Politika

Gül: Erdoğan'la profesyonel bir ilişkimiz var

Abdullah Gül, 'Kadim dostum' dediği Tayyip Erdoğan'la Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak profesyonel bir ilişkileri olduğunu söyledi

02 Ocak 2009 02:00

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan'la Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak profesyonel bir ilişkileri bulunduğunu söyledi. Erdoğan'la 1968'den beri arkadaşız olduklarını belirten Gül, bu kadim dostluklarının baki olduğunu ifade etti.
Gül, atv Haber Genel Yayın Yönetmeni Fuat Uğur ve Sabah yazarı Yavuz Baydar'ın sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Gül'ün 2009'da yaptığı ilk röportaj şöyle:


* 2009 için rektör atamaları ve Anayasa'dan başlayarak Türkiye'nin iç meseleleriyle ilgili öngörüleriniz neler?
- Ben üniversitelerde yeni bir dönem açılması gerektiğine inanıyorum. Bu yeni dönem dediğim; yine yanlış anlaşılmasın, ülke meseleleriyle, siyasetle ilgilenmeyen, susturulmuş üniversiteler dönemi değil. Onlardan en büyük beklentimiz ülke meselelerinin aşılmasına da katkı sağlamalarıdır. Ama üniversitelerimizin günlük siyasetin bir platformu olmamasını ve Türkiye'nin gücüne güç katacak hamleleri yapmasını arzu ederim. Onun için üniversitelerin bütün güçlerini kendi misyonlarına yoğunlaştırmaları gerektiğine inanıyorum. Bu çerçevede rektör seçimleriyle ilgili yetkilerimden vazgeçebileceğimi geçenlerde söyledim. Tabii, bir değişiklik gerekiyor. Bir Anayasa değişikliği... Arzu ederim ki Türkiye 2009'da, daha kapsamlı, herkesin içine girebileceği bir anayasa değişikliği çalışmasını gerçekleştirebilir. Burada en önemli konu usuldür, metottur. Ben aslında anayasanın nasıl olacağıyla ilgili herkesin kafasında iyi kötü aynı şeylerin olduğunu anlıyorum. Çünkü iktidar olsun, muhalefet olsun, hazırladıkları taslaklara baktığımda, nelerin değişmesi gerektiğini görüyorum. Bütün anayasa taslaklarını şöyle masanın üstüne koyduğumuzda o kadar çok ortak konu var ki! En önemli, en temel meselelerde ortak anlayış var aslında. Onun için konunun, güzel bir usulle, daha sakin ve katılımcı bir şekilde, polemik konusu yapılmadan, günlük siyasi meselelere karıştırılmadan dikkatli ele alınmasını tavsiye ederim.

'Ben iyimserim'

* Bu konuda iyimsersiniz ama Anayasa Mahkemesi'nin 10'uncu ve 42'nci maddelerle ilgili kararı Anayasa'nın Meclis tarafından herhangi bir şekilde değiştirilmesini mahkemenin vesayeti altına soktu.
- Her şey aşılabilir. Yeter ki böyle güzel bir anlayış, çalışma ortamı olsun. Ortaya çıkmış bütün taslaklara bakın. Demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, özgürlüklerle ilgili temel meselelerde aslında hepsi ortak noktadalar. O bakımdan ben iyimserim.

* Kapatma davası, terör ve ekonomik kriz yüzünden '2008 Türkiye için kayıp bir yıl olmuştur' diyenler var.
- Bunların muhakkak ki bir tahribatı oldu. Gerçekleri saklamanın anlamı yok. Büyük resme baktığımızda Türkiye'nin ileri gittiğini ve güçlendiğini, bu olumsuzluklar olarak gördüğünüz şeylerden bile güçlenerek çıktığını söyleyebilirim. Türkiye gerçekten büyük bir ülke. Elbette kendine has problemleri var. Ama Türkiye büyük bir olgunluk içerisinde bu problemlerini aşma yolundadır. Tartışmaları da olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak görüyorum. Hatta şimdi bazen en zengin ülkelerde tartışılan, yani marjinal gibi gözüken bazı konular bile Türkiye'de tartışılmaya başlandı. Bunlar aslında iyi şeyler.

'Başbakanla aramızda kavga yok'

* Başbakan Erdoğan'la kadim bir dostluğunuz var. Özellikle Cumhurbaşkanı olduğunuzdan beri "Araları biraz soğudu, uzaklaştılar, fikir ayrılıkları ortaya çıktı" gibi söylentiler ortaya atılıyor. Bunlara bir nokta koymak istiyor musunuz?
Tayyip Bey ile biz 1968'den beri arkadaşız. O bakımdan kadim arkadaşız tabii ki. Ayrıca, en son beş-altı senemiz de nasıl geçti bütün Türk kamuoyunun gözü önündedir. Ve bu dostluğumuz muhakkak ki bakidir bizim. Sayın Başbakan'la, ben Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu hukukumuzun ve profesyonel ilişkilerimizin devamında gayet dikkatliyiz. Ama, Sayın Başbakan'la Cumhurbaşkanı arasında kavga, itişme, kakışma, birbirini iğneleme, basın üzerinden birbirine bir şey söyleme -eğer bunlar arzu ediliyorsa- bunların hiçbirisi söz konusu değildir, olmayacaktır da. Biz kendi konumlarımızın farkındayız. Konumlarımızın gereğini de hakkını vererek yerine getiriyoruz. Yazılanları görüyorum zaman zaman, bunları da normal karşılıyorum. Çünkü, hür bir basının olduğu bir ülkede, açık toplumda, bazen bunlar ciddi zannedilerek yazılabilir.

