Magazin

'Gülümsün, beni cici kız imajımdan kurtardı'

“Bu Kalp Seni Unutur mu?” adlı dizide oynayan Tuba Ünsal, Gülümsün rolünün cici kız önyargısını kırmak için fırsat olduğunu söylüyor.

14 Kasım 2009 02:00

Tuba Ünsal bu hafta vizyona giren “Suluboya” filminin yanı sıra “Bu Kalp Seni Unutur mu?” adlı dizide de oynuyor. Ünsal dizideki Gülümsün rolü için “Tuba Ünsal ancak güzel ve cici kız rolü oynayabilir önyargısını kırmak için fırsat oldu” diyor.

1980 ihtilalini konu alan “Bu Kalp Seni Unutur mu?” dizisinde yaşanan olaylardan bihaber, erkek arkadaşının peşinden sürüklenen Gülümsün karakterini canlandıran Tuba Ünsal, bu hafta vizyona giren ve başrol oynadığı sinema filmi “Suluboya”nın galasından önce Milliyet'le konuştu. Ünsal, bundan önce bir kez İstanbul’u bir kez de Türkiye’yi terk etmeye karar verse de ilkinde Yılmaz Erdoğan ikincisinde de Tomris Giritlioğlu’nun teklifleri yüzünden taşınmaktan vazgeçmiş.

“Bu Kalp Seni Unutur mu?”daki performansıyla birçok övgü aldığını söyleyen genç oyuncu “Bu rolle güzel kız başrol oynar önyargısını kırdım” diyor.


Bu sezon “Bu Kalp Seni Unutur mu?” dizisinde rol alıyorsunuz. Projeye nasıl dahil oldunuz?
Diziye sonradan dahil oldum dikkat ettiysen dizinin tanıtım filminde de yokum. Gerçi bunu biraz da kasıtlı yaptık. İnsanlar beni fragmanlarda görünce şaşırsın istedik. Başarılı da olduk. Tomris hanımla yolum zamanında Yılmaz Erdoğan’la olduğu gibi çok garip bir anda kesişti. Tam New York’a taşınmaya karar vermiştim ve yine valizlerimi hazırlıyordum ki “Bu Kalp Seni Unutur mu?”nun senaryosu geldi. “Hayat sen plan yaparken başından geçenlerden ibarettir” derler ya. Bu kesinlikle doğru.

“Türkiye’de sinema oyunculuğu için okul vardı da biz mi gitmedik?”

Dizi Türkiye tarihinde çok önemli bir dönemi konu alıyor. Bu rol için özel bir hazırlık yaptınız mı?
“Vizontele Tuuba” da 80’lerde geçiyordu. O zaman hazırlık için Erdal Öz’ün “Gülünün Solduğu Akşam” kitabını okumuştum. Şimdi yeniden okumaya başladım. Her sayfayı gözlerim dolarak okuyorum. Ne kadar utanç verici bir dönemmiş.

Siz alaylı bir oyuncusunuz. Bunun negatif etkilerini yaşadınız mı?
Yaşadığım zamanlar oldu. Türkiye’de insanlar konservatuvar mezunu değilseniz size “Sen oyuncu değilsin” şeklinde bir baskı uyguluyor. Dile getirmeseler de hissediyorsunuz. Ben de şunu soruyorum: Türkiye’de sinema oyunculuğu için okul vardı da biz mi gitmedik? Konservatuvarlarda tiyatro oyunculuğu eğitimi veriliyor. “Bu Kalp Seni Unutur mu?”da Melis (Birkan) ve Berrak (Tüzünataç) ile oynuyoruz. Üçümüzde alaylıyız ve bence gayet iyi iş çıkarıyoruz.

Dizide canlandırdığınız Gülümsün nasıl bir karakter?

Öncelikle bana Gülümsün karakterinin teklif edilmesinden dolayı çok mutluyum çünkü ilk defa bir yan rolde oynuyorum. Bence bu Tuba Ünsal ancak güzel ve cici başrol kızı olabilir önyargısını kırmam için iyi bir fırsat. Gülümsün çok naif bir karakter. Hayatının merkezine sevgilisini oturtmuş ve yıllarını onun için harcamış.

