Politika

'Fatsa meselesinde Türkiye solu körlük içerisinde'

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez, Gezi Parkı'nı, Fatsa'yı ve HDP ile ittifaklarını anlattı...

29 Mayıs 2014 20:17

Gezi Parkı direnişi 1 yaşında… Kentin ve doğanın haklarının öne çıktığı bu direnişten sonra Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi neden siyasi sıçrama yaşayamadı?

Aslında Türkiye’de, Gezi bizim siyasal çıkışımızı doğrulayan bir toplumsal isyandı. Ama gerek Gezi’de sapla samanın birbirine karışması gerekse bizim daha başlangıç sürecinde emekleyen bir parti olmamız bazı dezavantajlar üretti diye düşünüyorum. Ancak yürüyüşümüz açısından önemli sonuçlar gördüğümüz bir süreç oldu. Partimiz için öğretici ve önümüzü görmekte daha pratik bir deney üzerinden yol alabileceğimiz bir toplumsal pratik olması açısından bizim için çok iyi oldu.

Gezi Parkı’ndan hangi dersi aldınız?

Gezi Parkı’nda partimiz açısından önemli deneyler pratiklediğimizi söyleyebilirim. Toplumsal muhalefet alanında çoğulcu ve katılımcı demokratik bir süreç açısından önemli ipuçlarını görme şansımız oldu. Geleneksel sol anlayış ile yeni ve daha özgürlükçü sol anlayış arasındaki çatışmayı ve tarz farklılığını her düzeyde yaşadık. Bir tarafta öğreten ve ağabeylik rolündeki örgütlü sol, diğer tarafta her düzeyde kendisini ve farkındalığını gösteren yeni ve daha dinamik bir gençlik kalkışması ve isyanı… Bu isyan sadece iktidardaki partiye, onun otoriter ve buyurgan tarzına değil, siyasetin bütün aktörlerine mesajlar içeren bir isyandı. Biz kendi açımızdan almamız gerekeni aldık ve şapkayı önümüze koyduk. Buyurgan ve öğreten bir dille değil, öğrenen ve soran bir tarzla siyaset yapmamız gerektiğine bir kez daha inandık.

Gezi Parkı'nda açığa çıkan potansiyelin seçimlerde CHP'ye yöneldiğini düşünüyor musunuz?

Evet, büyük bir çoğunlukla. AKP karşısındaki hegemonik ana akım siyasete, CHP'ye yöneldi. Bu doğal bir sonuçtu. Çünkü son yıllarda her türlü toplumsal tepki bir şekilde manipüle edilerek bu ana akım siyasetin kör muhalefeti içinde etkisiz hale getirilmektedir. Zaten Gezi’de ilk 2-3 günden sonra isyana ruh veren esas çoğunluğun geri çekilmesinde bu manipülatif siyasetin etkisi oldu diye düşünüyorum. Muhalefetin ihtiyacı olan daha özgürlükçü ve pozitif siyaset bir türlü bu ana akım muhalefet hattını yaramıyor ve biz bunun faturasını AKP'nin her defasında politik yükselilişiyle yaşamak zorunda kalıyoruz. Ne yazık ki, son yerel seçimlerde de bu tablo değişmedi.

Neydi bu manipülasyon?

Eski rejimin asli sahip aktörleri, toplumun laik hassasiyeti olan kesimlerini, inançlarından dolayı dışlanmış alevi toplumunu ve AKP’den kaygı duyan kitleleri ciddi bir basınç altında tutarak siyasi planlarının kitle tabanı olarak konsolide etmek istiyorlar.
 
AKP ve CHP hatlarındaki ana akım siyasetin dışında bir de HDP var. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi de bu birliğin içinde yer alıyor. HDP'yi nasıl tanımlıyorsunuz?

