Politika

DTK Eş Başkanı Hatip Dicle: Yemin nedeniyle milletvekili adayı olmadım

“Ben çözümün sağlanamadığı bir meclisin üyesi olmayı çok doğru da bulmamıştım”

20 Kasım 2015 15:30

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve kapatılan DEP eski Milletvekili Hatip Dicle, Leyla Zana'nın geçersiz sayılan yeminini değerlendirip, tartışılması gereken Zana'nın demokratik tavrının değil, defalarca değiştirilen anayasada değiştirilmeyen yemin metni olması gerektiğini söyledi.

Doğan Haber Ajansı’ndan Ferit Aslan’ın haberine göre, Hatip Dicle, Milletvekili adayı olmamasının nedenlerinden birinin yemin metni olduğunu ifade ederek, "Bir yemin metni, 'namus ve şeref üzerine' deyip okuduktan sonra, ondan sonraki icraatlarınız, her şeyiniz bunu reddeden bir temeldeyse ki, bugünkü anayasayla, yemin metniyle çelişiyoruz. Bu bana çok zor gelen bir konu olmuştur her zaman" dedi.

 

 

"Yemin metni Anayasanın ruhunun ifadesidir"

 

 

HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana'nın TBMM'de milletvekili yemini geçersiz sayılması, 1991'deki yemin krizini hatırlatırken, aynı yemin töreninde Zana ile birlikte milletvekili olan ve yemin krizi ile başlayan süreç nedeniyle yıllarca cezaevinde yatan DTK Eş Başkanı Hatip Dicle, konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Dicle, Kürt sorununun temelinde Türkiye'de 1924 ve daha sonra 1982 anayasalarındaki tek tipleştirmeye yönelik, bütün farklı etnisiteleri Türkleştirmeye yönelik bir politika izlendiğini ifade ederek, "Bu da anayasada yer alarak, yemin metninde aslında anayasanın bir anlamda ruhunun ifadesi oluyor. Bu son 12 Eylül faşist diktatörlüğünün halka zorla dayattığı anayasada biliyorsunuz 1924 anayasasının o inkarcı ruhu damgasını vurmuştur. Bu yemin metninde de bunu çok açık şekilde görmek mümkündür.

Bu nedenle aslında dünyanın her yerinde, parlamenter yeminleri yok. Ama olan ülkelerde de ideolojik değil. Yani yemin metinleri normalde düşünceniz ne olursa olsun, komünist, sosyalist, İslamcı, Radikal, Hıristiyan, ne olursa olsun düşünceniz hepsinin ideolojik anlamda çok rahatlıkla okuyabileceği bir metin var" dedi.

 

 

"1961 Anayasa yemin metni çok demokratiktir"

 

 

Hatip Dicle, 1961 anayasasının yemin metninin çok daha demokratik olduğunu, ideolojiniz ne olursa olsun, gidip onu rahatlıkla okuyabileceğiniz bir metin olduğunu ifade ederek, "Gönlünüze sindirebileceğiniz bir metindir.

1982 anayasasının ise tamamen Kürtlerin kimliğini, bütün farklı etnisitelerin kimliğini reddeden, onlara bir ideoloji dayatan bir özdedir. Bu nedenle asıl düşündürücü olan ya da tartışılması gereken Leyla hanımın demokratik tepkisi, haklı tepkisi değil, asıl düşündürücü olan 1982 anayasasının bugüne kadar belki 10'ün üzerinde yapılan anayasa değişikliklerine rağmen ve ortada çok canlı bir Kürt sorunu Türkiye karşı karşıya iken, bu yemin metnin bugüne kadara değiştirilmesi için hiç bir gayretin sarf edilmemesidir. Türkiye'de asıl düşündürmesi gereken, belki de utanç vesilesi olması gereken olay, hem devlet açısından, hem partiler açısından budur.

Dolayısıyla hedef şaşırtmamak lazım. Bugün ortada nerdeyse çatışma boyutunda olan bir Kürt sorunu var. Ve bu Kürt sorununun bütün farklılıklar; gerek etnik, gerek inançsal farklılıklar zenginlik kabul edilerek, ama hepimizin de Anayasal vatandaşlık çerçevesinde ademi merkeziyetçi bir demokratik Anayasa'ya ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu yolda ilerlenmesi gerekiyor. Yoksa ormanı görmemek, bir ağacı görmek anlamına gelir ki, çözümsüzlüğü, Kürt sorunun çözümsüzlüğünü çok daha fazla derinleştirebilir. Bundan böyle bir ders çıkarmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

Hatip Dicle, kendisinin mecliste olması halinde yemin metnini okuyup okumayacağı ele ilgili bir soru üzerine şöyle dedi: "Benim meclise çok aday olmamamın bir nedeni de budur. Bunu çok seslendirmedim bugüne kadar. Bana hep şu ağır gelmiştir. Bir yemin metni, namus ve şeref üzerine deyip okuduktan sonra, ondan sonraki icraatlarınız, her şeyiniz bunu reddeden bir temeldeyse ki bugünkü Anayasayla, yemin metniyle çelişiyoruz. Bu bana çok zor gelen bir konu olmuştur her zaman. Ve bu nedenle de aday olmamamın belki çok seslendirmediğim nedenlerinden biri de buydu. Ve devletin de tavrının 91'lere göre hiç değişmediğinin bir işareti olarak daima bunu algılıyorum. Çünkü 1982 Anayasası çeşitli hükümetler ve en son AK Parti döneminde de defalarca ele alındı. Değişiklikler üzerinde belli mutabakatlar sağlandı. Ama 12 Eylül ruhunu taşıyan bu yemin metnine asla dokunulmadı. Bu da devlet zihniyetinin hala özünde inkarcı ve 12 Eylül ruhuyla aynı kaldığının bir ifadesi oluyor. Yani AKP hükümetinin bile en azından buna çok açık bir şekilde karşı çıkmaması bile bu anlama henüz çözümü sağlayacak zihniyette bir parlamentonun oluşmadığı anlamına geliyor benim için. Ben çözümün sağlanamadığı bir meclisin üyesi olmayı çok doğru da bulmamıştım. Bu vesileyle bunu açıklamakta yarar görüyorum."