Politika

'Bu bir hesaplaşma sürecidir'

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında emekli kuvvet komutanlarının gözaltına alınmasını eleştirdi

23 Şubat 2010 02:00

T24 - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında emekli kuvvet komutanlarının gözaltına alınmasını eleştirdi ve ''Eğer sabah 4'te kapınız çaldığında 'sütçüdür' diyebiliyorsanız demokrasi vardır. Ama 'eyvah geldiler' diyorsanız, korku sizin ruhunuza işlemişse, işte o ülke demokratik bir ülke olmaktan çıkmış demektir'' dedi.

İşte Baykal'ın konuşmasından satırbaşları:


Bu hafta işler çığırından çıktı. Ülkemizin ekonomik tablosu aynen devam etti. Bugün Türkiye’ye ekonomik tablonuz iyi diye referans veren kuruluşlar, kriz öncesinde, dünyayı krize sokan ülkelere de olumlu notlar vermişlerdi. Onlar başka işlerle meşguldür.

İşsizlikte dünyanın ikincisi olmuşuz, işyerlerimiz kapanıyor, ekonomimiz küçülüyor, işler azalıyor, kredi kartları ödenemiyor, bu nasıl iştir diye sakın düşünmeyin. O iş ayrı bu iş ayrı. Onlar kredilere bankalara bakar, biz çiftçiye halkımıza bakarız, işsizliğe bakarız. Buna da devam edeceğiz.

Bu mevsim bizde toprağın gübreyle buluşması gereken mevsim. Tam çiftçinin gübre kullanmak zorunda kaldığı mevsim. Bugünlerde gübre fiyatları, açıklanamayacak ölçüde bir sıçrama kaydetmiştir.

Geçtiğimiz kasım ayında gübrenin tonu 460 lirayken, bugün 720 lira olmuştur. 650 lira olan 15-15-15’lik taban gübre bugün 780 lira. 275 lira olan amonyum sülfat bugün 440 lira. 420 lira olan yüzde 26’lık amonyum nitrat 500 lira. Yüzde 20 ile yüzde 64 arasında ciddi bir artışla karşı karşıyayız.
 

Yargı yargının karşısına çıktı

Son iki günde yaşananlar Türkiye’de bir ölçüde alışmaya başladığımız gidişatın temposunun çok yükseldiğini ve bu gidişin çok tehlikeli istikametine doğru götürmekte olduğu gerçeğini herkesin önüne koymuştur.

Türkiye cumhuriyet tarihi boyunca darbeler yaşamıştır, isyanlar yaşamıştır. Çok acı travmalar, iç çekişmeler yaşamıştır.

İlk kez cumhuriyet tarihinde yargı yargının karşısına hükümet kararıyla çıkarılmıştır. Kimse bir aldatmacaya alet olmasın. Bu olayların arkasında sanmayın ki hukuk duyarlılığı içindeki hukukçular vardır. Bu olay yargının siyasallaşmakta olduğunu göstermektedir.
 

İlk kez kuvvet komutanları gözaltında

Bunun sonucunda Türkiye’de ilk kez kuvvet komutanları gözaltına alınmıştır, ordu komutanları gözaltına alınmıştır. Bir günde 21 amiral ve general, 27 subay, 48 TSK mensubu büyük operasyonla gözaltına alınmıştır.

Bu kadar büyük ve çarpıcı bir operasyon bildiğim kadarıyla hiçbir demokratik ülkede olmamıştır. Türkiye’nin tarihinde olmamıştır. Bildiğim kadarıyla herhangi bir başka demokratik ülkede, büyük olayların yaşandığı ülkeler dahil, böyle olaylar ortaya çıkmamıştır.

Faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde böyle bir tablo yaşanmamıştır. Demokrasi ve hukuk devleti ön görülebilirlik rejimidir. Yani herkesin geleceğinden emin olduğu bir düzendir.

 
Sabaha karşı 4'te kapınız çalıyorsa...

Yani sabaha karşı 4’te kapınız çalındığı zaman olsa olsa sütçüdür diyebiliyorsanız demokrasi vardır.

Eğer sabaha karşı 4’te 'Eyvah geldiler' diyorsanız, korku sizin ruhunuza işlemişse, işte o ülke demokratik bir ülke olmaktan çıkmış demektir.
 

48 kişi niye tutuklandı

Bu 48 kişi tutuklandı dün. Doğal olarak vatandaş soruyor niçin? Bunlar önümüzdeki aylar içinde darbe yapacaklardı da, 1-2-3 ay sonra, geleceğe yönelik bir darbe uygulamasını hayata geçirmek üzereydiler, şimdi elleri tutuldu, o nedenle gözaltınalar mı diyoruz?

