Politika

BAHÇELİ: TÜRKİYE KARDEŞ KAVGASINA SÜRÜKLENEBİLİR BURSA (A.A)

27 Ağustos 2010 02:45

-BAHÇELİ: TÜRKİYE KARDEŞ KAVGASINA SÜRÜKLENEBİLİR BURSA (A.A) - 26.08.2010 - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Arzulamamamıza rağmen Türkiye, bir kardeş kavgasına sürüklenebilir, bir bölünmeye gidebilir bütün bunları bugünden görmek, tedbirimizi bugünden almak lazımdır'' dedi.  Bahçeli, partisinin Bursa İl Teşkilatınca düzenlenen iftar yemeğinin ardından yaptığı konuşmada, Türkiye'nin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin en önemli sorunlarından olan ekonomik ve sosyal sorunların ikinci plana itilerek, ülkenin suni gündemlerle uzun süredir meşgul edildiğini ifade eden Bahçeli, son aylarda Türkiye'nin en önemli gündem maddesinin 12 Eylülde gerçekleştirilecek halk oylaması olduğunu, bu konunun halk tarafından çok da iyi anlaşılmadığını söyledi.  Bahçeli, AK Parti tarafından hazırlanan Anayasa değişiklik paketinin, Meclisteki çoğunluk temel alınarak, hiç bir diyalog kurmadan, Anayasa Komisyonuna ve daha sonra da Genel Kurula sunulduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:  ''Madem ki bütün siyasi partilerimiz, Anayasa değişikliği konusunda bir ortak düşünceye hazır, yıllardan bu yana nelerin değişmesi konusunda ön hazırlıkları var, öyleyse siyasi iktidarın, böyle bir siyasi iklimden, uzlaşma anlayışından yararlanması gerekirken, herkesi dışlayarak 'Benim dediğim olacaktır' ısrarıyla bu Anayasa değişikliğini yapmasında, ne gibi bir gizli gündemi vardır. Bu merak konusu olmuştur. Billboardlarda milletin hoşuna gidecek bazı konular gündeme taşınarak, acaba gizli gündem açıklanıyor mu? Yoksa gizli gündemin üstüne örtülmüş bir şal mıdır? Bu henüz daha anlaşılmış değil. Ama anlaşılmanın artık kolaylaştığı bir döneme girdiğimizi belirtmek isterim. Anayasa değişikliği konusunda, Sayın Başbakan'ın gizli gündemi ne olabilir? Bunun araştırılması, bunun halk tarafından iyice anlaşılması ve temel tercihleri 'Hayır' veya 'Evet' şeklinde ortaya koyarken bu gerçeklerden hareket edilmesi, inanıyoruz ki ülkemiz için daha hayırlı olacaktır. Milletimizin önüne iki demokratik kurumdan birisi olan halk oylaması gelmiştir. İkincisi seçimdir. O da bir yıl içinde Türkiye'nin gündeminde olacaktır. O zaman millet iradesine başvuru için önümüze çıkmış olan bu fırsat ve imkanı iyi değerlendirmemiz gerekiyor.'' Bahçeli, ara rejimlerle bir yere varmanın mümkün olmadığını belirterek, ''O bakımdan ara rejimlerle veya darbelerle Türkiye'nin sorunlarını çözmek, artık Türkiye'nin gündeminde, hiçbir şart altında ne bugün ne de gelecekte olmamalıdır'' dedi.  Anayasa değişikliğinin millet iradesiyle yapılabilmesi için değişikliğin ne olduğunun halka çok iyi anlatılması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, şunları söyledi:  ''Türkiye'nin bütün sorunlarını göz önüne aldığımızda, bazı konularda temel hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Bu gizli gündemin ne olduğunu araştırıyoruz. Bunu bazı ilişkilerle de test etmeye çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi Sayın Başbakan'ın yandaş bir televizyonda, çok rahat bir ortamda yapılmış olan bir programda, Sayın Başbakan, açılımın hukuki zemininin adımı olarak bu Anayasa değişikliğini düşündüğünü söylüyor. O zaman bu açılım nedir bu anlaşılmamış. Ama açılım, önce bir Kürt sorunu olarak bir konuşmayla başladı. Sonra PKK açılımı olarak ifade edilmiş, daha sonra halktan gelen tepkilerle demokratik açılıma dönüştürülmüş, insanların kabulde zorlanması hali göz önüne alınarak 'milli kardeşlik ve barış açılımı' şeklinde ifade edilerek Türkiye'de bir açılım ısrarında bulunulmaktadır. Açılımın PKK'nın siyasallaşma sürecini tamamlayan bir anlayış olarak yer ettiği düşüncesindeyiz.'' -''İKİ SAYISAL DEĞİŞİKLİKTE BAŞBAKAN'IN ISRAR ETMESİNİ ANLAYAMIYORUZ''- Bahçeli, Anayasa değişikliği paketinde Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili iki tuzak olduğunu savunarak, şöyle devam etti:  ''İki sayısal değişiklikte, Sayın Başbakan'ın ısrar nedeninin ne olduğunu anlayamıyoruz. Neye mecbur, neye mahkum kaldığını da anlayamıyoruz ve bu ısrarı da devam ediyor. Bugün için halk oylamasını kendisiyle AKP ile özdeşleştirerek, halk oylamasına çok daha farklı bir anlam kazandırmak suretiyle Anadolu'da çalışmalarını sürdürüyor. Sayın Başbakan siyasi üslup yönünden de Türkiye'de geçmişten bugüne yer etmiş siyasi kültürümüzle çelişir bir sertlik argo ve hakaret üslubunu ısrarla devam ettiriyor. Herkese Mecliste milletvekillerine yaptığı baskı gibi önüne kim gelmişse tüzel kişilik olabiliyor, kişi olabilir, önemli STK olabiliyor veya başka bir sanat ve kültür üzerinde faaliyet gösteren bir kuruluş olabiliyor. İlk sorusu 'Tercihiniz nedir? sorusu oluyor. 