Yaşam

Gazeteciler İlhan Selçuk'u yazdı...

Gazeteciler Ali Sirmen, Oktay Ekşi, Hikmet Bila, Altan Öymen ve Hikmet Çetinkaya değerlendirdi.

22 Haziran 2010 03:00

T24 - Oktay Ekşi: Hiçbir haksızlık ve hiçbir işkence onu inandığı idealler için verdiği kavgadan vazgeçiremedi, Ali Sirmen: İnsanın yaşamının kendi yonttuğu bir heykel olduğunu söylerdi hep.
   
Gazeteciler Ali Sirmen, Oktay Ekşi, Hikmet Bila, Altan Öymen ve Hikmet Çetinkaya değerlendirdi.

Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk'un dün yaşamını kaybetmesinin ardından bugün köşe yazarları Selçuk'a veda yazıları yazdılar.

Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi, "Mükemmel bir analiz yeteneğiyle Atatürkçülerin ışık ve enerji merkeziydi. Hiçbir haksızlık ve hiçbir işkence onu inandığı idealler için verdiği kavgadan vazgeçiremedi" derken, Milliyet'ten Hasan Cemal, Selçuk için "Yaşamayı seven, esprisi olan, fena halde zeki, çok kurnaz, iradesi güçlü bir insandı" dedi.

Cumhuriyet'ten Ali Sirmen, "Yazı masasının başında, gazetede, dost ilişkilerinde, ya da işkence altında o hep, aynı sabrı; aynı yılmaz irade ile o “adam”ın heykelini yonttu." yorumunda bulundu.

Milliyet'ten Melih Aşık da, "İktidarlar onu hiç sevmedi. Çünkü O: Cumhuriyet’in, demokrasinin, laikliğin, aydınlığın yılmaz savunucusuydu... Paranın satın alamayacağı, korkunun susturamayacağı adamdı. Başbakanların uçaklarına binmez... Onların sofralarına oturmaz... Paraya pula, iltifata teslim olmazdı." diye yazdı.



İşte İlhan Selçuk'a veda yazıları...


Oktay Ekşi Hürriyet

İlhan Selçuk için

Selçuk, fevkalade güçlü bir kalem, mangal gibi bir yürekti.

Mükemmel bir analiz yeteneğiyle Atatürkçülerin ışık ve enerji merkeziydi. Hiçbir haksızlık ve hiçbir işkence onu inandığı idealler için verdiği kavgadan vazgeçiremedi.

Nitekim mücadele ideal arkadaşlarından bazılarını bu yüzden derin bir acıyla bağrına gömdü.

Çünkü bu tiplerin en önemli meselesinin, kendi kişisel huzurları olduğunu görmek onu, karşıtlarının ahlaksızlığından ve engellerinden daha çok yaraladı.

Bu “eyyamcı”ların sade suya tirit yazılarla sütun doldurmasını üzüntü ile saptadı ama -bildiğimiz kadarıyla- yüzlerine hiç vurmadı.

...

Selçuk, iyi bir fikir savaşçısının sesini yükseltmeye ihtiyacı olmadığını gösteren en iyi örneklerden biriydi. Sessiz, sakin bir adamın iyi bir hatip olabileceğinin kanıtı, zarafetle mücadelecilik arasında çelişki olmadığının anıtıydı.

Yaşarken bir ışık topuydu. Gitti ama ışığı sönmedi.


Ahmet Hakan Hürriyet

İlhan Selçuk’la bir kez görüştüm

Sonbahardı... Yağmurlu bir akşam...

Mecidiyeköy’de akşamları da açık olan salaş bir esnaf lokantasında buluşmuştuk İlhan Selçuk’la.

Cumhuriyet’ten birkaç arkadaşı eşlik ediyordu kendisine.

Sağlık sorunlarına karşın mütevekkil bir gülümsemeyle bakıyordu etrafa.

Bana “Seni benimle görürlerse Ergenekoncu derler, ona göre...” diye takılmıştı.

Hep beraber gülüşmüştük.

Öyle kibar, öyle içten, öyle alçakgönüllü, öyle yumuşak, öyle muhabbet ehli, öyle değer veren, öyle delikanlı, öyle esprili, öyle vakur, öyle egemen, öyle halim selim bir hali vardı ki...

Hemen ısınmıştım kendisine.

* * *

Bir kere ben “Yazının bir mimarisi vardır” cümlesini ondan öğrendim.

“Ödünsüzlük” denilen olgunun erdemini de. Yıllarca yazıyla ayakta kalınabileceğini de ondan öğrendim, kaç yaşına gelirsen gel hep “delikanlı” olunabileceğini de.

“Etrafındakileri sadece bir tılsımla değil, ancak başka tür özelliklerin varsa etkileyebilirsin” hükmünü de ondan öğrendim. Vursalar bile düşünmeyi. Vursalar bile düşündüğünü ifade etmeyi.

İnat etmeyi. Sebat etmeyi. Bir duruş sergilemeyi...

Hepsini ama hepsini ondan öğrendim.

Eh, bunlar da az şey değildir sanırım.

Ali Sirmen Cumhuriyet

Kendi heykelini yontan adam

İlhan Selçuk, insanın yaşamının kendi yonttuğu bir heykel olduğunu söylerdi hep.

Ve kendi yaşamını da bu sözlerine uygun sürdürdü.