* Küresel mali krize geçelim. Türkiye'ye de geldi. 2009'da Türkiye'de ne olmalı bunu atlatabilmek için?
-1929'dan bu yana nerdeyse 100 yıldır yaşanan en büyük ekonomik kriz. Yani bir deniz düşünün öyle büyük bir fırtına, dalga var ki, bu fırtına o denizdeki bütün gemileri sallıyor. Tabii ki Türkiye de bu denizde olduğuna göre, Türkiye gemisi de dalgalanıyor. "Dalgalanmayacak" demek mümkün değildir. Önemli olan tedbirini alıp da böyle günlere gemiyi hazırladın mı, gemi sağlam mı değil mi? Hepimiz memnuniyetle ifade edebiliriz ki Türkiye bu dalgalara hazır yakalanmış oldu. Şimdi bu sallanan gemi içinde dolaplar açılmasın, dökülmesin, tabaklar kırılmasın, ranzalar darmadağın olmasın, bunun tedbirini almak gerekir. Bununla ilgili de gördüğüm kadarıyla bir çok şeyler yapılıyor. İcranın başindaki kurumlar, resmi devlet kurumları, başta hükümet olmak üzere, işadamları, yani işverenler ve sendikalar, hepsinin kol kola ve el birliği içinde olması gerekir. 

'Panik yaratmamak gerekir' 

Herkesin tam dayanışma yapması gerektiği bir süreci yaşiyoruz. Kim bencillik yaparsa hep beraber kaybederiz. Bankaların çok dikkatli olması gerekir. Para yatıranlar, bankalar ve bankaların para verdiği şirketler, bu da bir zincirdir, nerede bir hastalık olursa yine üçü birden batar. Onlar da bencil olmasın. Dikkatli olmak ayrıdır, panik yaratmak ayrıdır. Bir panik yaratmamak gerekir, ama hiçbir şey yokmuş değil. Gemi sallanıyor. Bir taraftan psikolojiyi sağlam tutmak gerekiyor, panik yaratmamak gerekiyor. Diğer taraftan da herkese güven verecek bir şekilde yapılanların izah edilmesi ve tedbirlerin anlatılması gerekir. 

'Özür' ilişkileri olumsuz etkiledi

* 1915 olayları ile ilgili özür kampanyası tartışmalara yol açtı. Siz de dediniz ki, "Bu bir ifade özgürlüğü meselesidir." Bu kampanya, Türkiye ile Ermenistan arasındaki diplomatik süreci etkiler mi?
Açık konuşmam gerekirse olumsuz etkiler. Ama birisi bu ülkede bir şey yaparken devletten, kurumlardan izin alarak yapmıyor. Neticeleri açısından bu son tartışmalara baktığımızda ben bunların olumlu katkısı olduğu kanaatinde değilim. Beğendiğimiz veya beğenmediğimiz, sevdiğimiz veya sevmediğimiz, desteklemediğimiz hatta karşısında mücadele ettiğimiz fikirler şiddet amaçlı değilse konuşulabilir. Ama, bazen konuların hassasiyeti nedeniyle birdenbire kutuplaşmalar çok büyük boyutlara ulaşıyor. O bakımdan ifade özgürlüğü ile ilgili sözlerim de çarpıtıldı.

* Irak Devlet Başkanı Talabani'nin teklifiyle PKK'nın tasfiye edilmesi sürecinde ciddi adımlar atılmaya başlandığı izlenimi var. Bu konuda çok inisiyatifli davranıyorsunuz. Yol haritası nedir? Bizden ne tür adımlar bekliyorlar? Biz neler istiyoruz?
- Türkiye'de teröre gerekçe gösterilecek hiçbir şey yoktur, bunun altını özellikle çiziyorum. Bu, anayasamıza göre de, fiilen de böyledir. Türkiye'de bütün vatandaşlarımız birbirine eşittir. Bölücü terörün zaman zaman saldırılarının artmasının bir sebebi komşudan faydalanıyor olmasıdır. Elinde silah olan, "Ben silahla devlete karşı mücadele ediyorum" diyenle muhakkak ki -çok daha güçlü silahla- mücadele sürecektir. En önemlisi de şudur: İzole etmek... İzole etmenin yolu da yine demokrasidir. Çözüm olmuyor ama onları izole ediyor. Tabii bunlar madem ki Irak'ta, Türkiye Irak'la da ilişkilerini geliştirecektir. Yaptığımız görüşmelerde Talabani ve Barzani'nin de farklı bir söylem geliştirmeye başladıklarını görüyorum. Çünkü bunun onlara da bir faydası yok.

ETİKETLER

haber