Kültür-Sanat

Hayatı içime çekip, onu şarkıya dönüştürüyorum

Nil Karaibrahimgil'in son albümü Nil Kıyısında, diğer üç albümünün aksine duygusal parçalardan oluşuyor.

01 Mart 2009 02:00

Nil Karaibrahimgil, yeni albümü Nil Kıyısında’da arabeske mi yöneldi? En çok hangi yazarı seviyor? Sinema oyunculuğunu sürdürmeyi düşünüyor mu? Hangi hapishanede konser verdi? ‘Sistem karşıtlığı’ ve reklamcılık hakkında neler düşünüyor? Kitap ve senaryo da yazacak mı? Biraz ‘sosyete kızı’ mı? Karaibrahimgil, Star gazetesinden Murat Menteş’e verdiği röportajda, yeni şarkılarını anlatıyor.

Nil Karaibrahimgil fotoğrafları - FOTOGALERİ

Albümünüzün adı Nil Kıyısında. Nil nehrinin kıyısına gittiniz mi?

Maalesef. Gitmeyi çok istiyorum. Bir kıyısı ölümü, bir kıyısı hayatı temsil edermiş. Bir de, diğer nehirlere göre, ters yönde akıyor.

Bundan önceki üç albümünüzde romantik - komedi havası vardı. Fakat bu albümde şarkılar çok duygusal...

Ben özel hayatımdan bahsetmeyi sevmiyorum. Fakat şarkılar, bundan en fazla bahsettiğim yer. Şarkılarımın hepsinde anlatılanlar, benim yaşadıklarım. Yani bir durum hayal edip onun üzerine şarkı yazmıyorum.

Mesaj kaygısı taşıyorum

Kırık adlı şarkı da mı yaşadıklarınızı anlatıyor?

Albümün en ‘damar’ şarkısı, değil mi? Evet, o da. Ama benim önceki albümlerimdeki en zıpır ve en komik şarkıların altında da gayet duygusal bir şilte seriliydi.

İnsanlar fark ediyor muydu?

Bence herkes her şeyi fark ediyor.

İlla adlı şarkıda Mazhar Alanson var. Nasıl ikna ettiniz onu?

Mazhar Alanson’la 6-7 yıldır komşuyuz. Çok saygı duyduğum biri. ‘İlla’ sözü onun ağzına çok yakışır gibi geldi bana. Tam anlamıyla şarkıya misafir oldu. Bence şarkıya büyük bir güç kattı.

Yazarlık yapıyorsunuz, siyaset bilimi mezunusunuz, şarkı sözlerinizde edebî tatlar var... yani entelektüelsiniz. Fakat aynı zamanda bir pop şarkıcısısınız. Bu nasıl bir sentezdir?

Ben mesaj kaygısı taşıyorum aslında. Düşüncelerimi pop müzik aracılığıyla paylaşıyorum. Bu biraz alışılmadık bir şey, farkındayım. Beş yıldır Hürriyet - Kelebek’te pazartesi günleri köşe yazıyorum. Kendimi, yaptığım işlerin üzerine serpiştiriyorum. Ben, kendini anlatmak isteyen biriyim. Müziği bir taşıyıcı olarak kullanıyorum.

Niye kendinizi anlatasınız ki?

Bence insan olmanın özü var. Hepimiz, belli düzeylerde kendimizi ifade ediyoruz. Dar bir çevre ya da büyük kitlelerle kendi iç dünyamıza ait şeyleri paylaşıyoruz. Yaptığım işlerin içeriğine ve kalitesine çok önem veriyorum. Çünkü eğer güzel anlatamazsak, iyi de anlatamamış oluruz.

‘Tüm söz ve müzikler: Nil Karaibrahimgil.’ Bu nasıl bir verimliliktir?

Kendimi bir mekanizma gibi görüyorum. Hayatı içime çekip, onu şarkıya dönüştürüyorum. Her zaman bir gözlemci ve anlatıcıyım.

Şiir okuyor musunuz? Hangi şairleri beğeniyorsunuz?