HDP, Türkiye’de uzun yıllardır birleşik ve örgütlü bir mücadele açısından bir başka eşikte ve başka örgütsel ihtiyaçlar üzerinden ortaya çıkmış bir proje. Biz özgürlükçü solcular öteden beri artık emek, kimlik ve demokrasi mücadelesinin birleşik bir politik projede toparlanması gerektiğini düşünüyorduk. Bunun için değişik eşiklerde ve değişik biçimlerde kimi arayışlarımız oldu. Bulunduğumuz eski partilerimizde bunlara dair birçok politik hamleleri görmek mümkündür. Bugün HDP'ye olumlu bakıyoruz. Elbette sürece dair kendimize has önerilerimiz ve kimi eksik gördüğümüz yanlar olmakla birlikte bu yürüyüşün sürdürülmesi gerektiğini ve deneyimlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Önceden içinde bulunduğunuz partiler EDP ve ÖDP. Emek, kimlik ve demokrasi mücadelesini eklemlemeye çalıştığını iddia ettiğiniz HDP'nin daha önceki deneyimlere benzeme riski var mı?

Bu partilerin hepsi kendi zamanlarında önemli işler gördüler. Ama hepsi kendi zamanında anlamlı ve önemliydi. HDP için birebir aynı akıbeti öngörmem mümkün değil. ÖDP, 80 sonrası süreçte solun birliği açısından bir ihtiyacı karşılamış ve çok büyük heyecan yaratmıştı. Ama işin sadece bir sol birlik meselesi olmadığı yaşanan uzun süreçten sonra anlaşılmış oldu. Esasa dair, güncel siyasal sorunlara yanıt üretirken kendini aşamama hali hep ÖDP'nin ayağına dolaştı. Ve sonuçta bilindik süreçler yaşandı. Şimdi ne yazık ki, o proje tırnak içinde solun bir geleneksel ilişkisinin kendi kendine maç yaptığı bir sığınak limanı oldu.

EDP ise iyi niyetli; ama kuruluş gerekçesiyle kurucu aktörleri arasında bir uyum olmadığının görüldüğü bir proje olarak tarihe geçti. Ancak hiçbir şey deneyimlenmeden ya da pratik olarak yaşanmadan sağlıklı görülemiyor ne yazık ki. HDP açısından sürecin aynı değil ama benzer riskler taşıma ihtimalini es geçmeden, daha sağlıklı ilerletilebileceğini düşünüyorum. Nedeni ise arkamızda bıraktığımız deneylerin ışığında sürecin doğru yönetilebilmesi mümkündür. En azından şimdi neyi nasıl yapmayacağımızı biliyoruz. Bugün HDP'yi klasik sol birlik projesine mahkum edersek sonuç hüsran olur.

HDP’yi solun tarihsel deneyimlerinin ışığında, halkçı ve demokrasiyi inşa hareketi ve toplumsal bir seçenek olarak kurgularsak geçmişi aynı zamanda aşan yeni bir iş yapmış oluruz.

Hem kişisel hem politik yaşamınız hakkında soruyorum; babanız Fikri Sönmez'in Fatsa'sından 2014'ün HDP'sine nasıl bir köprü kuruyorsunuz?

Bu ve benzer sorular bana doğal olarak çok sorulmakta. Fatsa ve Fikri Sönmez meselesi benim Fikri Sönmezin oğlu olmamdan öte, hepimizin ortak ve önemli deneyimlerin bulunduğu özgün bir demokrasi deneyimidir. Tarihte sosyalistlerin yarattığı bir deney… Yıllar sonra dünyanın aradığı demokrasi için yıllar öncesinden bir işaret fişeği gibidir. Fatsa bugünkü siyasal dünyalarımızın dar örgüt hayatları içinde hiçbir şekilde silikleştirilemeyecek kadar insanlık açısından özgün bir deneyimdir. Önemli olan Fatsa'nın bu deneyimi nasıl bir yoldan elde edebildiği ve bugün nerelerde yaşam bulabildiğinin görülebilmesidir.