Evlenip çoluk çocuğa karışmak tek hayali. Onun için mutluluğun tanımı bundan ibaret. Dizide 12 Eylül dönemi birçok farklı açıdan inceleniyor. Gülümsün de apolitik gençleri simgelediği için önemli. Ayrıca ilerleyen bölümlerde onun değişmesine, kendini ve romantik hayallerini sorgulamaya başlamasına şahit olacağız.

“Profesyonel anlamda ilk işim oyunculuktu”

Oyuncu olmaya ilk karar verdiğiniz zamanı hatırlıyor musunuz?
Ailemin “Kızımız sanatçı olsun. Oyuncu olsun” diye bir yönlendirmesi olmadı. Planlı programlı hareket eden biri değilim. İzmir’de işletme okurken babama “Biraz İstanbul’a gitmek, orada takılmak, para kazanıp yapacağım işe karar vermek istiyorum” dedim ve çıktım, geldim.

İstanbul’a gelir gelmez modelliğe mi başladınız?
Profesyonel anlamda yaptığım ilk iş oyunculuktu. Turkcell’in reklam kampanyasında yer aldım ardından da geçimimi sağlamak için modelliğe başladım. Bu sırada oyunculukla ilgili çalışmalara devam ettim. Kartal Sanat Tiyatrosu Rıfat Ilgaz sahnesinde hem kursa katıldım hem de Ruhi Sarı ile birlikte bir oyunda oynadım. Ruhi’den oyunculuk adına çok şey öğrenmişimdir.

“Yılmaz Erdoğan’ın teklifi hayatımın dönüm noktası”

Tek başına İstanbul gibi hareketli bir şehirde yaşamak zor gelmedi mi?
Gelmez olur mu? Hem hayatı, hem İstanbul’u hem de genç kızlığımı aynı anda keşfettim. Anladım ki ailem başına buyruk hareketlerime alışık olsa da konu komşu, mahalleden Ahmet, Mehmet amca pek değilmiş. O dönem hayatımı fazlasıyla şeffaf yaşadım ve çok tepki aldım. Babam epey üzüldü. Bana çok güveniyordu ama insanların kızı hakkında bu kadar fazla fikir sahibi olmasından mutsuzdu.

Her şeyi bırakıp İzmir’e geri dönmek istemediniz mi?
İstedim ama valizlerimi toparlamaya başladığım hafta Vizontele Tuuba geldi ve kaldım. Bu nedenle Yılmaz Erdoğan’ın teklifi için rahatlıkla hayatımın dönüm noktası diyebilirim.

“Çarkıfelek’te çalıştım çünkü satın almak istediğim tablolar vardı”

Bu akşam “Suluboya” filminizin galası var. Nasıl bir proje bu?
“Suluboya” çok deneysel bir iş. Yapımı üç yıl sürdü. Fotoğraf makinesiyle kare kare çekilen bir filmden bahsediyoruz. Yönetmenimiz Cihat Hazardağlı daha sonra tüm o kareleri özel bir teknikle teker teker boyadı. Tam bir deli işi. Yapım sırasında maddi sıkıntı çektik. Cihat pes etti. Son noktada oyuncular olarak hepimiz cebimizden para koyup işi bitirdik. Bir anlamda filmin yapımcısı da sayılırız.

“Suluboya” neyle ilgili bir film?
Çok naif bir hikayesi var. Sanat ve aşkın iç içe anlatıldığı bir film. Ben Lorena diye bir sokak ressamını canlandırıyorum. Konu da Lorena’nın ona âşık 11 yaşındaki Marco’ya hayatı, sanatı ve aşkı öğretmesi. Filmi İngilizce çektik. Ben İtalyan aksanıyla İngilizce konuşmaya çalıştım. Bağımsız bir projeydi bu yüzden desteklediğim için mutluyum. Öyle işleri kendime yakın buluyorum.

Bir dönem Çarkıfelek gibi popüler bir yarışmada hosteslik yaptınız. Bu bir çelişki değil mi?
Çarkıfelek döneminde iki günde diziden kazandığım paranın iki katını kazanıyordum. Tek yaptığım Türkiye’nin en başarılı komedyeninin esprilerine gülüp kutulara dokunmaktı. Üstüne para almam komik değil mi? Her neyse, o dönem paraya ihtiyacım vardı çünkü satın almam gereken tablolar vardı. Haftada maksimum iki gün çalışmak istiyordum çünkü babam hastaydı. Kısacası Çarkıfelek doğru işti. Ayrıca benim yapım bu. İçimden ne geliyorsa onu yapıyorum. Chloe Sevigny çok beğendiğim bir isimdir. O da popüler dizilerde oynar, sanatla ilgilenir, aktivist bir yanı vardır, etrafında olan bitene karşı duyarsız değildir. Tam bir mozaik. Kendimi ona benzetiyorum. Benim hayatım da mozaik gibi. Bugün “Suluboya” gibi deneysel bir filmde oynuyorum, dün Çarkıfelek’teydim yarın yine New York’a taşınabilirim ya da Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde kadın hakları için soyunabilirim.

