ettiğine dair bir araştırma yaptı.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM), kadın hakları örgütlerinin Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile nasıl mücadele ettiğine dair bir araştırma yaptı. Hande Paker, Selin Özoğuz ve Barış Gençer Baykan tarafından hazırlanan araştırma notunda Türkiye’deki kadın hakları örgütlerinin yeteri aktif olmadığı vurgulandı.

BETAM tarafından yapılan çalışmada önce kadının toplum içindeki değerlendirildi. Buna göre, ülkede, her beş kadından biri okuma yazma bilmiyor; 15-19 yaş arasında, 850 bin kişilik, okula gitmeyen, iş aramayan, ev işleri ile meşgul dev bir genç kadın ordusu var; kadınların istihdam oranı yüzde 23; her üç kadından biri fiziksel şiddet görüyor; TBMM’de kadın milletvekili oranı yüzde 9 ve yerel yönetimlerde de kadınlar sadece yüzde 1 oranında görev alıyor.

BETAM’ın araştırma notunda, “Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en çarpıcı gerçeklerinden birinin, kadınların istihdam oranının yüzde 23,8 olmasıdır” deniyor. Kadının çalışma hayatına katılımının bu kadar düşük olmasının pek çok önemli sonuçları olduğunun belirtildiği notta kadının işgücüne katılımının arttırılmasının, kadın hareketinin ilgi ve enerjisini en çok hak eden konuların başında geldiği belirtiliyor.

Bu verilerin açıkça ortaya koyduğu toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadeleye yönelik örgütsel tepkileri araştıran BETAM, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) oluşturduğu STK veritabanında bulunan tüm sivil toplum kuruluşları içinden 276 adet kadın STK’sını mercek altına aldı. Araştırma notunda, bu kadın örgütlenmelerinin, dernek, kooperatif, girişim, komisyon, platform, grup, ağ, inisiyatif, meclis, akademi, vakıf, organizasyon, federasyon, şirket, oluşum gibi değişik örgütlenme tiplerini tercih ettikleri belirtiliyor. İçlerinde ideolojik farklılıklar da barındıran bu kadın örgütlerinin her beşinden birinin isminde “dayanışma” sözcüğünün geçtiğinin ifade edildiği notta “Bu adlandırma, kadınların ortak mağduriyetleri karşısında dayanışmaya olan ihtiyacının bir ifadesidir” deniyor.

Öte yandan, kadın hakları örgütlerinin, AB sürecinin hızlandırıcı etkisini arkalarına alarak cinsel istismar/taciz konusunun yasalara girmesinde etkili oldukları saptaması yapılıyor.

AB’ye adaylık sürecinin “cinsiyet eşitliği politikaları” konusunda hükümete bir baskı unsuru oluşturduğunu bildiren notta Türkiye’de de 1990’ların sonunda AB katılımı süreci içinde hükümetlerin kadın STK’ların taleplerine kulak vermek durumunda kaldığı saptaması yapılıyor. Araştırma notunda, Kopenhag Kriterleri’nden doğan yükümlülükler sonucunda, yeni TCK’nın, kadının kendi bedeni üzerindeki hakkını toplumdan ve erkekten alıp kendisine verdiği kaydediliyor.

ETİKETLER

sivil toplum