En sevdiğim şair Orhan Veli. Baudelaire, Rimbaud, Rilke gibi şairleri de severek okumuştum. Lisede edebiyata çok meraklıydım. Turnedeyken bir benzincide Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu gördüm. Küçücük bir kitap. Aldım okudum ve çok etkilendim. Sonra da bütün kitaplarını okudum. Diline, anlatımına hayran oldum.

Türk arabeski dinlemem

Bu albüm biraz arabesk mi gerçekten?

Öyle bir şey söylemedim hiç.

Arabesk dinliyor musunuz?

Orhan Gencebay ve Müslüm Gürses’in bazı şarkılarını dinliyorum. Türk arabeskini pek dinlemiyorum ama Ümmü Gülsüm’ü ve Natacha Atlas’ı çok severim.

Yerli arabesk niye dinlemiyorsunuz?

Çünkü sözleri çok ağır. Biraz fazla perişanlık var bizdeki sözlerde. Ama Türk enstrümanlarına hayranım. Ut, darbuka, klarnet, ney...

Para çalışmamın karşılığı

Hangi kadın hapishanesinde konser verdiniz?

Paşakapısı Hapishanesi’nde.

Tuğba Özay orada mıydı?

Hayır. Bundan 3-4 sene önceydi. Davet ettiler. Biz de iki kişi gitarla gittik. Çok ilginçti.

Kitap yayınlayacak mısınız?

Kelebek yazılarından bir kitap hazırlayacağım. İnşallah yaza yetişir.

Önadınız çok kısa, soyadınız çok uzun.

O yüzden albüm adlarında ‘Nil’i öne çıkarıyorum. (Gülümsüyor.)

Halkla bütünleşebildiniz mi yoksa biraz ‘sosyete kızı’ gibi mi algılanıyorsunuz?

Bir insan hayatta kendisine benzeyenleri çeker. Söylediğim şarkılarla ve yazılarımla ancak kendime benzeyen insanları etkileyebilirim. ‘There is no likeness, there is no liking.’ (Benzerlik yoksa, hoşlanmak da olmaz.)

Para kazandıkça antipati de kazanıyor musunuz?

Hiç sanmıyorum. Çok çalışıyorum. Çalışmamın karşılığını da almak isterim. Bu da bence önemli bir şey. Bir kadın için ise biraz da gurur verici.

Reklamcısınız...

Ben sadece 8 ay, part-time olarak, üniversiteye giderken reklam yazarlığı yaptım. Reklam jingle’ları yazdığım için herkes beni reklam yazarı sanıyor.

Jingle’la şarkı farksız

Kaç tane jingle yazdınız?

300’e yakın. Ben Özgürüm’den sonra reklamcılar benden slogan ve jingle istemeye başladılar. Samimi, akılda kalıcı şeyler arıyorlardı. Ben de yaptım ve böylece yeni bir iş imkanı doğdu benim için. Jingle yapmanın benim için şarkı yapmaktan bir farkı yok. Sadece 30 saniye. Çok da eğleniyorum. Fakat etkili de olması gerekiyor. Her zaman kazanmam gereken bir oyun gibi.

Sanat, muhalif bir eylem diye bilinir. Sizin bu reklam olayınız işi biraz bozmuyor mu?

Ben insanların görmeye alıştığı türde bir sanatçı değilim.

İnsanları tüketime davet eder konumdasınız.

Markalara olan düşmanlık, onların kötüyü temsil ettiği demode görüş bence artık çoktan kapandı. Tabii ki öyle düşünen insanlar da vardır. Ben, bir markanın benim melodilerimi, sesimi taşımasından hiçbir zaman rahatsız olmuyorum. Dahası, bundan para kazanıyorum ve kendi müziğime yatırabiliyorum, yeni albümler yapabiliyorum. ‘Ben sistem karşıtı olayım’ diye düşünmedim hiçbir zaman.

Tektaş şarkısı, tektaş satışlarını artırmak için yapıldı, diye bir söylenti var?