“Annelik kadın olmakla ilgili bir mesele. İmzaya gerek yok”

Aşk sizin için ne kadar önemli? Gülümsün gibi “Aşksız yapamam” diyenlerden misiniz?
Ben hiçbir zaman Gülümsün’ün yaptığı gibi sevdiğim adamı hayatımın odak noktasına oturtmadım. Bir dönem medyada sevgi kelebeği gibi lanse edilsem de bu gerçek değil. Benim için birinci planda hep hayallerim ve kariyerim vardı. Hâlâ da öyle. Bunlara rağmen aşksız yaşayamam. Ateşli aşk savunucularından biriyim. İnsanlar “Aşkı hayatın boyunca koruyamazsın. Evlenince bir dönem sonra bitecek ve sevgiye dönüşecek” diyor. O halde ben neden aşkı şimdiden terk edeyim? Heyecan, tutku ve aşk hücrelerimi yeniliyor. Bundan neden vazgeçeyim?

O halde ikinci bir evliliğe de çok sıcak bakmıyorsunuz...
Etrafımda evlenip çoluk çocuğa karışan arkadaşlarım var. İnan onlara hiç imrenmiyorum çünkü benim hayatım çok daha eğlenceli. Evlilik ve çocuk arasında bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Annelik kadın olmakla ilgili bir mesele. Babam yaşarken onu üzmemek adına “Anne olmak istersem bir kez daha imza atarım” diyordum ama artık gerek yok.

Beni patates kızartmasıyla kandırabilirsin”

Özel güzellik reçeteleriniz var mı?
Hayır bu konuda çok kötüyüm. Makyajımı silmeden uyuduğum zamanlar çoktur. Hatta geçenlerde vücut kremini yanlışlıkla yüzüme sürmüşüm.

Formunuzu nasıl koruyorsunuz?

Günde beş öğün abur cubur yiyorum ama kilo almıyorum. En sevdiğim yemek patates kızartması. Küçük kızları elma şekeriyle kandırırlar ya beni de patates kızartmasıyla kandırabilirsin. Spor yapmıyorum. Ama pilates yapan  kadınlara da özeniyorum.

Moda ile aranız nasıl?
Koleksiyona başladıktan sonra alışverişe para harcamamaya başladım. Annem “Gençsin kızım ne giysen yakışır” der. Öyle yapıyorum. Mango ve Zara ağırlıklı kıyafetlerim var. Alışveriş yapmasam da taktir ettiğim markalar var. Çantada Hermes’i beğenirim. Chanel’e de her zaman para veririm çünkü o bir klasik ve yıllarca kullanılabiliyor.

“Tanınmak gereksiz bir baskı ve kısıtlamayı da beraberinde getiriyor”


Çok dostunuz var mı?
İnsanlara güvenmeden yaşayacağıma kazık yemeyi tercih ederim. Çok ünlü arkadaşım yok. Meşhur hayatı yaşamadığım için arkadaşlarım da normal insanlar.

Meşhur olmanın sizin için anlamı ne?
Bizim ülkemizde herkes bir şekilde ünlü. Andy Warhol’un “Herkes bir gün 15 dakikalığına şöhret olacak” diye bir lafı var. Bu bence Türkiye’ye çok uyuyor. Kalabalıklar tarafından tanınmak gereksiz bir baskı ve kısıtlamayı da beraberinde getiriyor.

“Boş zamanımda galeri ve müzayedeleri geziyorum”

Yalnız kaldığınızda neler yaparsınız?
Boş zamanlarımı müzayede ve galerileri gezerek geçiriyorum. Resim ve bronz heykel koleksiyonumu oluşturmaya çalışıyorum. En beğendiğim sanatçı Haluk Akakçe. Haluk yakın arkadaşım. En son onun bir işini satın aldım.

ETİKETLER

haber