Dünya
Deutsche Welle

'Canımız gidiyor bizim'

Diyarbakır'da sokağa çıkma yasağının sürdüğü Sur ilçesinde çatışmalar devam ediyor. Gazeteci Tülin Daloğlu'nun Diyarbakır izlenimleri.

29 Aralık 2015 15:24


Diyarbakır, iç içe geçmiş iki ayrı dünya gibi. Dış çemberde, kuş cıvıltıları ile donanmış, temiz, huzurlu, aktif bir şehir görüntüsü var. İçte ise neredeyse tüm Türkiye'yi içine çekip yutabilecek bir karadelik. Burası, antik kale duvarlarının içinde kalan Sur ilçesi.

Sur'da neredeyse tam bir aydır sokağa çıkma yasağı sürmekte. Elektrik, kesintili olarak verilmekte. Yaşam, felç; çocuklar, sokakta top peşinde, devlet okulları mecburi tatilde. Bir avuç mahallelinin Kandil'den aldığı emir doğrultusunda Sur'un belli mahallelerinde hendek kazıp, özerklik ilan ettiklerinden beri durum tam bir felaket.

Sadece Diyarbakır'da da değil; Kürt nüfusun hâkim olduğu çevre illerde de böyle bir kalkınma var. Sonuçta, 90'lara hâkim olan kan ve gözyaşı bu kez çok daha ürkütücü bir boyutta geri gelmiş. Olaylar başlayalı 44'ün üzerinde çocuk öldü, bunların arasında henüz daha ayını çıkaramamış bebek dahi vardı.

Yaşananlar bir iç savaş

Sur, işte böylesi bir karadeliğin gözü. Birden çok giriş kapısı var; kimi yerlere üzeriniz arandıktan sonra girebiliyorsunuz, ama kimi yerler yasağın mutlak uygulandığı alanlar, hendeklerin olduğu yerler. Özel Tim mensupları giriş kapılarının iki tarafına kum torbalarından kendilerine mevzi yapmışlar, soluk alan her şeyi gözetliyorlar. Adını söylemekten genelde imtina da edilse burada yaşanan bir iç savaş.

Sur'a, Çiftkapıdan, Belediye binasına en yakın olan noktadan girdim. Eskiden, şehrin en aktif caddesi olan bu yerde can kalmamıştı. Çöpler, sokak başlarında birikmiş. Belediye binası kapalı, hizmet veremiyor. Dükkânların kepenkleri kapalı. Halbuki burası şehrin kalbi. Bir zamanlar sabahın erken saatlerine kadar vızır vızır işleyen lokantalar, hele hele ciğerciler, kapalı. Kuyumcular, manifaturacılar, gıda toptancıları, sebze pazarları, hep kapalı.

Diyabakır Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu, şu ana kadar 10 bin işyerinin kapandığını, 15 bin kişinin işten çıkartıldığını ve bu tablonun sadece Diyarbakır'da değil çevre illerde de domino etkisiyle hissedilmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Ebedinoğlu, hükümetin,

‘Sur afet kapsamına alınmıyor, şikâyetçiyiz'

Sur'da yaşayan insanların ve iş yeri sahiplerinin altı ay süre ile SSK primlerini ve vergi ödemelerini öteleme kararına da tepkili. ‘İşyeri kapalı, fatura kesemiyor, neyin vergisini verecek zaten,' diyor Ebedinoğlu.

‘Bölgede afet yaşanıyor. Devlet, Soma'da madenciler öldüğünde, Reyhanlı'da bomba patladığında, buraları hemen afet kapsamına aldı. Bizi almıyor. Bundan şikâyetçiyiz.'

Sur'da konuştuklarım da tepkili. ‘Biz ne anlarız özerklikten; biz işimizi yapıp, para kazanmak istiyoruz. Herkes iflasta,' diye yakınıyor adını vermek istemeyen bir lokanta sahibi. Demokratik Toplum Kongresi, pazar günü yaptığı açıklamayla hem hendeklere hem de özerk yönetimlere destek çıkmıştı.

