Gündem

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen çocukları hatırlattı: "Bir kez daha hatırlatıyoruz, onlar sayı değil çocuktu"

"İlgili makamlar, adalet arayışındaki ailelerin ve insan hakları savunucularının tüm başvurularına “Bu çocukları biz almadık, bizde yok” cevabı verdi"

23 Nisan 2022 13:11

Kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri 891'inci hafta açıklamalarında gözaltında kaybedilen çocukları andı. Gözaltına kaybedilen çocukların isimlerinin yer aldığı açıklamada, "23 Nisan vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz, onlar sayı değil çocuktu"

Bugünün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Kaybedilen çocukların nasıl gözaltına alındığı, nasıl kaybedildikleri tanık ifadelerinde, savcılık iddianamelerinde, mahkeme tutanaklarında, AİHM kararlarında ve TBMM raporunda tüm ayrıntılarıyla yer alıyor. Buna rağmen kamu görevlileri hakkında etkili bir cezai soruşturma yürütülmüyor, çocuklar değil failler korunuyor ve failler cezasızlıkla ödüllendiriliyor" denildi.

 Cumartesi Anneleri 'nin 891'inci hafta açıklaması şöyle:

Çocuk bayramına değil, işkencehanelere götürülen ve gözaltında kaybedilen çocukları unutmadık.

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Her yıl olduğu gibi çocuklar için renkli, eğlenceli görünen etkinlikler düzenlenecek. Dünya’da çocuklarına bayram armağan eden tek ülke olmakla övünülecek. Hatta kimi çocuklar, birkaç dakikalığına iktidarın makam koltuklarına oturtulacak. Ancak kimse yaşam hakları ellerinden alınan çocuklardan bahsetmeyecek.

Türkiye’nin de imzacı olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşına kadar her insan çocuktur. Yine Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre devletler, çocuğun yaşama ve gelişme hakkını korumakla yükümlüdür.

Türkiye’de Devlet; BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Koruma Kanunu gereğince çocuk haklarını ihlal etmemek ve çocuk haklarının ihlal edilmesini önlemekle yükümlüyken en başta kendisi ihlal etti. Onlarca çocuk gözaltına alındı, işkence gördü ve kaybedildi. İnsan Hakları Derneği’nin tespitine göre 1992-1997 yılları arasında Batman, Bitlis, Bingöl, Cizre, Dargeçit, Dersim, Şırnak, Kulp, Nusaybin, Yüksekova, Silopi, Bismil, Silvan, Kızıltepe, Diyarbakır ve Lice’de 27 çocuk gözaltında kaybedildi.

Dersim Mirik Mezrası'nda ailesiyle birlikte kaybedilen 3 yaşındaki Dilek Serin, Şırnak'ta kaybedilen 12 yaşındaki İlyas Diril, Yüksekova’da kaybedilen 13 yaşındaki Münir Sarıtaş, Lice’de kaybedilen 14 yaşındaki Metin Budak, Kulp’ta kaybedilen 15 yaşındaki Ümit Taş ve gözaltında kaybedilen onlarca çocuğun akıbetinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebimiz bugüne kadar karşılıksız bırakıldı.

Kaybedilen çocukların nasıl gözaltına alındığı, nasıl kaybedildikleri tanık ifadelerinde, savcılık iddianamelerinde, mahkeme tutanaklarında, AİHM kararlarında ve TBMM raporunda tüm ayrıntılarıyla yer alıyor. Buna rağmen kamu görevlileri hakkında etkili bir cezai soruşturma yürütülmüyor, çocuklar değil failler korunuyor ve failler cezasızlıkla ödüllendiriliyor.

İlgili makamlar, adalet arayışındaki ailelerin ve insan hakları savunucularının tüm başvurularına “Bu çocukları biz almadık, bizde yok” cevabı verdi.

Çocukları her türlü ihlal ve zulme karşı korumakla görevli olan adli ve siyasi makamlara yine sesleniyoruz; bizim iddialarımızı reddediyorsunuz, tanık beyanlarını, AİHM mahkûmiyetlerini dikkate almıyorsunuz, TBMM raporunu gözardı ediyorsunuz.

O zaman söyleyin bize; güvenlik güçleri tarafından tanıklar önünde gözaltına alınan ya da Hizbullah tarafından kaçırılan bu çocuklara ne oldu?

Güvenlik güçleri ve onların desteklediği gruplar değilse bu çocukları kim kaybetti?

Davut Altunkaynak ve Seyhan Doğan’da olduğu gibi onları ölüm kuyularına kim attı?

Metin Budak gibi işkence görmüş bedenlerini gizlice kim gömdü?

Onlarca çocuğun küçük bedenini kim mezarsız, mekânsız bıraktı?

Bütün bu vahşi uygulamaları kim yaptı?

Biz hakikat adına, adalet adına, vicdan adına bu soruları sormaya devam edeceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin gözaltında kaybedilen çocuklar için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 192 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.

Dilek Serin 3 yaşındaydı.

Davut Altunkaynak 12 yaşındaydı.

İlyas Diril 12 yaşındaydı.

Abdulaziz Gasyak 12 yaşındaydı.

Vezir Tarhan 12 yaşındaydı.

Seyhan Doğan 13 yaşındaydı.

Münir Sarıtaş 13 yaşındaydı.

Metin Budak 14 yaşındaydı.

Ahmet Dansık 14 yaşındaydı.

Nuri Dayan 14 yaşındaydı.

Servet İpek 15 yaşındaydı.

Çayan Çiçek 15 yaşındaydı.

Ümit Taş 15 yaşındaydı.

Ahmet Akbaş 15 yaşındaydı.

Ahmet Sanır 15 yaşındaydı.

Fatih Kaya 15 yaşındaydı

Zeki Diril 16 yaşındaydı.

Nedim Akyön 16 yaşındaydı.

Faruk Aksan 16 yaşındaydı.

Lokman Kaya 16 yaşındaydı.

Mahmut Abak 16 yaşındaydı.

Mehmet Zeki Akyıldız 16 yaşındaydı.

Orhan Yakar 16 yaşındaydı.

Yahya Akman 16 yaşındaydı.

Sabah Oruç 17 yaşındaydı.

Yılmaz Gümüş 17 yaşındaydı.

Deham Güney 17 yaşındaydı.

23 Nisan vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz: Onlar sayı değil çocuktu.