Hiç ilgisi yok. Bana ne ki tektaş satışlarından? Onu bir sembol olarak kullandım. Tektaş satışları arttı evet ama bu benim mesajım değildi.

Mevlana’yı Elif’in sayesinde tanıdım

Bir köşe yazarı olarak, hangi köşe yazarlarını seviyorsunuz?

Perihan Mağden, Çetin Altan ve Ahmet Hakan’ı okuyorum.

Dizi seyrediyor musunuz?

Kardeşim seyrediyor Lost’u, ben pek sevmiyorum. Bence artık kontrolden çıktı. Diziyi yapanların, nereye gittikleri hakkında en ufak bir fikirleri yok bana sorarsan. (Gülüyor.) Simpsons ve South Park’ı seyrediyorum.

Gen testi yaptırmışsınız ve ileri yaşlarda obez olmanız ihtimali varmış. Başka ne var?

Depresyon eğilimi sıfır çıktı bende.

‘Güzelse, yapamaz’ başlıklı bir yazı yazdınız...

Güzel kadınlar için hayatın kolay olduğu zannediliyor. Hiç öyle değil aslında. Güzel insanlar başarılı bile olsalar, mutlaka güzellikleri sayesinde başarmışlar gibi algılanıyor. Bu da bir haksızlık. Güzeller kıskançlık ve önyargı çemberinde yaşıyorlar. Güzellik zaten üzerine bir dünya inşa edilecek bir nitelik değil. Bugün var, yarın yok.

Elif Şafak’ın yeni romanı Aşk’ı henüz yayınlanmadan okuyordunuz. Arkadaş imişsiniz. Kitap nasıl?

Çok güzel.

Siz de sever misiniz Mevlana’yı?

Ben Mevlana’yı Elif’in kitabı sayesinde tanımaya başladım. Herkes kadar biliyordum. Şu sıra kitabı okudukça daha fazla şey öğreniyorum.

‘Çocuk da yaparım kariyer de’ diyordunuz. Anne olmayı düşünüyor musunuz?

Evet. Göreceğiz bakalım, şarkıdaki gibi oluyor muymuş. Bazı kadınlar yanıma gelip ‘Olmuyor’ diyorlar. Bazıları da ‘Sana inandım, dört tane çocuk yaptım’ diyor.

Hakkınızda ekşisözlük’te yazılanları okuyor musunuz?

Ben takdir ettiğim insanların eleştirilerine itibar ediyorum. Ekşisözlük’teki entry sayısıyla ilgileniyorum, içeriğe bakmıyorum. Küçümsediğimi zannetmeyin. Eğer hepsini kâle alırsa insan çıldırır yani.

En sevdiğiniz beş şey ne?

Bir şeyi anlama anını çok seviyorum. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Şarkı söylemeyi, sahnede olmayı ve sütlü çikolata yemeyi çok seviyorum.

Cem’den bana sıra gelmemiş

A.R.O.G.’da rol aldınız... A.R.O.G. için şarkı yazmadınız mı?

Filmde anaokulu öğretmeniyim ya, çocuklarla söylediğim komik bir şarkı var, onu yazdım. Fakat pek duyulmuyor filmde.

A.R.O.G.’daki oyunculuğunuzla ilgili nasıl eleştiriler aldınız?

Hiç. Tek satır yazı okumadım. Cem Yılmaz’a o kadar yüklendiler ki herhalde bana sıra gelmedi. (Gülüyor.)

Sinema oyunculuğuna devam edecek misiniz?

Kendimi oyuncu olarak beğenmiyorum. İddialı da görmüyorum. A.R.O.G.’daki rolü, Cem Yılmaz önerdiği ve rol çok ilginç olduğu için kabul ettim. Bir nevi misafir oyuncu konumundaydım. Bir sürü film teklifi geliyor ama ben oyuncu olmadığım için kabul edemiyorum. Belli olmaz, belki bir gün kendi yazdığım bir filmde oynarım.

Senaryo da mı yazacaksınız?

Belki yazarım. Londra’da senaryo kursuna gittim.

ETİKETLER

haber