'Evet' derse iltifat, 'Hayır' derse hakaret ile karşı karşıya bırakıyor. Bu böyle devam ettiği takdirde var olan toplumsal gerilim artıyor. Ülke, öfke yükleniyor. Cepheleşme kamplaşma ve çatışma ortamı hızlandırılıyor ve gerilim stratejisi ile Türkiye'nin bir yere varması da mümkün olamayacağına göre, Türkiye bir karanlığa doğru sürükleniyor. Eğer bu açılım, PKK açılımı üzerinde ısrara devam eder, şimdi bunun yol izini açıyoruz, '2011'de de çok daha geniş kapsamlı Anayasa değişikliğini yapacağız' diyerek açılımdaki taleplere ve AB dayatmalarına karşı bir anayasa değişikliği düşünüyorsa Türkiye bir yol ayrımına sürükleniyor, demektir. Kanaatimiz odur ki arzulamamamıza rağmen Türkiye bir kardeş kavgasına sürüklenebilir, Türkiye bir bölünmeye gidebilir bütün bunları bugünden görmek tedbirimizi bugünden almak lazımdır. O bakımdan Anayasa değişikliği bugün için halk oylamasının ötesinde, gerçekten bir anlam yüklenecekse Türkiye'nin geleceğine ilişkin anlam yüklenmelidir.'' -''BU GİDİŞAT HAYIRLI BİR GİDİŞAT DEĞİLDİR'' Devlet Bahçeli, PKK'nın taleplerinin bitmeyeceğini, terör örgütünün dört coğrafyada birleşik Kürdistan devletini kurmak hedefiyle yola çıktığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:  ''Bundan da amaç olarak herhangi sapma içerisinde değiller. Zamanın uluslararası ilişkiler boyutunda aşama aşama değişiklikler öngörmekle beraber ana eksenden sapma gözükmemektedir. Şimdi ise demokratik özerklikten bahsediliyor. Demokratik Türkiye, demokratik özerklik. Demokratik özerlik nedir? Anlatan yok. Hangi alanda hangi siyasal ve sosyal yapıda bir özerlik tanınacak. Bu da belli değil, öyleyse talepleri cevaplandırarak tavizkar bir politika oluşturmak suretiyle terör örgütünün baskısıyla 'Türkiye'de artık yeter, bunlar ne istiyorlarsa verelim' noktasına sürüklenecek bir anlayışı istiyorlar.''  Televizyonlarda herkesin silahlı kuvvetlere yüklendiğini, bunun askeri yönden çözülemeyeceğini savunduğunu dile getiren Bahçeli, şöyle devam etti:  ''Geçmişte mücadele veren insanlar doğru veya yanlış yargıya intikal etmişlere, saygı duyuyoruz. Yargıda en kısa zamanda da sonuçlanmalıdır. Ama Türkiye'nin tek silahlı kuvvetleri tahrip edilemez, edilmemelidir. O sebepten dolayı da herkes haddini bilmeli, nereye kadar konuşacağını da iyi belirlemelidir. Terörle mücadele eden insanları bugün medya aracılığıyla karalar, türlü türlü suçlamalarla onları toplum nezdinde saygınlığını yitirir bir konuma getirirseniz, yarın bölücü terör bitmeyeceğine göre, onun karşılığını verecek olan silahlı kuvvetleri veya emniyet güçlerinin mücadele azmini tekrar nasıl ortaya çıkaracaksınız? Hemen arkasından söyleniyor, 'Bu böyle gitmiyor, askeri yönden çözüm yok. Öyleyse siyasallaştırarak siyasi çözüm bulalım'. Nedir siyasi çözüm? Var mı bir önerin? Yok. Önerinin karşılığı ne? PKK'nın taleplerini yavaş yavaş Türkiye'ye kabul ettirmek bir aydın görevi olarak bir takım zırvalarla televizyonlarda gece gündüz toplumu meşgul ederek yapılmış olan değerlendirmeler dikkat çekiyor. Bu gidişat hayırlı bir gidişat değildir. Bizim düşüncemiz bu. Buraya gelenler farklı düşünebilir. Ancak Türkiye'nin nereye gittiğini eğer hep beraber hesaplayamazsak o zaman Türkiye, bir karanlığa, bir karanlık tünele sokulacak. Tünelin ışığının nerede, ne zaman, kimin tarafından görüleceği de belli olmayacaktır. O bakımdan önümüzdeki fırsatları akıl süzgecinden geçirerek vicdanımızın sesini dikkate alarak, önce ülkem ve milletim sonra partim anlayışı ile hareket ederek bu iktidara veya bu iktidarı bu noktaya sürükleyen çevrelere bir 'Dur' demenin uyarısını yapmakta yarar vardır, diye düşünüyoruz. MHP olarak bu halk oylamasından 'hayır' oyu verilerek bu uyarının yapılacağına inanıyoruz.''