Aklı başında kimse, bu insanların böyle bir darbe gerçekleştirme çabası içinde olduklar kanaatinde değil. Bunlar şimdi değil, geçmişte güç ellerindeyken, geçmişte darbe yapmaya fiilen giriştiler ve darbeyi yapamadılar bu anlaşıldı, ondan dolayı mı şimdi onlara bu hesabı sormak üzere gözaltına alıyoruz?

Bunlar geçmişte darbe düğmesine bastılar mı? 2003’te bu insanlar darbe projesini ortaya koydukları zaman, bunu birilerinden mi sakladılar?

Neymiş? Bir askeri tatbikat vesilesiyle, aslında darbeye yönelik bir proje ortaya koymuşlar. 7 yıl boyunca neyi beklediniz? Her şey ortada. Resmi bir tatbikat uygulaması. Açık bir olay var. O olay darbe hazırlığıymış. Bunu sadece bu 48 kişi mi yapmış? Bunlar onu yaparken, bunların amirleri neredeydi? Onların bakanları, başbakanları neredeymiş?

Neyle meşgulüz, ne yapıyoruz? Bunun arkasında ne var?

Önleyici tedbir almak var mı? Hayır.

Geçmişte gizli bir darbe organizasyonuyla ilgili hesap sorma var?

O zamanki komutanlar şimdi televizyon seyrediyor. Hesabı şimdi mi soruluyor? 7 yıl geçmiş aradan, emekliye ayrılmış. Şimdi biriler hangi ihtiyaçtaysa bu konuda bir dava kararı almışlar. Hiçbir zaman hukukun gereği budur anlayışı yok.
 

'Partiyi kapatmaya karşı gözdağı veriliyor' diyor

Kimisi diyor ki parti kapatmaya karşı gözdağı veriliyor.

Kendi siyasi hesaplarınız için nasıl bunu gerçekleştirebilirsiniz? Bu kadar ucuz mu?

Şimdi bu insanlar gözaltına alınmış. Niye? Darbeye dönüştürülebilecek bir tatbikat yapmışlar.

Sen darbe düşüncesiyle tatbikat yaptılar diye 7 yıl sonra hesap soruyorsun? Fiilen askeri müdahaleyi gerçekleştirmiş olanlara niçin harekete geçmiyorsun? Bunlar kafalarının arkasında darbe düşüncesi vardı diye 7 yıl sonra insanlar gözaltına alınıyorlar.

12 Eylül’ü himaye edip, gerçekleşmemiş bir darbe düşüncesi diyerek, ne görevdeyken, nede ondan sonra gerçekleştirmişler. Ama şimdi senin böyle bir planın var diye insanları gözaltına alıyorsun.

 
Fişlemej kimin haddine

Bu bir hukuk süreci değildir. Siyasal hesaplaşma düşüncesidir. Sözlerini okuyorum ve bu çerçevede düşünmenizi istiyorum. Kapalı bir oturumda samimiyetle anlayışını değerlendirmesini iyi niyetle bir AKP milletvekilinin ifade etmesidir. Diyor ki:

''Arkadaşlar sakın ha oylarımızı azaltmayın. Biz birazcık tökezlersek, bu defa çok kötü intikam alır. Oyumuz gerilerse, bu Ergenekoncular falan çok kötü intikam alır. Yani burada intikam alma hakkını veriyor. Bizim bu yaptıklarımızın bir cevabı olmalıdır ve bu cevabı birisi verir diyor.''

Kendi kendine bunun hesabını bizden sorarlar. Çünkü sorulması gereken bir hesap var demek istiyor ve ekliyor:

Bu memlekette kimin kızının başı örtülüyse hepsini fişlemişler, kim namazında oruç tutuyor hepsini fişlemişler.

Kim yapmış bu işi? Bizim aramızda namazında niyazında başörtülü orucunun tutan milyonlarca insan var.  Kimin haddine bunu fişlemek. Vatandaş nasıl istiyorsa öyle yaşar. İster başını örter ister açar. Bak aramızda başörtülü kardeşlerimiz var.  Kim kimi fişliyor, ne biçim laf bu?

Ve diyor ki:

''Eee şimdi biz onları fişliyoruz. 40 sene onlar bize yaptı, inşallah şimdi sıra bizde. Yapmaya çalıştığımız bu arkadaşlar.''

Bu olayın dürüstçe ifade edilmesidir. Burada geçmişte bize yapıldı dediği işler kimsenin sindirebileceği işler değildir. bugün yaşanan olayları hukuktu, demokrasinin işleyişiydi diye izah etmeye kalkmasın, bunun altında bir hesaplaşma yatıyor.