Esasen bugün Kürt Siyasal hareketi, Kürdistan’daki birçok belediyede ve en son Rojava halk devrimi ve bir çok pratik Fatsa ‘fikri’nin o coğrafyada yaşam bulduğunu göstermektedir. Bugün Fatsa meselesinde Türkiye solunun bir körlük içinde olduğunu söyleyebilirim. Kimisi eser benim eserimdir diyerek kıskançlıkla, onu kimseyle paylaşmayarak sakınmaktadır. Kimisi de bu eser, falanca siyasetin eseriyse kıymetli olamaz, gibi bir yaklaşımla meseleye yanaşmaktadır.

Türkiye demokrasiyi Avrupa kriterlerinden değil Fatsa kriterlerinden elde edebilir. Bu anlamda HDP elbette Fatsa deneyini yoğurabilirse bir köprü olabilir. Ben zaten fiili olarak HDP'nin önemli bir bileşeni olan Kürt siyasi hareketinin Fatsa deneyini kendi mücadele pratiğinde değerlendirdiğini düşünüyorum. 

Körlük dediniz. Devrimci Yol geleneğine mi söylüyorsunuz bunu?
Evet, tabii burada Devrimci Yol geleneği akla geliyor. Çünkü o dönem Fatsa'da siyasal mücadelenin dinamosu Devrimci Yol hareketiydi. Devrimci Yol’un Türkiye’deki siyasal mücadeleye en büyük katkıslarının başında Fatsa gelir. Bugün Fatsa'yı kıskançlık ve sakınma halinde değil, onu insanlığın demokrasiye ulaşmadaki önemli dönemeçlerden biri olarak görmek hepimizin sorumluluğudur. Kim ki Fatsayı bu anlamda kendi siyasal korumacılığına alarak bu deneyi insanlığın deneyimlemesinden mahrum eder; işte o siyasal bir körlük içindedir demektir.
Bugün yeni bir devrimci, sol ve demokratik bir yol bulabilmek, insanlığın özgürleşme ve demokrasiyi elde etme mücadelesinde kendi dışındakileriyle de birleşik bir zeminde buluşabilmesiyle olanaklı olur. Soru sadece Devrimci Yolcularla ilgili bir sorun değil. Sorun herkesle ilgili. Sonuçta ben de Devrimci Yol’un fikrileriyle siyasette uzun yıllar durmayı başarmış, ancak onunla yetinmeyen yeni devrimci yollar bulmak için de bireysel özgürlüğümü kullanmış birisiyim.  Siyaset sonuçta sadece gelecek vizyonuyla değil aynı zamanda değerler ve geçmişin deneyimleriyle yapılabilir bir şeydir. Geçmişten geleceğe köprü kurmak istiyorsak, deneyimlerimizle gelecek özlemlerimizi buluşturan ve kendini aşan süreçlere ihtiyacımız var.
 
Geleneksel sol ile tartışmalarınızda ve ÖDP’den kopuşunuzda bahsettiğiniz açmazlar mı vardı?

Evet o süreçte bu açmazlar daha çok belirleyici oldu diyebilirim. Ben ÖDP'nin eski geleneksel bir grubun partisi olmasını hiç düşünmedim. Hatta baştan beride ÖDP'yi sol birlik projesi olarak da benimsemedim. Eski geleneksel ilişkileri, arkadaş ilişkileri üzerinden yeni bir gelecek kuramazdık. Eski dükkanları kapatmış ve çamları devirmiş olan ilişkileri yeniden yan yana getirerek yeni bir siyeset inşa edilemezdi. Geçmiş mücadele deneyimlerini değerlendiren, ancak yeni dünyayı ve Türkiye’yi yeniden okuyan bir siyaset bugün geniş toplum kesimlerinin yeniden umudu olabilir. Şayet eski ilişkilerin muhafaza edilmesiyle bir şey olabilseydi ÖDP gibi bir oluşuma da gerek olmazdı. Ancak zaman içinde eski geleneksel refleksler etkili olmaya başladı ve ÖDP, ÖDP olmaktan çıkmaya başladı. Bizim açımızdan da yol ayrılığı kaçınılmaz oldu.

