Dünya

CIA'in 44 yıldır okyanusun altında sakladığı sırrı ne?

Pasifik Okyanusu'nda madencilik alanında çığır açıcı çalışmalara imza atması bekleniyordu

26 Aralık 2018 12:08

Hughes Glomar Explorer adlı keşif gemisi, 1974 yılının yazında ABD'nin California eyaletindeki Long Beach sahilinden Pasifik Okyanusu'na yolculuğuna başladı. Oldukça sıra dışı bir görüntüye sahip olan geminin Pasifik Okyanusu'nda madencilik alanında çığır açıcı çalışmalara imza atması bekleniyordu.

Okyanusun kilometrelerce altına ulaşarak, buralardaki kayalıklarda maden aramak üzere tasarlanan bu devasa geminin üzerinde bir kule ve o dönemin en gelişmiş sondaj ekipmanı yer alıyordu. Ancak geminin yolculuğu için yapılan büyük halkla ilişkiler kampanyasında verilen bilgilerin tamamı yanlıştı. Geminin misyonu da, yolculuğun amacı da açıklanandan çok daha farklıydı.

Bu geminin arkasında Soğuk Savaş döneminin en büyük aldatmacalarından ve CIA'in en gizli operasyonlarından biri yatıyordu. Bu devasa geminin esas görevi, altı yıl önce kaybolan bir Sovyet denizaltısını bulup çıkarmaktı.

1968 yılında K-129 tipi bir Rus denizaltısı Hawaii'nin yaklaşık 2 bin 500 kilometre kuzeybatısında batmıştı. Bu denizaltı, balistik nükleer füze taşıyordu.

Sovyetler bulamadı ama ABD'liler tespit etti

Sovyetler Birliği yaptığı geniş çaplı aramalara rağmen denizaltının yerini tespit etmeyi başaramadı. Ancak ABD'nin bu bölgede yer alan su altı dinleme noktaları bir patlama sesi tespit etti ve buradan hareketle de denizaltının yeri belirlendi.

Denizaltı, okyanusun yaklaşık 5 kilometre derinliğinde yatıyordu. Çıkarılması için o dönemin şartlarında çok ciddi bir maliyet ortaya çıkacak olmasına karşın, içinde olduğu tahmin edilen gizli belgeler, denizaltının teknolojisi ve taşıdığı silahlardan elde edilecek potansiyel bilgilerin paha biçilemez olduğu düşünülüyordu.

Bu nedenle de CIA, denizaltıyı çıkarmak için Azorian Projesi'ni hayata geçirdi. Bu projeden ve esas niyetinden Rusların haberi olmaması için de "maden arama" senaryosu uygulamaya konuldu.

Bu senaryonun ekran yüzü olarak da milyarder mucit Howard Hughes seçildi. Hughes, projede yer almayı kabul etti ve tasarlanan gemiye de onun adı verildi.

Geminin içinde denizaltının sığabileceği büyüklükte bir havuz yaratıldı. Plana göre, yaklaşık 2 bin ton ağırlığındaki denizaltı sudan çıkartıldıktan sonra buraya yerleştirilecek ve gizlice karaya getirilecekti.

Projenin hayata geçirilmesi tam altı yıl sürdü ve toplam maliyeti de 500 milyon doları aştı. O dönem bu maliyet birkaç tane uçak gemisi yapımına veya Ay'a yeni bir Apollo misyonu göndermeye denk geliyordu.

Üst üste aksilikler yaşandı

İçinde birçok ilki barındıran bu operasyon özellikle uygulama aşamasında bir dizi aksilikle karşılaştı.

Proje hakkında konuşmayı kabul eden az sayıdaki CIA görevlilerinden biri olan Dave Sharp, BBC'ye yaptığı açıklamada, okyanusta ilerledikçe deniz ve hava koşullarının sertleştiğini ve denizdeyken geminin bu sertlikteki koşullar karşısında ayakta kalamayacağından "ciddi şekilde korktuklarını" söyledi.

Bu kaygıların arkasında aslında projenin başarılı olması için havaların da düzelmiş ve iyileşmiş olması şartı yatıyordu.