 
Sanki Türkiye'de darbe yapıldı

Ergenekon dediğin de işte budur. Bugün Türkiye manzarasına baktığımız zaman, sanki Türkiye’de darbe yapıldı.

Duymadık, haberimiz yok. Ama bakınca hemen içimizden gelen düşünce, yahu bir darbe yapıldığı izlenimi.

Bir defa hükümet bağımsız yargı konusundaki tavrını artık herkesin görebileceği şekilde ortaya koyuyor. Bağımsız yargı yerine, tarafsız yargı demeye çalışıyor. Bundan kastettiği de ondan taraf olması.

Herkesin şunu çok iyi bilmesi gerekiyor. Bağımlı yargı hiçbir şart altında tarafsız olamaz, bağımlı çünkü.

Evrensel insan hakları belgelerinde, hepsinde bağımsız yargı konuşuluyor. Tarafsız yargı profesyonelliğin gereğidir. Bağımsız yargının içinde tarafsız olmayanlarda olabilir. Yargı bağımlı ise, artık tarafsız yargı demek ya bir cehalettir, yada karşısındakini geri zekalı sanmasıdır.

Hukuk sistemimizde bir süreden beri, tam yetkili ağır ceza mahkemeleri, tam yetkili savcılık özel yetkili ağır ceza mahkemeleri. Yargı bir bütündür. Özel yetkili olan var, özel yetkisi olmayan var. Bu ayrımı yaptığınız zaman tereddüt girer. Bunun arkasında DGM var. Bu DGM Türkiye’de genel şikayet hale gelmişti. Kaldırıldı ama bu defa özel yetkili ağır ceza mahkemeleri diye ayrı bir kategori imar edildi.

Türkiye’deki yargıyı zaafa uğratan bu sistemdir. Bir ülkede ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olabilir. Uyuşturucu konusunu inceleyecek mahkemeler olabilir. Terör davaları için olabilir. Bu ihtisas mahkemesidir. Şimdi özel yetkili dediğiniz zaman iş çığırından çıkıyor.

Kanunsuz telefon dinlemeleri. Yargıya yönelik oldu mu? Savcılara yönelik oldu mu? Hakimlere oldu mu? Oldu.

Bir süre önce Ergenekon savcısı, ''ben bu davaya bakamam. Üstümde baskı var'' dedi ve çekildi.
 

Hükümet yargının göbeğinde

Kurumsal baskı sadece o hakime mi yapıldı. Başka kurumsal baskı yapılan hakim ve savcı yok mu ülkede.

Doğrudan doğruya hükümet üyelerinin belli bir davaya yönelik etkisi var.

Bir başbakan yardımcısının Erzincan’da bir savcıya, soruşturmayı nasıl götürmesine yönelik etki yaptığı ortaya çıktı.

Kimse inkar edemiyor. Sadece orada mı müdahale edildi. Burada gözü pek bir savcı çıktı. Peki çıkmayan yerlerde ne oldu?

Bu öyle bir savcı daha ince de JİTEM ile ilgili iddiaların üzerine cesurca giden bir savcı.

Eğer o savcı 2007 yılında o soruşturmayı başlatmamış olsaydı bunlar onun başına gelir miydi.

İtham edilen suçların tümünün uydurma olduğunu bilmeyen var mı? Adam JİTEM’ karşı mücadelenin öncüsü. Şimdi Ergenekon’un içine katmaya çalışıyorlar.

Suç imal ediliyorsa ve bunu hukuk adına yapıyorsanız orada hukuk devletinden demokrasiden bahsetmek mümkün mü?

Sen amacına ulaşmak için sadece dedikodu yapmıyorsun tuzak kuruyorsun, terkip yapıyorsun.

Devlet gücüyle bu yapılıyor. Böyle bir güçle her şey yapılabilir. Böyle bir durumda kimsenin dokunulmazlığı yoktur.
 

Habur tartışmaları
 
Birisi de çıkıp diyor ki Habur’da hakimleri ayarladık. Kimdi diyor İçişleri Bakanı, kime diyor DTP’nin genel başkanına.

Orada ne konuşulduğunu bize bir eski milletvekili söylüyor. Geçiyor mu o gelenler denildiği gibi.

Uygulama Türkiye’nin hukukuna aykırı mı? Ortada bir ayarlamanın bulunduğu anlaşılmıyor mu?

Devletin bütün yetkilileri orada, emniyet genel müdürlüğü yetkilileri orada, içişleri bakanlığı yetkilileri orada. Peki adalet bakanlığı yetkilileri orada mı? Ne arıyor adalet bakanlığı yetkilileri orada.