Artık Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi var ve HDP-HDK içerisinde yer alıyorsunuz. HDP'ye de dışarıdan ''Kürt partisi'', ''BDP'nin devamı'' gibi eleştiriler geliyor. Nasıl karşılıyorsunuz bunu?
Evet, bu yaygın bir algı. Bunun kırılması bir zaman alacak. Zaten geçmişte de ÖDP'de esas olarak Kürt meselesi ve Kürt siyasal hareketiyle kurulacak ilişkilerde kırılmalar yaşamıştık. Bu algı öteden beri vardır. Anadolu’da ve Türkiye’nin batısında aslında bu algıya teslim olan bir siyasal geçmişimiz var. Bunun adını tam olarak koyamadığımız için sol genel olarak bu algıya teslim olmanın politik gerekçelerini üreterek zaman tüketmiştir. Biz, 2007 seçimlerinde Ufuk Uras'ın bağımsız adaylık mevzusunda bir şeye karar vermiştik, desteklemiştik. Artık algılara teslim olarak değil realiteyi görerek ve gereğini yaparak siyaset yapacaktık. Öyle cebimizde bulunan hazır reçetelere bakıp her sıkıştığımızda ‘’Eskiden bu konuda ne demiştik, şimdi şöyle dersek bize ne derler’’ korkusuyla bu ülkede siyaset yapılamayacağına inandık. Bu anlamda bugün de bu algıyla baş etmeden asla solu girmesi gereken girizgaha sokamayacağız. Evet kabul ediyorum. Bugün Kürt siyasetinin de içinde olduğu bir ortak örgütlenme refleksinin batıdaki alıcısı az ve zayıf. Ama bu zayıflığı göze alarak ve bunula başederek ve başararak yeni bir gelecek inşa edilebilir.

Peki, HDP içerisinde kalmaya devam edecek misiniz, yoksa bu projeyi sadece bir seçim ittifakı olarak mı görüyorsunuz?

Partimizde bu meseleyi tartışıyoruz. Baştan beri böyle bir projenin seçimden seçime devreye girecek bir proje olarak kalmayacağını düşünenlerdenim. İçinde bulunduğumuz eşik aynı zamanda bir organik partiye de birçok açıdan olanak tanımıyor. Ben esas olarak, solun ezberindeki parti modellerine bağlı tartışmanın da yanlış olduğunu düşünüyorum. Artık bizim nasıl bir siyaset ve siyaset araçlarını tartışmaya ihtiyacımız var? HDP’deki bütün bileşenler kendi ideolojik önceliklerini koruyarak, ideolojik parti ya da gruplar olarak varlıklarını sürdürebilirler. Bugün HDP ideolojik öncelikler üzerinden değil, politik öncelikler üzerinden kurgulanabilirse ve bu politik önceliğe uygun bir parti ve örgütlenme ihtiyacı tanımlanabilirse sorun olmaz diye düşünüyorum. Politik önceliğimiz bir yere odaklanıyor: Türkiye yeniden inşa ediliyor, eski Türkiye çözülüyor ve yeni Türkiye kuruluyor. Elbette hepimizin gelecek arayışında kimimiz sosyalist bir Türkiye kimimiz başka bir Türkiye arzu edebiliriz. Ama bugün Türkiye’nin radikal demokrasiyi inşa etme hedefi hepimizi ortak bir noktada buluşturabilir. Biz bugün bunun politik partisini tariflersek yeterli olur. Ötesine ileride bakarız. Bu anlamda bugün elbette HDP içinde olmaya devam ediyoruz.