Ekonomi

'Hazine garantisi' isim değiştirerek geri döndü

Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, Hazine'nin, altyapı projelerinin borcunu nasıl üstleneceğini anlatan yeni yönetmelikte 'Hazine garantisi' ismi yerine 'borç üstlenimi' adı veilerek bir kandırmacauya gidildiğini savundu

21 Nisan 2014 19:35

Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker, Hazine’nin, devasa altyapı projelerinin borcunu nasıl üstleneceğini anlatan yeni yönetmeliğe ilişkin detayları açıkladı. Yeni yönetmeliğe göre, şirket veya kamu idaresi herhangi bir nedenle sözleşmeyi feshederse, şirketin projeyi yapmak için bulduğu banka kredisini Hazine ödeyecek. Ancak "ortada bir kandırmaca olduğunu" savunan Toker'e göre, "Eğer işler yolunda gitmezse, Hazine’yi büyük bir yükün altına sokacak olan bu sistemin içerdiği riskler kamuoyundan saklanıyor. Sırf “Hazine garantisi” dememek ve kayıtlarda göstermemek için “borç üstlenimi” adının takılması bile bunun kanıtı" olduğunu gösteriyor.

Çiğdem Toker'in Cumhuriyet gazetesinde "Kimi Kandırıyorsunuz?" başlığıyla yayımlanan (21 Nisan 2014) yazısı şöyle:

Nihayet çıktı.

Hazine’nin, devasa altyapı projelerinin borcunu nasıl üstleneceğini anlatan yönetmelik hafta sonu Resmi Gazete’de yayımlandı.

3. köprü, 3. havalimanı, Kanal İstanbul, şehir hastaneleri, körfez geçişi, hızlı trenler... Alt alta listelendiğinde, ciddi tutarlara ulaşan bu projelerde sorun çıkması halinde doğacak mali risk Hazine’ye ait olacak.

“Sorun”dan kasıt ise şirket veya kamu idaresi herhangi bir nedenle sözleşmeyi feshederse, şirketin projeyi yapmak için bulduğu banka kredisini Hazine ödeyecek.

Fakat ortada bir kandırmaca var...

Eğer işler yolunda gitmezse, Hazine’yi büyük bir yükün altına sokacak olan bu sistemin içerdiği riskler kamuoyundan saklanıyor.

Bir kere sırf “Hazine garantisi” dememek ve kayıtlarda göstermemek için “borç üstlenimi” adının takılması bile bunun kanıtı...

***

Kamuoyunu “uyutma” sistemi ise şöyle işliyor:

- Ön koşul, projenin en az 500 milyon TL olması. 3. köprü, 3. havalimanı, Kanal İstanbul, körfez geçişi, şehir hastaneleri, hızlı tren projelerinin hepsi, -İngilizce kısaltması PPP olan- kamu-özel işbirliği modeli veya yap-kirala-devret’e göre tasarlanıyor. Bilmeyen için proje, tamamen özel sektöre yaptırılmış gibi görünüyor.

- “Hazine garantisi” dememek için projeleri yaptıran Ulaştırma, Sağlık bakanlıkları veya bağlı kuruluşları “devlet garantisi” veriyor. Mesela Ulaştırma Bakanlığı, yolcu sayısını garanti ediyor. Ama dikkat; orada durması gerekirken durmuyor.

Zira Ulaştırma, Sağlık Bakanlığı, Hazine veya Maliye değildir. Kendi parası yoktur. Bütçeden ödenek alırlar. Ama kendini Hazine’nin yerine koyarak, kur ve faizi de garanti ediyor.

- Diğer tarafta ise kural asla değişmiyor. Kreditörler, kapısını çalan şirketlerin projelerine para vermek için muhatap olarak hep Hazine’yi karşısında görmek istiyor.

- Hazine de Aralık 2013’te kanuna eklenen, hafta sonu da yönetmeliği çıkan sistemle “Borç Üstlenim Mekanizması”nı devreye sokuyor.

***

Böylece bir taşla üç kuş vurulmuş oluyor:

- Hazine “garanti” vermemiş oluyor.

- Siyasetçi, “Ben garanti vermiyorum ki” demiş oluyor.

- Kreditörün (bankanın) de işi görülmüş oluyor.

O iş ne? İleride sorun çıkarsa, her koşulda parasını geri alabilmek...
Aslında “mali risk” olarak adlandırılan bu üstlenimlerin, normalde Hazine’nin kayıtlarında görünmesi gerekiyor.

Ancak alt alta konulduğunda yüz milyarlarca dolarlık yatırım büyüklüğüne ulaşan bu liste, devletin yükümlülük portföyünde görünmüyor.

Kamu-özel işbirliği modeli, basit anlatımla ekonominin hep büyüyeceği varsayımına dayanıyor. Gerçekten de ekonominin yolunda gitmesi halinde, projelerde sıkıntı beklemek yersiz olur. Ancak işler tersine döndüğünde, bu kadar bir büyük proje stokunun borcu “kartopu” gibi büyütmesi ihtimal dışı değil.
Yuvacık Barajı’nı hatırlayan bilir. Vaktiyle, Hazine’nin garanti verdiği o yap-işlet-devret projesi çok can yaktı.

Sonuçta, 2001 krizinin ardından, Hazine garantisinin kaldırılması doğru bir adımdı. Yıllar sonra bu garantinin yeniden gelmesi, ekonomi için büyük bir risk.

Fantezi isimlerle kamuoyunu kandırmak ise bu risk niteliğini değiştirmiyor.