Ayarlamayı kim yapıyor. İçişleri bakanı mı yapıyor?

Delilin yerini imzasız ihbar mektubu aldı. Gizli tanık aldı. İçinde bulunduğu davanın sanığı olan. Mahkemede hüküm giymiş olan insan gizli tanığa dönüşüyor ve davanın seyrini değiştirmeye çalışıyorlar.

Kim bu cinayet işlemiş, yeğenini fuhşa teşvik etmiş, daha birçok pis işe bulaşmış biri.

Dursun Çiçek’le buluştunuz mu diyorlar Savcıya. İnsanlar kendi masumiyetlerini iknaya zorlanıyorlar.

Oysa hukuk masumiyete dayanır. İddia sahibi iddiasını ispata mecburdur.

Bu gerçekten hepimizin ibret alması gereken bir manzaradır.

 
Hükümet yargının doğrudan içine girmiştir
 
Hükümet yargının içine doğrudan girmiştir. Hele bu Erzincan soruşturmasından sonra hükümet yargının göbeğinde yer almıştır.

Aklı başında bütün hukukçular hükümetin yanlış istikamette buraya battığını ortaya koymuştur.

Bu tablo karşısında şu gerçeklere dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’de siyasi niteliği ağır basan davalar yaşandı. 12 Eylül dönemindeki kesintilerde olduğu gibi.

12 Eylül’de darbe oldu 100 gün sonra sanıklar yargı karşısına çıktı.

MSP Genel Başkanı tutuklandı, 7 ay sonra iddianame hazırlandı.

 
3 yıldır iddia var mahrumiyet yok
 
Gelelim bugünkü manzaraya. Ergenekon davası 2007 12 haziranında başladı. Yani 3 yıl tamamlanmak üzere.

Ergun Poyraz diye bir yazar var. 22 temmuz 2007’de tutuklandı hala tutuklu. Silahlı değil, neyle itham edildiği belli değil.

Bir kitap yazdı başbakan hakkında çok ağır sözler içeren. Kitapta bir sorun varsa ona göre harekete geçin.

Ne oldu Ergenekon’dan gözaltına alındı 3 yıldır tutuklu.

Hala iddianamelerin sonu gelmiş değil. Ucu açık iddianame kavramını Ergenekon’la gördük.

Bu oluyorsa her şey olur. Bu oluyor ve bunu hazmettirmeye çalışıyorlar. Dalga dalga insanlar tutuklanıyor. Pek çok insan neyle suçlandığını bilmeden tutuklu kalıyor.

Bu kadar büyük bir dava Ergenekon var diye yola çıkıyor. Öyle bir şey olduğuna dair hiçbir delil yok.
 

Bu hukuk değil zulümdür
 
3 yıldır ortada iddia var mahkumiyet yok. İddia ile mahkum ediyorsun. Hükümle değil.

İddia var, tutukluluk var, ölüm var ama hüküm yok. Kimse hakkında yok. Böyle dava olur mu?

Bu zülümdür, hukuk değildir.

Kimsenin imtiyazı yok. Herkes hesap verecek deniyor. Peki sayın Başbakan sen hesabını vermeyecek misin?

Onların dokunulmazlığı yok ama senin dokunulmazlığın var. Mecliste 550 milletvekili var, 608 tane de fezleke var.

Adalet yok, hukuk yok. Bunları lafazanlıkla örtemezsiniz. Sen istediğin kadar nutuk at. Söylediklerinin dirhem değeri olmadığını millet gözünün içine baktığı an fark ediyor.
 

Hesabı ödemeden kaçmak istiyorlar

Bu milletin dürüst onurlu savcısı en ağır şekilde cezalandırılmak isteniyor. Bu gidişi bakınca nerede duracak diye herkes soruyor. Bilerek kavga gerilim tırmandırılıyor.

Hani lokantaya birileri gelir sofrayı donatırlar yer içerler, garson hesabı yazmaya başlayınca oradaki insanlar ne yapsak da hesabı ödemeden kaçsak diye düşünmeye başlarlar.

Şu andaki Türkiye manzarasına bakınca aklıma bu geliyor. Birileri masadan hesabı ödemeden kaçmanın planlarını yapıyorlar.

Hır çıkarıp dayak yiyecek yiyince de ağlaşacak. Aman sakın ha. Oradaki kavga hazırlığını görün ama sakon kavgaya dahil olmayın.

Sıkın dişinizi bu günler gelip geçer bunların ad hesap vereceği günler elbette gelir.

Sakın ha kavgaya fırsat vermeyin. Sizin dışınızda kavga çıkarsa da katılmayın. Ama kapıyı pencereyi de iyi tutun.




ETİKETLER

haber