Bir diğer aksaklık da tam bu noktada çıktı. Proje ekibi, hava koşullarının elverişli olduğu yaz ayları başlar başlamaz, vakit kaybetmeden işe koyulmak istiyordu. Ancak tam o zamanlarda dönemin ABD Başkanı Richard Nixon'ın bir barış zirvesine katılmak üzere Moskova'ya gitmesi planlanıyordu.

Beyaz Saray, Nixon'ın Moskova'da Sovyetlerle barış konuştuğu bir dönemde, ABD'lilerin de Sovyet nükleer denizaltısını denizden çıkarmaya çalıştıklarının ortaya çıkmasından endişe duyuyordu ve projenin ertelenmesini istedi.

Nixon'ın ziyareti öncesinde denizaltının üzerindeki yerini almış ve çıkarma işlemlerine hazır bir hale gelmiş olan gemi mürettebatı, çalışmaları askıya aldı. Denizaltıyı çıkarma işlemi birkaç hafta gecikmeyle ancak 3 Temmuz'da, Nixon'ın Moskova'dan ayrılmasından sonra başlayabildi.

Aksilikler, çıkarma işlemi başladıktan sonra da devam etti. Dave Sharp, denizaltıya bağlanarak yukarı çekecek olan aracın su altındaki akıntıdan dolayı "bir sağa, bir sola yalpaladığını" belirtti.

Ayrıca denizaltıyı çekmesi için aşağı gönderilen kameraya takılan görüntülerde "onlarca yengece benzeyen kabuklu hayvan" ve "köpekbalığına benzeyen beyaz balıklar" gördüler.

Denizaltı çıkartıldı ama…

Sonunda denizaltıyı yukarı çekecek olan aracın çelikten dev kancaları denizaltıya tutunmayı başardı.

Böylece güçlü, çelik halatlarla denizaltı yukarı çekilmeye başlandı. Tam işler yolunda gidiyormuş gibi görünürken, çelik halatların aşırı gerilmesinden dolayı kancalardan birisi koptu ve denizaltının büyük bir kısmı yeniden sulara gömüldü.

Yalnızca ön kısmı su yüzüne çıkarılabildi. CIA görevlileri, çıkartılan kısımda altı Sovyet denizcinin cesedine ulaştı.

Ancak operasyonun ana hedefi olan füzeler ve şifreleme kitapları gibi kritik önemdeki yükler ise çıkarılamadı ve halen bilindiği kadarıyla okyanusun derinliklerinde duruyor.

CIA'in resmi tarihine göre, bu operasyon "Soğuk Savaş döneminin en büyük istihbarat darbelerinden biri" olarak kayıtlara geçti.

Ancak, projenin devasa maliyeti ve sonunda da önemli şeylere ulaşılamamış olması kurum içinde de bir dizi sorunun sorulmasına neden oldu.

Bir yıl sonra da operasyonun detayları kamuoyuyla paylaşıldı.

Operasyonun sahte olması büyük şok yarattı

Sharp, derin sularda maden arama projesinin tamamen yalan ve sahte olduğunun ortaya çıkmasının "kamuoyunda büyük bir şok yarattığını" söyledi.

Zira, Hughes Glomar Explorer adlı "keşif gemisinin" devreye girmesinin ardından birçok üniversite derin sularda maden arama konusunda araştırmalar yapmaya ve maden şirketleri de bu konuyu yatırım gündemlerine almaya başlamıştı.

Açıklama birçok madencilik şirketi hisselerine satış getirirken, bu satışların etkisiyle borsa endeksleri de geriledi.

Hatta Birleşmiş Milletler'de (BM) okyanus ve açık denizlerdeki minerallerin haklarıyla ilgili yeni bir uluslararası anlaşma üzerinde müzakereler dahi yürütülüyordu.

CIA'in sahte operasyonunun gerçekten hayata geçmesi için ise yaklaşık yarım asır geçmesi gerekti.

Kanadalı Nautilus Minerals adlı şirket, kısa bir süre içerisinde Papua Yeni Gine açıklarındaki tropikal Bismarck Denizi'nde maden arama çalışmalarına başlamaya hazırlanıyor.

Bu gerçek maden arama çalışması ise denize kurulacak platformlardan indirilecek cihazlarla yapılacak ve uzaktan kumandayla karadan idare edilecek.

Artık deniz altında maden arama çalışması yapmak üzere çok sayıda şirket ve ülke ise çalışmalarında sona yaklaşmış durumda.