Medya

Dilipak: Bir zamanlar İran için tekbir sesleriyle yürürdük; ey Humeyni, devrimine ihanet ettiler

"Yazıklar olsun size paralel Şia, utanın!"

18 Aralık 2016 21:51

Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, Suriye'nin Halep kentinde yaşanan çatışmalarla ilgili olarak "Bir zamanlar Şah rejiminden kurtuldu diye İstanbul’da İran konsolosluğuna, Ankara’da İran büyükelçiliğine yürüyorduk tekbir sesleri ile" dedi. "Ey Humeyni, kendilerini sana nisbet edenler, senin davana, devrimine ihanet ettiler" diyen Dilipak, "Ali Şeriati’nin rüyası bu değildi. Nerdesiniz Kum uleması. Neden sesiniz çıkmaz oldu" ifadesini kullandı.

Abdurrahman Dilipak'ın "Hay Allah" başlığıyla yayımlanan (18 Aralık 2016) yazısı şöyle:

Ne günlere kaldık.. Bir zamanlar Şah rejiminden kurtuldu diye İstanbul’da İran konsolosluğuna, Ankara’da İran büyükelçiliğine yürüyorduk tekbir sesleri ile. İranlı diplomatlar İslami toplantıların şeref konuğu idi.. Düşünsenize 28 Şubat’ta Sincan’daki Kudüs gecesinde sahnede Fadlallah’ın resmi vardı..

Bugün gençler yine İran elçiliğine, konsolosluğa yürüyorlar, yine dillerinde tekbir sesleri var.. Ama bu defa protesto etmek için..

Kum eski Kum değil. Tahran eski Tahran değil.. 

Bir yandan DAEŞ, öte yandan Esedçi Safevi Şiası!

Sünnileri Yezid görüp Esed’le kol kola giren bu adamlar kim?

Ya da sormak gerek. Bu Selefi olduklarını söyleyen bu adamlar kim, Sisi’ye itaat edip, Mursi’yi bagi ilan edenler..

Öte yandan; FETÖ’cüler, liderlerini ilah ve Rab edinip, halkın üzerine, Meclis’e Beştepe’ye, Genelkurmay’a, Emniyet’e ateş açanlar..

Ey Resul, ümmetin içinde fitne çıkartan, kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları katleden, kadınların ırzına geçen bu zalimler topluluğunu sana şikâyet ediyoruz. Ve seni bu zalimlerden tenzih ediyoruz.

Ey Allah’ın arslanı, Aliyyül Mürteza! Kendilerini sana nisbet edip bu cinayetleri işleyenlerden seni tenzih ederiz.

Ey Humeyni, kendilerini sana nisbet edenler, senin davana, devrimine ihanet ettiler.

Ali Şeriati’nin rüyası bu değildi. Nerdesiniz Kum uleması.. Neden sesiniz çıkmaz oldu..

Oysa işgalciler Necef’e saldırdıklarında biz tekbir sesleri ile meydanlardaydık..

Halepçe’de katliam olduğu gün de meydanlardaydık..

Saddam, Dezful’a girdiğinden 48 saat sonra şehir bombalanırken ben Dezful’a ilk giren gazetecilerden biriydim..

O yiğit insanlar öldüler.. Ve yerine bu vahşi kan dökücüler geldi..

O zaman biz meydanlarda “La şargiyye, la gaybiyye, İslamiyye, İslamiyye” diye slogan atıyorduk.. “La Şiiyye, La Sünniyye” diyorduk. Bunlar bizim kendimizle ilgili konulardı “Biz Müslümanlardandık ve Müslümanlar kardeştir”.

Türkiye o günlerde daha laikti.. Açıkça “ben buyum” diyenlerin sayısı daha azdı. Ama biz dünyanın neresinde olursa olsun, hiçbir ayrım göstermeden “kardeş” diye insanlarla kucaklaşıyorduk..  Mezhebi farklılıklar düşmanlık sebebi değildi. Olmamalıydı.