Yazı masasının başında, gazetede, dost ilişkilerinde, ya da işkence altında o hep, aynı sabrı; aynı yılmaz irade ile o “adam”ın heykelini yonttu.

85 yıllık yaşamda, sabırla, azimle, sevgiyle, özenle yontulan heykelde somutlaşan bu “Adam” nasıl biriydi?

Aydınlanmaya inanmış, onun ışığını yaymaya kendini adamış...

Cumhuriyet devriminin kazanımlarını benimsemiş, onun ilkelerini özümsemiş...

Bağımsızlıkdan, emekden yana tavrını koymuş...

Her zaman dikkat çeken, kendini kabul ettiren kişiliğini öne çıkarmayı fazla sevmeyen...

Sade yaşamı benimsemiş olan...

Paraya, ikbale iltifat etmeyen...

Mücadeleden yılmayan, ödünsüz...

Siyasal mücadelede, kavgadan kaçmazken, insan sevgisini unutmayan.

İnsanlar arasında dostları olan, yakınları için dostluğu değerli olan...

Atatürkçülerin, bağımsızlıkçıların, emeğin dostu olan...

Bükülmeyen, ama bağırmadan mücadele eden, ödünsüz, ama sevgi dolu...

Kendine saygısını yitirmeyen...

Cumhuriyet’teki dostlarının, çevrenin İlhan abisi olan...

Onurlu bir adamın heykeliydi ortaya çıkan.

İlhan Selçuk’un 85 yıllık yaşamında yoğurduğu yapıt tek kelimeyle “Adam”dı.

Heykel tamamlandı, daha heykeltıraşın yapacakları bitmeden...

Heykeltıraş yok artık. Yoğurup yonuttuğu adam ise hep örnek olarak karşımızda duracak.



Mehmet Tezkan Milliyet

Güle güle İlhan ağabey..

...

Anı derseniz en mutlu olduğum an şuydu..

Yanılmıyorsam bir yıl kadar önceydi.. Emre Kongar ile karşılaşmıştım.. Emre Hoca, “Geçen gün İlhan’la kulaklarını çınlattık, yazılarını seviyor üslubunu da beğeniyor” dedi..

Duyduğum en güzel sözdü..


Melih Aşık Milliyet

İlhan Ağabey...

...

İktidarlar onu hiç sevmedi. Çünkü O:

Cumhuriyet’in, demokrasinin, laikliğin, aydınlığın yılmaz savunucusuydu...

Paranın satın alamayacağı, korkunun susturamayacağı adamdı.

Başbakanların uçaklarına binmez...

Onların sofralarına oturmaz...

Paraya pula, iltifata teslim olmazdı.

Kalemini kılıçtan daha keskin kullanır...

Halkın ve ulusun onurunu bir şövalye zarafetiyle savunurdu...

Bir dostunun deyimiyle: “İlhan Selçuk için onurlu, dürüst, haysiyetli, demokrat, devrimci gibi sıfatları sıralamaya gerek yok. Tüm bu sıfatlar için bir İlhan Selçuk demek yeter”di.

Onun gece yarısı adi suçlu gibi karakola çekilmesinin sebebi açıktı;

Onun yolundan gideceklere gözdağı vermek, yurtseverlerden intikam almak...

Onun fikirle ve kalemle yenilmeyeceğini iyi biliyorlardı... O yüzdendi ömrünün sonlarında reva görülen yüz kızartıcı hoyratlık... Ama nafile... Cumhuriyet’in bu ışık saçan dehası önümüzdeki yıllarda da gençlerin yolunu aydınlatacak, soylu insanlara örnek olacaktır... Sonsuz saygıyla.



Fikret Bila Milliyet

İlhan Selçuk’un ardından

...

Adı Cumhuriyet’le özdeşleşmişti. Ömrünü Anadolu Aydınlanması diye isimlendirdiği Atatürk ilke ve devrimlerini, Cumhuriyet değerlerini anlatmaya, aydınlatmaya verdi.

Yarım asırlık çizgisini hiç kırmadı, eğip bükmedi. İnandığı gibi yazdı, inandığı gibi yaşadı.

Türkiye, Ziverbey Köşkü’nü onunla öğrendi. 12 Mart döneminde 9 Mart 1971 askeri müdahale girişimine katıldığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Ziverbey Köşkü’nde işkence gördü. Türkiye işkenceyi İlhan Selçuk’un, “Ziverbey Köşkü” kitabıyla öğrendi. Ziverbey Köşkü’ndeyken verdiği ifadede her cümlesinin sondan ikinci sözcüğünün baş harfleri sıralandığında “işkence altındayım” ifadesi okunuyordu. Akrostiş adı verilen bu yazım yöntemiyle işkence altında olduğunu Türkiye’ye duyurmuştu.

Yargılandığı Madanoğlu davasından beraat etti. İşkencecisiyle oturup konuşacak; ona empatiyle yaklaşacak kadar olgun bir kişiliği vardı.

İlhan Selçuk, Ergenekon davasından aklandığını görmek istiyordu. Hastanede yakınlarına, “Aklandığımı görmeden gitmek istemiyorum” dediği biliniyordu. Ancak davanın sonucunu göremedi.


Mehmet Barlas Sabah

İlhan Selçuk ile bir dönem daha geçmişe karıştı...


 

ETİKETLER

haber