Bir dönem Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği başkanlığını yürüten Şah İsmail Bedirhanoğlu, halkın, hem devlete hem de hendek kazanlara tepkili olduğunu söylüyor, bir de memleketin solcularına. ‘Türk solu, hayallerinde gerçekleştiremedikleri fantezileri Kürtler üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyorlar,' diyor Bedirhanoğlu. ‘Bizi başkalarının fantezilerine kurban etmeyin. Seni başkan yaptırmayacağız demek ne demek! Bu Kürtlerin işi midir, gitsin bunu diğer muhalefet partileri yapsın. Ya sen özerklik söyleminde samimi değilsin, ya da sen âdemi merkeziyetçisin.'

‘Bittik abla biz!'

Sokakta da aynı kanaat hâkim. Sur'da açık gördüğüm tek işyeri, bir kuruyemişçide konuştuğum dükkân sahibi de aynı sitemde bulundu. ‘Abla, veriyorlar gazı bu bizim siyasetçilere, onlar da dolduruşa gelip bir ağızlarını açıyorlar, olan bize oluyor. Halimize baksana. İş yok, güç yok,’ diyor. ‘Şimdi bak solculara; bu büyük büyük, bizim adımıza oturdukları yerden konuşanlara. Hepsi, sus-pus. Bu insanlık mıdır, ahlaklı bir davranış mıdır bu. Canımız gidiyor bizim. Daha da gidecek yerimiz kalmadı. Biz, çok şey yaşadık, gördük, ama biz hiç bu kadar karamsar olmadık. Bittik abla biz!'

Halk, Kürt siyasetçilerin, genel olarak iktidara meydan okurcasına açıklamalarından dertli. HDP Ankara milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in açıklamalarına da bu kapsamda dikkat çekiyorlar. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasa görüşmeleri kapsamında HDP'den randevu istemişti ancak Önder'in çatışmaları durmadan gelirse, ‘kaçak çayını içer gider,' açıklaması bu görüşmeye mani oldu. Sur'da konuştuklarım, Önder için ‘Gezi'de ağacın önüne dikilmişti, bir de gelsin burada bir hendeğin önüne dursun,' diyorlar.

‘Ülkenin batısının kayıtsızlığını unutmayacağız'

Sur'da insanların kafası karışık, karamsarlar. Devletin, bir ayı bulan sokağa çıkma yasağından ve uyguladığı güçten dertliler. Devletin, tüm halkı cezalandırmasının son bulması gerektiğini savunuyorlar. Ve ülkenin batısının bu yaşanan olaylara kayıtsız kalmasını unutmayacaklarını belirtiyorlar.

‘Bizi, 90'larda da PKK'lı görürlerdi. Bugün de PKK'lı görüyorlar. Değişen bir şey yok. Gelip görseler, tanısalar bizi, belki farklı olurdu her şey. Ama bizim çocuklarımız ölürken bu kadar kayıtsız kalmaları...' yüzünü ekşiterek bitiriyor cümlesini Sur'da bir vatandaş. Kimse adının yazılmasını istemiyor. Devletten de PKK'dan da korkuyorlar.

Ve Sur içinde, Kandil'den aldıkları emirle, sayısı 50'yi geçmeyen bu isyancı Kürt mahalleli çocuklar, yeni bir ölüm döngüsünün fitilini ateşledikleri gibi, devletin de burada yaşayan Kürtleri katletmesine davet göndermiş gibiler. İçinden çıkılmaz, karamsarlığın hâkim olduğu bu karadelik insanların, insan gibi yaşama temennisinin ötesine geçip, her bir iyi dileği ve birlikte yaşamı yutabilecek kadar büyük bir güce sahip. Bunu artık reddetmeden, görmek lazım...

Haber, değiştirilmeden kaynağından otomatik olarak eklenmiştirDeutsche Welle