Peki bunlar nereden çıktı. Nasıl oldu?

Oldu işte.. Şeytan boş durmadı.. İran Şia’sı Sünni’ye düşman oldu. Suriye’de, Yemen’de dişlerini gösterdiler.. Batı İran’a ambargoyu boşuna kaldırmadı. ABD, Irak’tan çıkarken İran’a kapılar boşuna açılmadı..

Vehhabi’lerin arkasında Suudiler vardı.. Afgan cihadında Rusya çekildikten sonra El Kaide Vehhabi’lerin eline geçti. Ve bugünlere geldik.. Vehhabi fanatizminin arkasında Suudi Krallığı ve ARAMCO vardı.. Nurcuları paramparça ettiler ve Gülen kanadını yanlarına aldılar. Sufi’lerin içine sızdılar onları da parçaladılar.. Şii ve Vehhabi düşmanlığını örgütlediler öte yandan Sufiler arasında..

Birileri bizim çocuklarımızın kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üremek için, dini, mezhebi, etnik, politik, ideolojik, felsefi ve vicdani kanaat farklılıklarını kullanarak bizi bize karşı kışkırttı.

Şeytan şeytanlığını yapacak. Şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi değildir ve olamaz..

Suriye’de yaşananlar, Irak’ta yaşananlar bize ders olmalı..

Herkes ötekinin yanlışı ile uğraşmamalı yalnızca. Kendi nefsine de dönüp bakmalı “Ben nerede yanlış yaptım” diye. Öyle değil mi, başkalarına öğütleyip durduğumuz şeyler konusunda kendi nefsini terbiyeye yanaşmayanlar Kur’an’da açıkça kınanır..

Şiicilik kötü de, Sünnicilik iyi mi? Kötülük kötülüğü doğuruyorsa bu daha da kötü..

Kötüleri cezalandırmak kadar, onları o yanlıştan vazgeçmeye çağırmak ve kazanmak daha iyi, güzel ve doğru bir tercihtir.

Karanlığa küfretmekten öte kalkıp bir mum yakmak gerek. Bir de şöyle düşünmemiz gerek: Karanlık aslında aydınlığın yokluğudur.

Bu süreç bir fırsattır aslında. Bu vesile ile bu konuları yeniden gözden geçirip, üzerinde düşünmemiz gerek.

Eminim İran’da da akıl, iman ve vicdan sahibi insanlar vardır. Firavunun sarayında bile bir Hz. Musa, bir Hz. Harun, bir Hz. Yuşa varsa. Firavunun karısı Asiye hatun bizim annemiz oluyorsa, her yerde erdemli insanlar vardır. Aynı şekilde Peygamberlerin ailesi içinde günahkâr ve inkârcılar olduğu gibi! Bizim içimizde de hainler vardır. 

İran için Halep bir milad olacak. Esed’in zulmüne ortak olan bir İran’ı tarih affetmeyecek. Bu utanç onların alnında bir kara leke olarak kalacak. Halep Kerbelası Hz. Ali’nin lanetini hakeden bir utancı içinde barındırır..

Esed İns’in şeytanı. Onunla işbirliği yapanlar da bu şeytani oyunun piyonu olmuş oluyorlar. Onlar da Şia’nın DAEŞ’i oluyorlar ve aslında yapıp ettikleri, söyledikleri yalanlarla, iftiraları ile birbirlerine çok benziyorlar.. 

Aferin size, halkının utancı olanlar. İsrail’i bile kıskandırdınız zulmünüzle. Şeytan da yaptıklarınızdan kıskanmış olmalı sizi. Veyl size! “Şeytan sizi Allah’la aldatmasın” denmedi mi size!

Zulm ile abad olunmaz. “Zalimlere yardım etmeyin, sonra ateş size de dokunur” denmiştir. Yazıklar olsun size paralel Şia! Utanın!

Allahım bizi affet! Şüphesiz ki, haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır. 

Selam ve dua ile..